

Gezimize 2000 kişi yolcu taşıma kapasiteli şehir hatları vapurlarının birbiri arkasına iskeleye yanaşıp indirdikleri yolcularla, gündüz nüfusu üç milyona yaklaşan Eminönü ilçesinden başlıyoruz. Gezimiz ihtiyaçların karşılandığı alışverişe dayalı olacak.

Eminönü, İstanbul’un en kalabalık ve merkezi durumunda. Boğaz hattı, Kadıköy, Adalar, Harem, Haliç’ten gelen vapurların yanı sıra, Sirkeci garına gelen banliyö trenlerinin yolcuları, Galata Köprüsü, Unkapanı ve sahil yolu yönünden gelen araçların kesiştiği noktada oluşuna eklenen hafif raylı sistem vagonlarının geçişiyle tam anlamıyla şehir arenası görünümünde.
Bütün bunlara satıcıların özelliklede işportacıların ses efektleri ile yaya trafiğini de eklerseniz, fotoğraf severlere hazine sayılacak kompozisyon malzemesi, turistlere ise şaşkınlık yaratacak düzeyde bir atmosfer doğuyor. 
Bizde bu keşmekeşte keyifli yerleri gezerken çeşitli lezzetlerle karşılaşacak zaman zamanda alışveriş yapacağız.
Başlangıç noktamız Eminönü’nün simgesi haline gelen Yeni Cami ve Mısır Çarşısı önü.
Yeni Cami
Padişah 3. Mehmet, annesi Safiye Sultan için 1597 de Mimar Davut ve Suyolu Nazırı Dalgıç Ahmet Çavuş’ a inşaatı başlatmış ancak araya mimarların ölümlerinin girmesiyle cami 1663′te tamamlanabilmiş. Türk klasik devrini anıtlaştıran sanat değeri yüksek bir camimiz.
100 yılı aşkın bir süre görev yapıp sonrada sökülüp haliç içine çekilmesiyle yerini yenisine bırakan Galata Köprüsü’nün üstü balık tutanlarla, trafikle canlı görünse de Eminönü’ ünde aslında değişen pek fazla bir şey yok, denize 50 metre mesafedeki kıyı bandı yine sağanak yağmurda 70′li yıllarda olduğu gibi yine göl olup Venedik’i aratmıyor.
Yeni Cami merdivenlerini mesken edinen güvercinler, Yeni Galata köprüsünün kazık çakma çalışmalarında çıkan gürültülere, yoğun trafiğe rağmen yerlerini terk etmediler. Yıllardır Eminönü güvercinlerine yem verme geleneği de devam ediyor. Meydanın karşısında çiçek pazarı da tüm canlılığını koruyor. Pazara yeni dükkanlar yapılıp, çevre düzenlemeleri ile Mısır Çarşı duvarları açığa çıkarılıp korunsa da yapılan makyaja rağmen eskiye dönüş görülüyor. Mevsim çiçeklerine meraklı hanımların, emekli beylerin hatta turistlerin hiçbir şey almasalar bile önemli uğrak ve gezi yerlerinden sayılıyor. Pazarın ilginç köşelerinden birini de canlı hayvan satıcıları oluşturuyor. Papağanlar, muhabbet kuşları, balıklar, keklikler, paçalı tavuklar, tavşanlar, yavru köpekler yeni sahiplerini bekliyor. Çiçek pazarının renkli simalarından biride tavşanı ile yıllardır niyetçilik yapan Hüseyin Çılgın. Niyetçi İngilizce, Almanca, Türkçe hazırladığı niyetlere turistlerde ilgi gösteriyorlar işte sihirli tur okurları için çektiğim 14′nolu niyet. “Sana büyük bir müjde, yakında muradın olacak ve muvaffakiyet var, maldan soruyorsan yakında eline geçecek”.
Çiçek pazarının komşusu ise Mısır Çarşısı tarih boyunca baharat satıcıları ile ünlenen çarşı son yıllarda turistlerin artan sayılarıyla orantılı bu özelliğini yitirerek Kapalı Çarşı gibi burada da kuyumcu dükkanlarında önemli artış gözlenmekte. Buna rağmen ısrarla eski işlevlerini sürdürmekte olan baharatçılar, kuruyemişçiler, çeyiz dükkanları da var. Mısır Çarşısına girmişken birine uğrayalım. Evde değirmende çekip kokusu kaçmadan kullanmak isteyenlere tane karabiber, Safranbolu’ya ismini, yemeklere lezzetini veren safran bitkisi de bulunabiliyor. Birde sakız var alınması gerekenlerden. Damla sakızını buzdolabının soğuk bölümünde bekletip sonrada döverseniz bu tozu muhallebiye karıştırarak sakızlı muhallebi yapabilirsiniz, suya atıp beklerseniz su mis gibi sakız aromalı olur.
