Yaşama Dair

::::KALP VE GÖZ::::::::

Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz en heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz. Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit. Âşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün sevgiliye ilk takıldığı saniye dilimidir ve aşığın bütün biyografisi, bu “ilk bakışın öncesi ve sonrası”ndan ibarettir. Kalpte ateşin yükselmesi, aklın ve sabrın ateşe düşmesi o ilk bakış ile başlar. Kılıcın kınından sıyrılması yahut okun yaydan fırlamasıdır bu. Sevgilinin yüzü kınında bir kılıç yahut sadakta bir yay gibidir; bakış onu kınından ve sadağından çıkarır.
Sevgili’nin yüzümü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.
Aşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap.
Göz… Savaşı başlatan haberci.
Bakış… Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve aşk… Kalp ile göz arasındaki kutlu bir hadise.
Çok sonraları kalp göze diyecektir ki, “Ben bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlere itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emir ben esir. Sonra devam eder:
- Ey göz! Sen ikisin ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp onu öldürmesi zulüm değil de nedir?… Þimdi ağla o halde; etiğin zulmün cezasını çek bakalım.
Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir: “Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur”
Göz görünce bir kez geriye ne kalır?

HAYATIN IÇINDE GEZINIRKEN UNUTTUKLARIMIZ

Yasamam gereken her seyi yasadim.Hani deriz ya su anda ölsem gam yemem deriz ya.

Sonra birileri çikar ne kadar kucukmus hayllerin der sana…

Sevdigin birini kendine benzetmeye kalkarsan eger, onun kendisi olmasindan

korkuyoruz demektir bu.Kendimize benzeterek daha kolay basa cikabilecegimizi dusundugumuz içindir belki..

Ruh ikimzimizi arariz ya hep, her seferinde de yaniliriz. Neden mi?

Kendimiz gibi birini arariz a ondan..Oysa hiç kimse kendimiz gibi degildir ki

yeryuzunde…

Zararli bir seyi yapmak her zaman kötu degildir.Zira onu yapmadigimizda, ondan cok daha kötu bir seyi yapip yapmayacagimizi bilemeyiz ki….

Içine düstugu örumcek aginda debelenen ari, kendisini kurtarmaya calisan iyi niyetli bir eli sokmaz ki…
Ne tuhaftir bu hayat.Yenilgilerimizin mimarlarini bizden daha zeki olanlarda arariz…

Oysa bizi yenenler, sabirli,planli,hayatin anlamini bilmeyen,sevmekten,

kaptirmaktan,herseyden vazgecemeyen,dogrusu yanlisi birbirine girmis kisilerdir…

Bu kisilerin aynalardan hep kaçarlar.Cunku bakarsa maskelerini görurler.

Niye duvara toslamak istesinler ki…

Olan herseyi kosullari içinde degerlendirirler…Sanki secenekleri yokmuscasina,
feda ettirirler.Tercih ederler. Ta ki, Her sey olup bittikten yillar sonra,
simdiki aklim olsaydi bunu yapmazdim gibisinden hayiflana hayiflana
ömurlerini tamamlarlar…

Ne esek inatcidir, ne de kedi nankör. Aslinda her iki canlinin da dogasini tam bilmedigimiz için kendimiz uyduruyoruz bir çok seyi. Iyi geliyor sanirim, secenegin olmayinca…

Yürüyerek gidebilecegimiz bir yere kosarak varmak bir sey kazandirmiyor
çogu zaman bize.
Önemli olan,

OLMAN GEREKEN YERDE TAM ZAMANINDA OLMANDIR….

BİR BİLSEN

Gözlerin gideceğini söylüyordu, gözlerin konuşuyordu adeta gözlerimle… Yüreğim bilmezdi ki bu kadar çabuk, böylesine sinsice…

Yüreğim de hissediyormuş meğer senin benim olmadığını, hissediyormuş da saklıyormuş benden…

Hançerin batmıştı uzun zaman önce, benliğim enkazlara sürüklendiği andan çok uzun zaman sonra itiraf etti bana…

Ben seni yâr bildim, kabuk tuttu yaralarım…

Gözlerin gideceğini söylüyordu, hâyâlin kibrine yenik düşmüş bir masal prensini anımsatıyordu… Biliyor musun? Sana yazılması gerekenler çoktan yolunu şaşırıp bir başkasına yazıldı bile…

Sen gitmeyi seçtin de ben göndermedim mi? Sen sustun da ben kabul görmedim mi? Ben sevdim diye, yüreğin aşkıma vurulup seni bana getirmedi mi?