Anason kokusunu sevmeyenler rakı şişesi içine damla sakızı tanelerinden koyup 15 gün süre bekletirlerse rakıda bambaşka bir kokuya tada bürünüyor ve anason kokusu kalmıyor. Çiğnemek bir yana sakızın en güzel kullanım yeri Sakızlı dondurma. Bunu tüm Türkiye gezilerime dayanarak belirtiyorum en iyisini, İzmir Çeşme’de Altınoluk Dondurmacı Vardar da , ve Yeşilköy’de Dondurmacı Giritli Mustafa da yiyebilirsiniz. Bu hakiki sakızlar Çeşme’nin 8 mil açığındaki Yunanistan!a ait Sakız Adasından getiriliyor. Sakız ağaçları altına mermerler seriliyor üzerine damlayan sakızlar ve ağaçlar üzerinde biriken damlalar bir bir toplanıyor. Bu işi yapanlarda sadece hanımlar ve çocuklar nedeni de sabırlı oldukları için. Elle bir bir toplama sabrını erkekler gösteremiyor.
Mısır Çarşısından çıkmadan uğramak gereken yerlerden biride ünlü ” Malatyalılar Kuru Yemişçisi” yeni yıl yaklaşırken izdiham yaşanan kuruyemişçide ki çerezlerin baharatlar gibi çeşitli faydaları var.
Kabak çekirdeği prostata,
Acıbadem şeker hastalarına,
Kayısı kurusu karaciğere,
Kuru incir bağırsaklara,
Siyah üzüm kan yapıcı özelliği, beyaz leblebi miğde suyunu çekici olup zayıflamak isteyenlerin açlıklarını bastırmada tercih ediliyor. Birde Keşü var, 1997 den bu yana satış grafiği yükselen çerez Hindistan’dan ithal ediliyor. Fıstık, fındık karışımı lezzetinde yağlı besleyici ve en önemlisi bir başlayınca yemeye, sonu gelmeyen lezzette. Keşünün baş müşterisi beş yıldızlı oteller, barlarında bulunduruyorlar kilosu 23 milyon civarında.

Eminönü geziniz öğlen saatlerine denk geldiyse farklı bir atmosferde yemek yemek için Mısır Çarşısının denize bakan kapısından girince soldaki daracık merdivenle çarşının ikinci katına çıkılan Pandelli Restoranı tercih edebilirsiniz. Beyaz örtülerle kaplı masalar, mavi seramik duvarlar, küçük odalar, demir parmaklı küçük pencereler, Galata köprüsü ve Haliç manzaralı yemekten önce döner yaprakları, ıspanaklı börek geliyor tadımlık, sonrada siparişiniz. Bir örnek ” kağıtta fırın levrek”. Kılçıkları ayıklanıp garnitüre ile fırında pişirilmiş olarak gelen levrek paketini tabağınızda açıyor kokusu ve tadı, tüm nefaseti ile bütünleşiyorsunuz. Restorana rezervasyon yaptırmadan giderseniz masanız cam kenarı olmasa da iç tarafta oturup Mısır Çarşısına tepeden bakarak yemek yemekte hoş olabiliyor.
Artık çarşıdan çıkabiliriz. Çevreye hakim koku yılların kahvecisi kuru kahveci Mehmet Efendi ye ait. Sabahtan başladığı kahve çekirdeklerini kavurup öğütmesiyle etrafa yayılan taze kahve kokusu cezbedici, imrendirici olduğu kadar kışkırtıcı.
Çabuk ilerleyen bir sıra var, paketler hazır beklemiyorsunuz. Aynı sokağın denize bakan yönünde taze sebze-meyve-turfandalar, peynirler velhasıl ne arasanız var. Kıyıya paralel içerden ilerleyenleri, duvarları İznik çinileri ile bezenmiş Rüstem Paşa Cami görülesi güzelliği ile karşılıyor. Camiyi gezen ziyaretçiler çinilerin güzelliği karşısında hayranlıklarını gizleyemiyorlar. Aynı bölgede Tahtakale, el yapımı ahşap parçalar, öğrencilere boyamaları için hazırlanmış çeşitli kullanım eşyaları, resim çerçeveleri, ressam şövalyeleri, kutular, biblolar, hasır saksılık, tepsi, ekmek sepetleri tümü dekoratif özellikli eşyalar. Mini kahve masaları katlanır özellikli, ithal perde, kuş kafesleri, kürek sapı, eleklerle devam eden sokağın denize bakan cephesinde piknikçilerin vazgeçilmezlerinden olan mangallar ve kömürü zahmetsiz yakmaya yarayan ortası elekli borular, soba satıcıları bulunuyor.
Tahtakale’nin elektronik eşyaları, oyuncakları, yüncü ve perde küpürü satan dükkanları bir yana bu defa Sirkeciye doğru yürüyor ve Yeni Cami önüne geliyoruz.
Eminönü Sokak Ressamları
Eminönü’nün zemin kaplaması ile yenilenen Yeni Cami önündeki meydanı, sokak ressamlarını bir araya getirdi. İşportacılardan arındırılan meydanın yeni konukları ressamlar genellikle öğleden sonra kendilerine ayrılan Yeni Cami önünde kurdukları tezgâh ve şövalyeleri ile hem arzu edenlerin portelerini yapıyorlar, hem de yağlıboya, suluboya, tablolar, ebru örnekleri satıyorlar.
Önce milli piyango bayiinde bir şans deneme sonra karşıya geçip Ali Muhittin Hacı Bekir deyiz yaz aylarında bardak bardak şerbet satıyor katkısız, asitsiz. Demirhindi, vişne, üzüm, turunç suyu içebilir veya güllü, fıstıklı, Hindistan cevizli yada sakızlı bir paket lokum alabilirsiniz.