Hangisi yalan sevdiğim? Hangisi yalan, şimdi söyle! Ben miyim yalan olan, sen misin hançerini batırıp da kayıplara karışan?

Çok sevdim diye mi oldu bütün bunlar? Söyleseydin daha az severdim, söyleseydin her şeyden daha az, kalbimden daha çok severdim…

Ben seni kendi kalbimden; yaşamdaki her şeyden çok sevdim…

Sevdim demekle bitmiş olmuyorsun ki…

Sevdim derken de seviyor insan… Bakma saçma sözlerime, saçmalığıma vur da gül sadece…

Sen güldün mü sanki her şey bana gülüyordu… Sen mutluyken sanki yüreğim alevler ortasından buzun içine atlıyordu, sen bir kez olsun tebessüm ettin mi masallar bir anda sanki gerçek oluyordu…

Bakma sözlerime, bakma bana… Bakma işte…

Sen bana bakarsan ben başka yere bakamam ki… Sen beni anlasan, hani tekrardan çok sevdiğimi bilsen, ben yüreğimi yaşatamam ki… Her şey sevilmediğini sanmanla başlasın, takvimim sensizliğin sayısızlığına dem vururken…

Bir bilsen, seni sevebilmeyi sevmek ne kadar da güzel… Bir bilsen sensizliğin sayısını arttıracak olmanın korkusu bile bir başka güzel… Bir bilsen, her şey çirkinken bir sen güzel… Bir bilsen keşke, sen ardına bakmadan gitmeyi seçerken, bekleyişlerim bile yormuyor beni, ah bir bilsen…

Gözlerin gözlerime bakabilmeyi unuttular mı yoksa? Oysaki gözlerim hayaline odaklı sen yokken… Sen varla yok arasıyken bile o sadece sana odaklı…

Bir bilsen, seni sevmeyi sevmek, seni sevmekten daha güzel… Saatler seni düşünürken kahır tablosu oluşturuyor, ama yinede güzel…

Uzaktan uzağa sevmelerin yüreğimi yaşlandırabileceğine inandırdın beni… Hâlbuki en uzağımda tuzağım olmana izin vermiştim ben… İnanırsak başarırız sanmıştım, inanmalarla başarılmıyormuş aşk tuzakları…

Artık yüreğimin tempolarına yoruyorum sensizliğimi… Yavaşladıkça sensizlik başlıyor, hızlandıkça umutlarım beni yaşatıyor… Bu ömür böyle geçerse, bir ömür sen bende yaşamış olmaz mısın? Sen bende, şu ömrümde; bir ömürlük yaşarken, başkasıyla olman beni acıtmaz mı? Hangisi adil bilmiyorum… Her şeyi unuttum, sen hatırımdayken…

Unuttum, seni sevmeyi öğrenmeden önce yaşamım nasıldı? Sen, seni koşulsuz sevebilir misin? Koşulları hızlandırıp bir gün kendinden bana dönebilir misin?

Seni sevebilmeyi sevmek ne kadar da güzel… Bir bilsen, yudumlamaya çalıştığım her nefeste, sensizlik katmer katmer artarken seni sevebilmek ne güzel…

Bir bilsen, ben hep ama hep seni bekliyor olacakken, hiç gelmeyeceğini bilmek ne kadar güzel… İsyansız bir aşk oluşturdum ikimiz için, sen anlamayıp giderken, ben hâlâ buradayım işte…

:::::::mutlulugun resmı:::::::::::

 