Bir başka seçenek bakır kapaklı kocaman cam kavanozlar içinden küçük metal küreklerle minik kesekağıdına doldurulan karışık akide şekerleri. Dili yakan tarçınlısı, ekşi limonlusu, susamlı, güllü çeşitlerden. Yola devam, solumuzda Doğubank iş hanı elektronik dünyasının kalbi burada atıyor sanki. Time, Newsweek dergilerinde reklamını gördüğünüz yeni çıkan cihazları aynı hafta Doğubank ta bulabiliyorsunuz. Cağaloğlu’na çıkar gibi yapıyoruz sağımızda Büyük Postahaneye geliyoruz.
Bazı kişiler çocuklarının doğduğu günün gazetesini saklar, ilerde bak sen doğduğun gün dünyada bunlar oluyordu der, bazıları da o günlerde çıkan pulları alır hatıra olsun diye. Büyük postahane de en son çıkan hatıra pullarından satın alabilirsiniz.
Büyük Postahane’nin öyküsü
Posta Telgraf Nezaret Binası olarak 1909 yılında mimar Vedat Tek projesiyle inşa edilen görkemli bina posta işlerinin yürütüldüğü ilk bina olarak PTT tarihinde önemli bir yere sahip. Cephesinde yontma taş ve mermer kullanılmış. Binada 16. Y.Y Osmanlı klasik süsleme tarzı dikkat çekiyor, kısmen karkas kısmen de yığma olan temel duvarları taş, katlar ise kagir.
1927-1936 yılları arasında postahane işlerinin yanı sıra İstanbul Radyo Evi olarak ta kullanılmış. Bina bir süre de İstanbul Adliyesi yangınında bir bölümüyle Adliyeye tahsis edilmiş. Bodrum, Zemin ve üç normal kattan oluşan bina 3200 m2 dikdörtgen planlı yapılmış. Bu binada birde pul müzesi bulunuyor. Giriş ve emanet dolapları için ücret alınmıyor. Bugüne kadar çıkarılmış olan pulları güzel bir sergileme ile görebiliyorsunuz. Salonda PTT binası, tavan süslemeleri, iç atmosferi, ziyaretçileri ile içinizde canlı ve yaşıyor hissi uyandırıyor.
Sirkeci Tramvay hattı paralelinde ise Hayyam Pasajı var. Tüm katlarındaki dükkanlar fotoğraf makinesi satıcı ve tamircilerine ayrılmış iş hanında ikinci el fotoğraf makine alım-satımı da yapılıyor.
Bir başka tarihi mekan Sirkeci tren Garı
II. Abdülhamit fermanı ile Sirkeciye yapılan gar binası projesi alman mimar August Jachmund’a ait 11 şubat 1888 de temeli atılan gar binası 3 kasım 1890 da hizmete girmiştir. Saatlerle süslü iki kule arasında orta salonu ve bekleme salonlarıyla yönetim odalarıyla oluşan neoklasik tarda yapılan garın kaidesi granitten, cephesi Marsilya ve Arden den getirilen taşlarla yapılmış. Büyük kapı üzerindeki tuğra da ” Mektubul Seraskeri Muhtar Efendi” tarafından düzenlenmiş bir kıta yer alıyor. Orient Expresin son durağı olup, İstanbul’u demir yoluyla Avrupa’ya bağlayan tarihi garın kafesinde oturup farklı mekanda sıcak-soğuk bir şeyler içebilirisiniz.
Sahil tarafına geçip otopark boyunca ilerleyenler Sarayburnu yönüne, adalar vapur iskelesine. Dışardan dolaşanlar sepetçi Kasrına gidebilir. Biz Eminönü’nün en hareketli kıyı bandına sahile geliyoruz. İskeleye yanaşan gemilere binip inenler, boğaz gezisine çıkan turist motorlarıyla renklenen, şenlenen kıyı Galata rıhtımı ve kulesinin en güzel seyir platformundan birini oluşturuyor. Galata Köprüsü’nde bulunan balık lokantaları, Eminönü kıyısına bağlı Balık-ekmek satışı yapan teknelerin kaldırılmasıyla daha fazla rağbet görmeye başladı. Balık sevmeyenler için bir alternatif daha vermek için tekrar karşıya geçip Doğubank iş hanına doğru ilerliyoruz.
Günümüzde adım başı rastlanıp tüp gaz ocaklarında yapılanlara inat Konyalı Restoranda kömür ateşinde pişirilen döner kebabı yıllardır nefasetini koruyor tabağınızın yanına isterseniz pilav yada patates tava, yada haftada iki kez çıkan beğendi koydurabilirsiniz. Tencere yemekleri de hem leziz hem çeşitli, Konyalı cumartesi dahil mesai günleri açık, 12:00-13:00 saatleri arası kalabalık, self servis.
Bir başka seçenek ise Eminönü’nün, Boğaz’ın ve Haliç’in seyirlik panaromasına hakim Hamdi Restoran’ın terası.
Eminönü turunu burada tamamlıyor ve kitapçıların çokça bulunduğu Cağaloğlu yokuşunu çıkıyoruz.


Gezimize Burmalı sütun, Dikilitaş, Alman Çeşmesi, Sultanahmet caminin bulunduğu hipodromdan yani at meydanından başlıyorum.