Bugün bütün agaclar yüregimdeydi.
Bütün çiçekler gözlerimde.
Günes, isiklarini dudaklarima kondurmustu.
Neydi kanimi kaynatan bu güzelligin adi?
Mutluluk muydu?
Bugün, ne varsa hüzünden yana denize firlattim az önce.
Sanki beklermis gibi hepsini, hop hop hoplativerdi dalgalarinda.
En güzel maviligiyle oynasip durdu.
Bak dedi firlattigin hüzünlerine…
Iste onlarin bendeki hükmü sadece bu !
Sonra, sakalasircasina bir kaç tuzlu damlasini siçrativerdi yüzüme.
Gülümsedim mahcup mahcup, onun bu nesesine… Duruldu.
Bir deniz yildizi birakti avuçlarima.
Yoksa mutluluk bu muydu?
Herkes kalabalikken, içimdeki yalnizligi alip gidiverdi sihirbaz martilar !
Birde arkasindan o bildik sen kahkahali bagirismalar !
Hiç bu kadar güzelini görmemistim,
Beyazmis megerse beni onlarla bütünlestiren mucize !
Kanat çirpa çirpa
Yüregimdeki isyanlari uçurdular…
Yasamaktan aldigim tad iste buydu!
Yoksa mutluluk bu muydu?
“Sen mutlulugun resmini çizebilir misin? ”
Evet… Adim INSAN…ya, tabii ki çizerim!!!…
Az önce ; agaç oldum, çiçek oldum, günes oldum, deniz oldum, marti oldum, Olümsüzlestim…
Megerse hep yanibasimdaymis bu güzel resim !
Ben çizdim. Adi umudum’du!
Yoksa tüm umutlarim beni hiç terketmeyen mutlulugum muydu?

Seni Çok Seviyorum…

Seni Çok Seviyorum…

Hayatımda verdiğim en mantıklı kararlardan birisin.Beynini seviyorum senin.Düşüncelerini, düşlerini, umutlu oluşunu seviyorum…Ne bileyim yemeğe o kadar tuz, baharat atıp da ””bende tansiyon var, tuzsuz yemeleyim”” demendeki ciddiyeti seviyorum…Ben en saçma şeyden bahsederken bile büyük bir ciddiyetle dinlemeni seviyorum…Doğallığını, kendine olan güvenini seviyorum… Bana dokunduğunda içimin titremesini, sarıldığında,elimden tuttuğunda,öptüğünde bana verdiğin şefkati seviyorum…Sen ne istediğine karar vermişken bile tam zıt tercihimi kabul etmeni seviyorum…Şöle kız kulesini karşına alıp deniz havasını içimize çekmek varken arabanın kirli camlarından bakıp sigara dumanını içimize çekerek miskin miskin arabanın içinde seninle oturmayı seviyorum…Kaldığımız mecburiyet karşısındaki rahatlığını seviyorum…Anlattığın sorularda çözümü birkaç kez göstermiş olmana rağmen hala benim çözümsüz kalmışlığıma ses çıkarmayışını, sabırla yeniden anlatmaya çalışışını izlemeyi seviyorum…Sana sunduğum şartların zor olduğunu biliyorum ama ne pahasına olursa olsun yanımda yer alabilmek için gösterdiğin çabayı seviyorum…Seninle hayallere dalıp, bir sürü plan yapıp sonrasında ise hiç aklımızda olmayan bir yerde olmayı seviyorum… Günler öncesinden aldığımız bir tiyatro bileti için daha oyuna gitmeden bir sürü yorum yapmayı,gidenlerin yaptıkları oyun hakkındaki yorumlarını sana okumayı ve sadece o gece de bizim olsun diye o tiyatro biletini benim seninle kalabilmemin rüşveti olarak bir başkasına vermeyi düşünebildiğimizi ve birbirimizin fırsat maliyetinin bu şekilde devamlı arttığını farkedebilmeyi seviyorum…Tüm bunları yazarken bile yüzümde oluşan bir tebessüm olduğunu görebildiğim için, yüreğini, şefkatini, sevgini, arzularını hissedebildiğim için seni çok seviyorum.
Alıntı

Kahve falına bakmadan önce nelere dikkat edilmeli

Kahve falına bakmadan önce nelere dikkat edilmeli

KAHVE FALINA BAKMADAN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

* Kahve içerken içindeki telve miktarına çok özen göstermeniz gerekir. Kahvenin telvesi ne az ne de fazla olmalı, telvenin azı da çoğu da olumsuz sonuç verir. Fincanın içinde istenilen düzgünlükte şekil oluşmamasına sebep olur. Onun için fincana konacak kahve miktarına dikkat edin.
* Kahve içimi sırasında, fincanla içilen kahvenin fincanı hep aynı yerden içecek şekilde tutulur. Dudak fincanın aynı yerine değdirilerek kahve içilir.
* Fincandan içilen kahvenin telvesi ne fazla sulu ne de fazla kuru kalmamasına dikkat edin.
* Kahvenin telvesinin normalden biraz daha şekerli olması gerekir.
* Tabak fincanın üstüne kapatılır. Dilek tutulduktan sonra. Fincan bir defada tabakla beraber ters olarak çevrilir. Çevirmeden önce fincanı hafifçe sallamaksınız. Bir fincanda sadece bir dilek tutulur.
* Fincanın dibi ve tabak soğumadan kesinlikle açılmaz.
* Soğuma işlemi gerçekleştikten sonra fincan kaldırılır. Önce fincandaki fala sonra da tabaktaki fala bakılır.
* Fal bakıldıktan sonra fincan tabaktan ayrı yere bırakılır. Eğer fincan kapatılırsa fal bozulmuş olur.

NE ZAMAN VE KİMLERİN FALINA BAKILIR

* Gece kesinlikle Kahve falına bakılmaz.
* Fal bakılacağı zaman kahvenin tek kişilik pişirilmesi şarttır.
* Olur olma/ yerde rastgele kişilere kahve falı bakılmaz.
* Karşınızdaki kişinin lala inancı yoksa, art niyetliyse falına bakmayınız,
* Fincanda çıkan lal eğer tabakta çıkmıyorsa o fala bakmak doğru değildir.
* Bir fincandan lala bir kişiden fazlası bakma-malıdır. Yoksa uğursuzluk getirir.
* Fal bakan kişinin temiz kalpli olması şarttır. Art niyetli kötü kimselere fal baktırmak doğru değildir. Aksi taktirde uğursuzluk gelir. Zaten falda yanlış çıkar.
* O gün fal bakılan fincan ve tabak ikinci bir fal bakımı için kesinlikle kullanılmamalıdır.