Önce tarih hazinesinin tam ortasında bulunan, altı minaresiyle ünlü Sultanahmet camii. En güzel ışıklandırmaya sahip camii kompleksi etrafındaki değerle yerli-yabancı turistler tarafından en çok ziyaret edilen eserlerin başında geliyor. Sultan I. Ahmet tarafından Sedefkar Mehmet Ağa’ ya yaptırılan Sultanahmet cami, yedi yılda bitirilerek 1617′ de ibadete açılmış. Büyük kubbesi dört fil ayağı üzerindeki dört kemere oturtulmuş kareye yakın planlı yapının revaklarla çevrili iç avlusu ortasında şadırvan yer alıyor. Dış avludan iç avluya, ön cephe ve yanlardaki kapılardan giriliyor. Caminin köşelerindeki minarelerden dördü üçer şerefeli, iç avlu köşelerinde bulunan iki minare ikişer şerefeli. Sultanahmet camindeki 16 şerefe, Sultan Ahmet’in 16. ıncı padişah olduğunu belirtiyor. Alabildiğine süslü pencerelerinden giren ışıkla aydınlık bir cami olan Sultanahmet’ in iç duvarları çinici Hasan Usta tarafından İznik’te yapılmış çinilerle kaplı. Çiçek desenlerin hakim olduğu çinilerde ağırlık mavi üzerine olduğu için caminin bir ismi de “Mavi Cami” olarak geçiyor. Sultanahmet camisi mimarisi, çevre düzenlemesi, medrese, türbe, sebil, arasta ve diğer üniteleriyle hayranlık uyandırıyor.
Caminin deniz tarafında yer alan arasta çarşısı turistik eşya dükkanları, Mozaik müzesi, halı müzesi, ile ziyaretçi çekerken tarihi At Meydanı, Dikilitaşlar, Burmalı Sütun, Alman çeşmesi, İbrahim paşa sarayındaki İslam eserleri müzesinde sergilenen eserler ile ilgi topluyor.
Türk ve İslam eserleri müzesi:
Restore edilerek 1983′te açılan, Türk ve İslam sanatının en seçkin örneklerinin sergilendiği 40000′i aşan koleksiyonla dünyanın sayılı müzeleri arasında gösteriliyor.
Birbirine bağlı 7 bölümden oluşan müzede halı, el yazmaları, hat sanatı, ahşap eserler, taş sanatı, seramik ve cam, maden sanatı, etnografik eserler görülebiliyor. İbrahim Paşa sarayının yanında bir başka görkemli bina da Tapu ve Kadastro Müdürlüğü olarak hizmet veriyor!!!
Dikilitaş:
At Meydanı ortasında bulunan Dikilitaş üzerindeki kabartmalar, dikkat çekip, yazılarıyla merak uyandırıyor. Taşa kazınarak 3. Tutmes hakkında hiyeroglif yazı ile “Mısır’ın yegâne sahibi olup saltanatının 30. yılında Ammon tanrısına adağını sunduğu, Akdeniz ve Mezopotamya’da askerlerin önünde savaşlar yaptığı, devletin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar genişletmeye azmettiği, anıtı Ammon-Ra (Güneş Tanrısı) adına dualar yaparak diktiği anlatılıyor. . .
At Meydanında Dikilitaş’ın yanıbaşında yer alan Alman Çeşmesi mimarisi ve iç tavan kubbe mozaikleri ile beğeni kazanıyor. Tramvay yolunun karşısına geçenleri İstanbul’dan çevreye uzaklıklarını tespit etmek için kullanılan Mil Taşı karşılarken taşın arkasında İstanbul’un en eski su kaynaklarından olup Doğu Roma İmparatorluğu ve Bizans’ın en büyük su deposu olarak kullandığı Yerebatan Sarnıcı bulunuyor.
Doğu Roma İmparatorluğunun en parlak devri olan 6. yy da imparator Jüstinyanus tarafından yaptırılan sarnıç 1985 yılında başlatılan restorasyonla temizlenip turistlerin hizmetine sunuldu. Temizlik sırasında 50 bin ton çamur çıkarılan sarnıçta kolon kaidesi olarak kullanılmış Romalılardan kalma iki adet Meduza başı ortaya çıkarıldı. Sarnıçta 9 metre yükseklikte 336 mermer sütun bulunuyor. Prefabrik gezi yolları sayesinde sarnıcın her tarafını su üzerinde yürüyerek gezebiliyorsunuz. Tavandan damlayan su damlaları kubbelerde yankılanan sesleri, müzik yayınını değişen ışık efektleri arasında izlenirken kendinizi bambaşka bir alemde hissediyorsunuz. Yazın oldukça serin olan sarnıcın kafesinde oturabilir, çıkışta turistik eşyalardan satın alabilirsiniz.
* * *
Şimdi bir yemek molası veriyor ve adını tarihi mekandan alan ünlü Sultanahmet Köftecisine giriyoruz(0-212 513 14 38).Tramvay yolu üzerinde bulunan köfteci gördüğü rağbet üzerine dükkanı dekore edip genişletti servis sabah 11:30 da başlıyor, akşam 22:30 a kadar sürüyor masaya oturduktan hemen sonra sipariş alınıyor pişmekte olan köfteler kısa sürede servis ediliyor. Kışın yanında kehribar sarısı biber turşusu da veriliyor, arzu edenler piyaz yada salata söylüyor. Köftenin herkes tarafından beğenilmesinin nedenini kıymayı köfte haline getirdikten sonra bir gün bekletip dinlendirmelerinden olduğunu dile getiriyorlar.
* * *
Ayasofya:

Bu defa müze camimiz Ayasofya’ya gidiyoruz. Geçirdiği depremlerle bir hayli tahrip olan Ayasofya’da şu sıralar 2003 yılında bitirilmesi planlanan bir restorasyon var iskeleler görüntüyü bozsa da dünyanın gözbebeği Ayasofya’nın ziyaretçisi yaz-kış eksik olmuyor. Ayasofya girişinde soldan çıkılan yokuşla ulaşılan 2.kat kubbenin ihtişamını gözler önüne daha çarpıcı sergilerken duvar mozaikleri nefes kesici güzellikler sunuyor. 1935 yılından bu yana müze olan Ayasofya hakkında çeşitli kitaplar var, ben ise sizlere Ayasofya’nın dilek taşından söz etmek istiyorum.

* * *
Girişte sol tarafta bulunan sütunun boy hizasında parmak girecek büyüklükte bir delik bulunuyor. Özellikle yurdumuzu ziyaret eden devlet başkanlarının mutlaka gelip dilekte bulunduğu bu politik müzedeki deliğe baş parmak sokulup saat ibresi yönünde tam bir tur çevrilmekte ve bu arada dilek tutulmakta. Ziyaretçilerin dilek için sıraya girdikleri sütun deliğinde parmak ucu nemlenirse dileğin tutacağı rivayet olunuyor. Ayasofya yapılırken bir türlü yapılan sıva tutmamış ne var ki bu dilden dile yayılarak Hz Muhammet peygambere kadar ulaşmış. Hz Muhammet’te tükürüğünü göndermiş ve bu harca karıştırılmış ve sıva tutmuş. Rivayete göre parmağı nemlendiren nem buradan kaynaklanıyor nemi hissedenler dileklerinin tutacağına inanıyorlar.
* * *
Ayasofya’da ABD Başkanı Bush, Fransız Cumhurbaşkanı Miterand, Portekiz Kralı Carlos, Şah İsmail, Yakovas, Micotakis, Turgut Özal da dilekte bulunmuştu (Kral Carlos dilek taşına parmağını sokmadan önce ıslatarak bir çeşit hile yapmıştı). Ayasofya’dan çıkınca karşınıza bir başka restore edilen biblo kadar güzellikler sergileyen III. Ahmet Çeşmesi çıkıyor.
* * *
Çeşmenin sağından inenler otele dönüştürülen evlerin sokakların bulunduğu konaklama tesislerinin çokça yer aldığı Cankurtaran’a ve sahile doğru iniyorlar. Çelik Gürsoy’un çabaları sonucu hiç apartmanı olmayan bir sokak olan ve estetik evlerin,Topkapı Sarayı duvarlarına yaslandığı estetik görünümlü Soğukçeşme Sokağı’na girip bu sokakta bulunan cafe, restoran, camekanlı seralarda yorgunluk atabilirler. Sola ve sağa sapmayıp düz karşıya devam edenlerin önüne önce dış avlusuyla Topkapı Sarayı çıkıyor. Yol üzerinde Ayairini Kilisesi, eski Darphane ve sola ayrılan yolda ödüllü müzelerimizden olan İstanbul Arkeoloji müzeleri çıkıyor. Topkapı Sarayı için ise, görkemli kuleleri arasındaki dev kapıdan girip güvenlik aramasından geçerek Akağalar Kapısına doğru saray gezinize başlayabilirsiniz.
* * *
Topkapı Sarayı:

Saray anlatımı sayfalara sığacak gibi görünmese de, Ming sülalesi çinileri, Hazine dairesi, Harem, Bağdat köşkü ve cariyelerin serinlediği havuz geze geze bitmiyor. Depreme karşı bazı eserlerin teşhirden çekilip daha güvenli yerlerde saklamaya muhafaza altına alınmasına rağmen Sarayın ihtişamına doyulmuyor. Şayet tam gün saray gezisine ayırdıysanız, Topkapı Sarayı’nda Konyalı Restoranda Boğazın Marmara’ya açılan muhteşem görüntüsü karşısında unutulmaz bir yemek yiyebilirsiniz. Kömürde pişirilmiş döner kebap burada da tercihiniz olabilir. Saraydan çıkıyor ve tekrar Ayasofya önünden Yere batan Sarnıcı önünden geçen yola geliyoruz. Ayasofya’nın yanı başında turistik amaçla kullanılması daha yararlı olabilecek il özel idare binası bulunuyor, bu binanın biraz uzağında ise turistik merkezde bir başka işlev gören Devlet arşivlerinin yer aldığı büyük bina var. Bu bölgedeki manzaranın değerini daha iyi anlamak isterseniz Yere batan Sarnıcı karşısında bulunan Ant otelin restoranının bulunduğu teras katına çıkmalısınız. Galata rıhtımından başlayan panorama Haliç, köprü, boğaz, Ayairini, Ayasofya, Sultanahmet Cami ile gözler önüne serilirken, fotoğraf çekimi için ideal noktayı buluyorsunuz.