Azim ve Başarı

Japonya`da bir cocuk 10 yaslarindayken bir trafik kazasi
gecirmis ve sol kolunu kaybetmis.
Oysa cocugun buyuk bir ideali varmis. Buyuyunce iyi bir judo ustasi olmak istiyormus.
Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yikilan cocugunun buyuk bir depresyona girdigini goren babasi, Japonya`nin unlu bir Judo ustasina gidip yapilacak bir seyin olup olmadigini sormus..
Hoca: Getir cocuğu ..bir bakalim, demis.
Ertesi gun baba-ogul varmislar hocanın yanina.. Hoca cocugu suzmus ve: Tamam demis.. Yarin esyalarini getir, Calismalara basliyoruz.
Ertesi gun cocuk geldiginde hocasi ona bir hareket gostermis ve “bu hareketi calis” demis.
Cocuk bir hafta ayni hareketi calismis.. Sonra hocasinin yanina
gitmis. Bu hareketi ogrendim baska hareket gostermeyecek misiniz?”
diye sormus.
Hocanin cevabi: – Calismaya devam et olmus…
2 ay,3 ay,6 ay derken cocuk okuldaki bir yilini doldurmus.. Cocuk bu bir yil boyunca hep o ayni hareketi tekrarlamiş.
Hocanin yanina tekrar gitmis: Hocam bir yildir ayni hareketi
yapiyorum bana baska hareket gostermeyecek misiniz?
- Sen ayni hareketi calis oglum. Zamani gelince yeni harekete
geceriz..
2 yil ,3 yil, 5 yil derken cocuk judodaki 10. yilinı doldurmus.
Bir gün hocasi yanina gelip. …”Hazir ol ! ” demis.. “Seni buyuk
turnuvaya yazdirdim. Yarin maca cikacaksin!”..
Delikanli sok olmus.. Hem sol kolu yok hem de judo da bildigi tek hareket var.
Unlu judocularin katildigi turnuvada hicbir sansinin olmayacagini dusunmus; ama hocasina saygisindan ses cikarmamis.
Turnuvanin ilk gunu delikanli ilk musabakasına cikmis. Rakibine
bildigi tek hareketi yapmis ve kazanmis. Derken.. ikinci ,ucuncu
mac….ceyrek, yari final ve final…
Finalde Delikanlinin karsisina ulkenin son on yilin yenilmeyen
sampiyonu cikmis. ….
Tam bir ustat, delikanli dayanamayip hocasinin yanina kosmus..
“Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakin hele.. Bende ise bir kol eksik ve bildigim tek bir hareket var.. Bu kadar bana yeter.. Bari cikip ta rezil olmayayim izin verin turnuvadan cekileyim..”
- Olmaz demis hocasi. Kendine guven, cik dovus. Yenilirsen de
namusunla yenil.
Caresiz cikmis musabakaya. Mac baslamıs. Delikanli yine bildigi o tek hareketi yapmıs ve tak.! Yenmis rakibini sampiyon olmus. Kupayi aldiktan sonra hocasinin yanina kosmus:
-Hocam nasil oldu bu is? Benim bir kolum yok ve bildigim tek bir hareket var.Nasil oldu da ben kazandim ?
-Bak oglum 10 yildir o hareketi calisiyordun. O kadar cok calistin ki, artik yeryuzunde o hareketi senden daha iyi yapan hic kimse yok.
Bu bir,
İkincisi de o hareketin tek bir karsi hareketi vardir. Onun icin de rakibinin senin sol kolundan tutmasi gerekir.!
Bunu anlatan kisi bir de sunu ekledi:
” İnsanlarin eksiklikleri bazen, ayni zamanda en guclu taraflari olabilir: Ama yeter ki bu eksiklik kafalarinda olmasin..!!”

HOŞGELDİN ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ !

HOŞGELDİN ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ !

Çizebilseydim,
Bahar olacaktı yüzün…
Yazabilsem,
En uzunu şiirlerin…
Olmadı, beceremedim…
Adını duvarlara yazacak çağım da
Çoktan geçit benim.
Yasak sevdamın
Gözaltı tarafı…
Çaresiz,
Seni yüreğimde erittim.
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Seni olmadığın zamanlarda da sevmiştik,
Olmadığın baharlarda da…
Ama hiç bu kadar telaşlanmamıştık.
Beklememişiz üstelik birbirimizi…
Birlikte ıslandığımız yağmurlarımız yok…
Ne kavgalarımızın adı bir olmuş,
Ne “dost” diye baktığımız yüzler…
Ayrı ayrı akmış göz yaşlarımız.
Ben, asırlardır okşamamışım yanağını,
Senin yüzün ağlamaktan yorulmuş…
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Bir, yüzün vardı görmediğim,
Bir, sesin…
Hiç duymadığım…
Kokunu çiçeklerle tanımlayamazdım.
Dokunmadım, bilemezdim
Ellerinin beyazlığını.
Hangi şarkının neresinde,
Hangi şiirin en sevdalı sözünde
Çıkacaktın, bilemezdim.
Dilimin ucundaydın hep,
İşte; şimdi düşüverdin!
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

“Ağır ağır çıkılan bir merdiven” yok…
Eskittiğin yıllardan değil,
Sızlayınca yüreğin, anlıyorsun:
Yine gecikmişsin…
Sen, yeni yeni öğreniyorsun sevmeyi,
Bense çoktan düşürmüşüm aklıma ölümü.
Gönlün bedene baş kaldırdığı yerdeyim…
Ama yine de
HOŞ GELDİN,
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Unuttum, bana ne vakit gelmiştin,
Saklayacaktım seni.
Yüzün gözümde kalacaktı.
Bilmeyecektin böylesine sevildiğini.
Uykusuz gecelerimde büyüyecek,
Sensiz sabahlara uyandığımı duymayacaktın…
Olmayacaktın sıradan…
Eskitmeyecektim sevdamı…
Yoksa yine mi beceremedim?
Ama yine de hoş geldin,
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Ben, bir bu dağları eskitemedim,
Bir de sana düşmüş yüreğimi…
Gittiğim yolları hiç hesaba katma!
Düşünü görmediğim uyklular zaten haram.
Gökyüzünü boyayacak zaman da kalmadı…
Haydi sar kolarını…
“Ayrılık” diyeceğim,
Dilim varmıyor…
Daha yeni söylemiştim;
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Saatin zembereği boşaldı.
Bodrumlu Balıkçı İsmail
Çoktan denize açıldı.
Antalya’da barlar kapanalı
Yaklaşık bir saat,
Kars’ta saçakları çatıların,
Hala buzları taşımakta.
Ve ben hala üşümekteyim
Sensizlikten.
Düşlerimi hiç terketmedin…
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Deniz tuzunu saklıyor.
Çizdiğim beyazlarda
Karlar çürüdü…
Suyumuz ekşi,
Gönlümüz kırık.
Sevip de kaçanların hiçbiri,
Yüzyıllardır yakalanamadı.
Firarinin umudu tükenmiyor,
Yaşamadan bitmiyor kör olası…
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Bu hikayenin gecesini uzun yazdım…
Bir tek, elin kalacak elimde.
Sıcak tut, söndürmesin terim.
Kapat gözlerini,
Sabahı geciktirelim…

Yorgun olduğu kadar
Suskundu gönlüm.
Senden evveli anılara yükledim…
Sevdaya dair ne varsa duyduğum,
Yetersiz şimdi.
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ…

Ne Nazım benle içti,
Ne Cahit Sıtkı…
Onlara geciktiğim gibi
Geciktim sana da.
Yaşını yaşıma erdirip bir yol,
Yazılan onca şiiri,
Tutulan onca şarkıyı
Ne yaparız şimdi?
“İkinci perde” deyip yeinden başlayamam ki!
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ…

Bir tarafımızı Eylül’de budamışlardı,
Kalanı, sevdana kurban…
İçtiğim içkiye seni düşürdüm,
Bu akşam gözlerimi
Küllükte söndürdüm.
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Yaşlı yüzümü değdirmek için yüzüne,
İlişmek için gözüne,
Ben yaktım ışıkları…
Uzaktan sevmenin çok ağırmış faturası.
Düşünsene, nasıl uzun beklemişim…
Bağışla sevgilim, ben geciktim…
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Korkunun bittiği yere
Yazdım adını,
Dağların en kuytu yerine…
Sonsuzluk değildi beklediğimiz,
Bir parça “mutluluk” diye diretmiştik.
Çok mu geldi bilmem ki
Tanrının gözüne…
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Eskidi saatler.
Zamanı geldi,
Yeniden düşmeliyim yollara…
Geceler sırtımda,
Cebimde sevdalarım…
Yardan öte söyleyecek
Sözüm vardı benim…
Düşlere saklamalı şimdi yari,
Uyanmamacasına!
Yükselmeli ateşim,
Kanamalı, sıkmaktan
Avuç içlerim.
Terleyip atmalıyım içimden seni.
Kimseler bilmemişti,
Görmemişti gelişini,
Benden gidişindeki gibi…
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!

Mutluluk :))

Çinli bilginlerin mutluluk için KADINLARA 5 önerisi :

1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek
olan, aynı zamandada iyi bir işi olan ERKEK bulman
önemlidir.

2- Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen
bir ERKEK bulman önemlidir.

3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan
söylemeyecek bir ERKEK bulman önemlidir.

4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven
bir ERKEK bulman önemlidir.

5- Bu dört özelliği tek ERKEKTE bulamayacağın için
varmış gibi davranman çok önemlidir.

Çinli bilginlerin mutluluk için ERKEKLERE 5 önerisi :

1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek
olan, aynı zamandada iyi bir işi olan KADIN bulman
önemlidir.

2- Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen bir
KADIN bulman önemlidir.

3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan
söylemeyecek bir KADIN bulman önemlidir.

4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven
bir KADIN bulman önemlidir.