* * *
Sultanahmet gezimizin son durağı ise tarihi ve turistik değer taşıyan Çağaloğlu Hamamı turist gruplarına göbek taşında göbek dansözlerinin show yaptığı hamamda berberden, restorana kadar Türk hamamı tanıtımı yapılıyor. Turistlerin banyo ve kese yapıldıktan sonra çıkışta “Doğduğumdan beri hiç bu kadar temiz olmamıştım” dediklerini duyabilirsiniz. Çağaloğlu Hamamında Halep kiliyle iyice keselenip, göbek taşında vücudun yumuşamasını sağlayan masajlar yapılıyor, daha sonra hurma kökünden yapılan life Edirne sabunu sürülerek vücut ovuluyor kan dolaşımı hızlanırken vücuttan zararlı toksinlerde bu şekilde atılıyor, bol suyla durulandıktan sonra vücutlar yorgunluktan arınmış hem beden, hem de ruh sağlığına kavuşmuş oluyorlar. İsteyenler hamam kullanım araçlarından satın alabiliyor

Eminönü, Sultanahmet bölümleri ile Cağaloğlu’na kadar gelmiştik şimdi de oldukça farklı bir bölgeye Beyazıt ve çevresini geziyoruz, yolun deniz tarafında eğlence, Haliç’e bakan tarafında ziyaret yerleri ağır basıyor…
Cağaloğlu’nda ilerleyip Türbe adıyla anılan ve tarihi türbelerin bulunduğu noktadan Aksaray yönüne solumuza “Köprülü kütüphanesini”, sağımıza Türk Basın Tarihine ışık tutan “Basın Müzesi”ni alarak ilerliyoruz. Aynı kanatta yıllara meydan okuyan kelepçeleri ile taşları ayakta tutan “Çemberlitaş” yer alıyor. Burada hafif raylı sistem, tramvay yolundan ayrılıyor ve sağ aşağı Nuruosmaniye Cami yanındaki geçitten geçerek Kapalıçarşı’nın aynı isimle anılan ve üzerindeki arması ile dikkat çeken Nuruosmaniye kapısından giriyoruz. Eşi benzeri bulunmaz dünyaca ünlü 5000 dükkanın bulunduğu çarşıda kuyumcular ziyaretçileri ilk karşılayanlar oluyor. Birbirinden cazip, göz kamaştıran mücevherin teşhir edildiği kuyumcular,kuyum konusunda sayısız seçenek sunuyor. Yabancı turistlerin yanı sıra sevdiklerini sevindirmek isteyenler, evlenme çağına gelenler ışıltılı vitrinleri hayranlıkla izlerken Kapalıçarşı yılankavi bir üslupla dönerek Sahaflar’a doğru yol alıyor. Labirent misali daracık sokaklar,kaybolmaya çok yatkın geçitler ile adeta örümcek ağını andıran bir yayılma gösteren çarşıda tavanlar, kemerler süslü ve çarpıcı renklerde boyanış biçimiyle egzotik ve tarihi çarşı her gün milyonlarca insanı ağırlıyor. Kapalıçarşı’nın özellikli yerlerinin başında “Old Bazaar” ve “Şark Kahvesi” geliyor. Metal ağırlıklı takılardan, bakır kaplara, antik silahlara kadar aklınıza gelebilecek her türlü eşyayı bulabileceğiniz bu bölümdeki dekoratif vitrinleri geziyor ve Çarşının “Örücüler kapısına doğru yönleniyoruz. Bu yol üzerinde çeşme, mescit ve Şark Kahvesi karşımıza çıkıyor. Kahve uzak doğuyu anımsatan mimarisi ve atmosferi ile ille de bir çay veya kahve molası vermenizi sağlıyor, bir kahve içimlik mola sırasında Kapalıçarşı’nın ruhunu doya doya yaşama, gözlemleme imkanı buluyorsunuz. Bin bir çeşit tekstil ürünü,cam eşyalar, çiniler,dansöz elbisesi, Matruşka bebeklerine varıncaya dek başınızı döndürecek kadar zengin hediyelik eşya çeşidi bulunan çarşıdan dericileri, halıcıları, geride bırakıp ayrılıyor, bu defa üzeri açık bir avlu etrafına dizili dükkanlardan oluşan sahaflara giriyor ilk elden veya ikinci elden kitap satıcılarını, tezgahları, avlu ortasında yer alan ilk matbaacımız İbrahim Müteferrika’nın büstü yanından Beyazıt Meydanına geliyoruz. Gövde kalınlığı ile anıt olmuş çınar ağaçları ve açık hava çay bahçeleri arasında yürüdüğümüz meydan defalarca düzenlenmesine, kullanış ve görüntü olarak sempatik görünmemesine rağmen İstanbul Üniversitesinin tarihi ve görkemli kapısı ile geri planda siluetiyle etkileyen ve üniversite bahçesi içinde bulunan Beyazıt Kulesi panoramayı tüm zenginliği ile dolduruyor. Tarihi Kule günümüzde itfaiye görevlilerinin olası bir yangına karşı gözetleme kulesi olarak işlev görüyor ve kulenin tepesinde gece yakılan florasan lambaların renklerine göre ertesi gün havanın nasıl olacağını İstanbullulara hatırlatmasıyla biliniyor. 100 e yakın ahşap basamakla çıkılan kuleden görünen İstanbul manzarası Eminönü, Süleymaniye ve Kapalıçarşı’nın tepeden görünümü ile nefes kesecek güzellikler sunuyor. Beyazıt Meydanından Laleli ye doğru geliş yönünde “Seyyid Hasan Paşa Medresesi” 1158/1745 duvarında çatıya yakın bölümünde görülen serçe saray zarif üslubu ile emsallerinden farklı olarak ilgi çekiyor. Tramvay yolunun devamında bir zamanlar THK Evleri olarak bilinen estetik mimarisi, özellikle de inanılmaz güzellikteki merdiven stili ile tam anlamıyla film çekim platosu olabilecek binalar zinciri bulunuyor.Yapılan düzenlemeler ve restorasyonlar ile önceleri Ramada sonra Merit oteller zincirinin işletmesi olarak turizmin hizmetinde kullanılan binalarda çeşitli salonlar, müzikli restoranlar, cafe ve pastahane, pizzacılar, barlar keyifli dinlenmeler vaat ediyor. Hem otel içinde hem de sokakta oturduğunuz izlenimi hissetmenize neden ayrıcalıklı binaların karşısında Laleli Camii ve ünlü alış veriş ve bavul ticaretinin merkezi Ukrayna, Moldova, Rus, Romenlerin çokça rastlandığı otellerin yoğun olarak yer aldığı Laleli bulunuyor. Böylesi çok turistin konaklama yaptığı Lalelide oteller de kendilerine göre çeşitlenmişler kimi eğlence, kimi havuz, kimisi ise Türk Hamamı, sauna gibi üniteleri ile ilgi çekiyorlar. Beyazıt ta bulunan President otel hem Pub hem de alt katında ki Orient House eğlence kulübü ile sadece bölgenin değil İstanbul’a gelen tüm turistlerin uğrak noktalarından birini oluşturuyor.
Türk Usulü Turistik Eğlence

Deneyimli turizmci Göksel Bey tarafından işletilen gece kulübünde turistlere Türk gelenek ve görenekleri çerçevesinde bir eğlence sunulurken konuklar neşe içinde yemek yeme imkanı da bulabiliyorlar. Fasıl müzikle başlayan yemekli show da oryantal dansözler en kıvrak danslarını sergilerken, yöresel örnekler veren folklor grupları,
kına gecesi canlandırması, yöresel özellikler taşıyan, mankenlerin sunduğu mini kıyafet defilesi, salonda bulunan her milletten turistin lisanında söylenen popüler melodiler ve konukların katılımıyla yapılan oryantal dans yarışmaları ile noktalanıyor, alkış miktarıyla dereceye bile girebiliyorsunuz. Konuklar arzu ederlerse masalarına gelen dansözlerle anı fotoğrafı da çektiriyorlar. Orient House’dan ayrılmadan önce English Pub’dan da bahsetmek gerekiyor. President Otel içinde bulunan ve İstanbul’un en ilginç barlarından biri olan Pub’da tek başına bile gitseniz canınız sıkılmıyor yalnızlık çekmiyorsunuz. Uzun, geniş, ferah bar tezgahı başında ve son derece kalabalık olarak düzenlenmiş bar dekoru arasında çevrenizi inceleyerek vakit geçiriyor ve otel güvenliği altında içeceğinizi keyifle yudumluyorsunuz. Beyazıt’ın eteğine bir başka eğlence semtine iniyor balık lokantalarından, meyhanelerden kurulu tarihi bir semte Kumkapı’ya ara sokaklara kadar uzanan restoranlar dan oluşan bir meydana geliyoruz. Yılın her günü salonları, daha çok sokaklara , kaldırımlara kurulu masaları ile deniz ürünü ağırlıklı çalışan restoranlarda konuklar meze çeşitlerini, ızgara balıklarını, terbiyeli balık çorbası, tahin helvasını, masa masa dolaşan klarnet, darbuka, kemanlı, müzik gruplarıyla geç saatlere kadar felekten geceler yaşıyorlar. Rakının su gibi aktığı Kumkapı meyhanelerinden, “vur patlasın, çal oynasın” misali eğlencelerinden ayrılıyor bu defa Beyazıt’ın Haliç’e bakan tarafına geçiyoruz.
Süleymaniye
Sözde koruma altına alındığı tabelalarla belirtilen fakat bu kışı geçirmesi oldukça güç görünen ahşap evlerin arasında ilerliyor üniversite gençliğinin hareket ve canlılık kazandırdığı sokakları aşıyor ve Süleymaniye Cami ve külliyesine geliyoruz .İstanbul’un köklü semtlerinden biri olan ve cami karşısında yer alan “Kuru Fasulyeci” öğrenci ve üniversite öğretim görevlilerinin sürekli müşterileri ile rağbet görüyor. Erzincan dan getirilen iri ve gaz yapmayan hazmı kolay fasulyesi ile ünlü lokantanın çevresi Süleymaniye camini görmeye gelen turistlerin çokluğu nedeniyle turistik eşya satışı yapan dükkan ve tezgahlarla dolmuş. Anadolu motifleriyle süslü el örgüsü yünle yapılan renkli yün bereler, eldivenler, çoraplar kullanımları kadar dekoratif özellikler de taşıyor. Zarif kapıdan giriyor bakımlı çim bahçede ilerleyip 10. padişah Kanuni Sultan Süleyman tarafından büyük usta Mimar Sinan’a yaptırılan ve 13 Haz. 1550′de temeli atılıp 7 Haz. 1557′de bitirilen Süleymaniye Camiine geliyoruz tek kelime ile muhteşem bir yapı olan eser kubbesi pencere vitrayları ile hayranlık uyandırıyor huşu duymanızı sağlıyor. Caminin sağ tarafında bulunan girişten geçerek birbirinden farklı lahit türü mezarlar arasında ilerleyip Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan Türbelerine geliyoruz. Çinilerle süslü türbeler her gün 09.30 – 16.30 arası ziyaret edilebiliyor. Caminin bir başka köşesinde ise Mimar Sinan Türbesi yer alıyor.