5- Bu dört KADININ birbirlerini tanımamaları çok önemlidir..

Çinli bilginlerin mutluluk için KADINLARA 5 önerisi :

1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek
olan, aynı zamandada iyi bir işi olan ERKEK bulman
önemlidir.

2- Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen
bir ERKEK bulman önemlidir.

3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan
söylemeyecek bir ERKEK bulman önemlidir.

4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven
bir ERKEK bulman önemlidir.

5- Bu dört özelliği tek ERKEKTE bulamayacağın için
varmış gibi davranman çok önemlidir.

Çinli bilginlerin mutluluk için ERKEKLERE 5 önerisi :

1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek
olan, aynı zamandada iyi bir işi olan KADIN bulman
önemlidir.

2- Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen bir
KADIN bulman önemlidir.

3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan
söylemeyecek bir KADIN bulman önemlidir.

4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven
bir KADIN bulman önemlidir.

5- Bu dört KADININ birbirlerini tanımamaları çok önemlidir..

Bahar ve ayrılık

Bahar ve ayrılık

Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir. Sebepsiz yere bazen… Önünü ardını hesaplamadan… Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar…

Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan… Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz.

Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler… Açılır gidersiniz…

Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar…

Yüzmenin, sevmenin, yazmanın heyecanıyla coşarsınız.

Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda… Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında…

Elele tutuşur yürürsünüz içindeki çocukla…

O’nu büyütmekten korkarak…

* * *

Önünde bir nisan sağanağı varsa, geriye dönüp bakası gelmez insanın…

Oysa fotoğrafları henüz tazedir dünün ayazlı gecelerinin… Kışı birlikte aştığınız dostluklar sımsıcak durur yüreğinizde… Sadakatin ve yerleşikliğin güvenli kolları huzur vaadeder ardınız sıra…

Gel gör ki baharın kokusu dayanılmazdır. Ilık bir rüzgar ruhunuzdaki isyanı okşar. “Hadi sokağa” diye bağıran sirenler çalar içinizden… Derinliklerinizde tutuşturulmayı bekleyen alevler kı vılcımlanır. Kalbinizden havalanan güvercinlere şaşakalırsınız.

Sanki gitmek sadakattir: kalmaksa ihanet…

100 günü aşkındır bu köşede Yeni Yüzyıl haftasonlarında birlikte olduk sizlerle…

Güldük çoğu zaman ya da kızdık öfke dolu sözcüklerde… Mahzunlaştığımız da oldu, çocuklaştığımız kadar…

Yeni sözler söyleme derdine düştük, eskiye sırtımızı dönmeden…

Zorlu bir kışı, kırık dökük satırları ufalayıp ateşleyerek geçirdik.

Yeni bir yüzyılın silueti gülümsedi siz sayfaları çevirdikçe… “Ha doğdu, ha doğacak” denilen gazete, yeni kızlar, yeni oğlanlar doğurdu yeni doğacak bir yüzyıl için…

Sonra nisan geldi…

Sokakta direnilmesi imkansız bir çimen kokusu… içinin bir yerinde yuvadan erken ayrılmanın, sokakta hırpalanmanın korkusu…

Lakin bahara söz geçirmek ne mümkün…

Bir kez çiy düşmeye görsün kış mahmuru bedenlere…

…Coşkuları dizginleyebilene aşkolsun…

* * *

Bu yüzden izin istiyorum sizlerden… Bu köşe (kış köşesi) baharla buharlaşıyor.

Geriye bakınca hüzünleniyorum elbet…

Çünkü geride güzel bir doğuma ortak olmanın tatlı heyecanı var. Ve paylaşılmış köşelerde benzer duyarlılıklar… Ve sımsıcak dostluklar…

Ama önümsıra yüzülmemiş denizlerden iyot kokuları çarpıyor burnuma… Yeni Yüzyıl’ın ilham verdiği baharlar çağırıyor.

Şimdi gitmek sadakattir, kalmaksa ihanet…

O yüzden bir an önce kanatları takıp, uçmakta yarar var… Yeni baharlarda, yepyeni bahar şarkıları söyleyebilmek için…

Hep beraber…