Galata Köprüsünden başlayan Haliç gezimiz için, Eminönü Yeni camiyi solumuza Karaköy vapur iskelesini karşımıza alıyor Eyüp’e doğru yola çıkıyoruz…

Dubalar üzerindeki asırlık köprünün sökülüp Haliç’in derinliklerine çekildiği dönem öncesi yanı başına kazıklar üzerine yapılan yeni Galata köprüsünden itibaren ilk karşımıza çıkan Mimar Sinan’ın eseri Rüstempaşa cami oluyor. İznik çinileri ile süslü cami, emsalini başka yerde göremeyeceğiniz güzellikte cini kaplı duvarları ile ziyaretçileri adeta büyülüyor. Haliç paralelinde ilerlerken yolun kara tarafı sobacılar, toptancı mağazalar ile Unkapanı’na dek devam ediyor. Deniz tarafı ise eski Belediye Başkanı Bedrettin Dalan döneminde başlayan çalışmalar sonucu kıyı şeridi tamamen temizlenip kamu yararına park ve bahçelerle düzenlenmiş. Oturma grupları, çiçek havuzları, ağaçlar, patika yollar yürüyüş ve dinlenme amaçlarını karşılar nitelikte. Unkapanı semtini arkamızda bırakıp Cibali’ye geldiğimizde eski sigara fabrikasının yerini çoktan terk ettiğini ve aynı binanın Kadir Has Üniversitesi olarak eğitimin hizmetine verildiğini görüyoruz. Bu bölümden itibaren kenti kuşatan surlar bazen üstüne bazen gerisine yapılan evler, binalar sinsilesi Eyüp semtine kadar bizi yalnız bırakmıyor. Balat, Fener, Ayvansaray, Eyüp olarak sıralanan ve Haliç seferi yapan şehir hatları seferlerinin uğrak noktası iskeleler arada bir uğrayan gemilerin yanaşması ile maziyi ayakta tutuyor. Haliç için yapılan temizlik çalışmaları netice verip dip görünmeye, su deniz rengini almaya, kötü koku da kaybolmaya başlayınca Haliç kıyıları şimdi olmasa bile çok yakında tekne bağlayacak yer bulunmaz hale gelmeye başlamış. Korunaklı kıyılar renk renk biçim biçim yatlar, kayıklar, motorlarla renklenirken fotoğraf severler, ressamlar için geri fonda camiler şehri İstanbul siluetli kompozisyonlar oluşturmaya başlamışlar. Fener, Balat gibi semtlerde bu manzarayı gören sahil bandı evlerinin bazıları restore edilerek cafe, restoran amaçlı kullanıma başlamış bile. Arka sokaklarda da bir kıpırdanma gözleniyorsa da hızı çok yavaş. Meraklılar, eski İstanbul belgeselli hazırlayanlar hala eski izleri taşıyan henüz yozlaşmamış detayları, çılgın kompozisyonları ara sokaklarda bulabiliyorlar. Kameranızı omzunuza takıp başlasanız yürümeye cumbalar, kapı, pencere, parmaklıklar tuğla örülü duvarlar sizi yıllar öncesine götürecek özellikler barındırıyor. Eski ve yeni kavramlar, çelişkiler, yaşam biçimi bir arada sergileniyor. Sahilde demir aksamdan dökülüp yerinde monte edilen Bulgar Kilisesi yer alırken Fener semtine tepeden bakan yamaçta kiremit renkli ilginç mimarisi ile fark edilen Fener Rum Okulu bulunuyor. Fener semtinin bir başka özellikli önemli yapısı ise Fener Rum Patrikhanesi. Patrikhane Kompleksi içinde düzenlenen önemli ayinlere özellikle Yunanistan dan çok sayıda katılımcının gelmesiyle Patrikhane ve taş yapı kilise, dini vecibelerini yerine getiren turistleri ağırlıyor. Patrikhane de yangın sonucu harap olan ve daha sonra yeniden inşa edilen bir bölüm, çeşitli davetlerde bir araya gelmek üzere yüksek tavanlı bir çok toplantı salonu ve kutsal eşyaların korunduğu bölümler bulunuyor.
Gidiş gelişi ayrı trafik güzergahı arasında kalmış bazı Bizans dönemi eseri yapıları, surları görmeyi bitirdiğiniz ve yapılan bant ilave çalışmaları ile genişletilen Haliç köprüsü altından geçtiğiniz anda kendinizi Feshanede buluyorsunuz. Osmanlı döneminde fes dikilen yer olarak anılan Feshane baştan başa yenilenip konserlerin düzenlendiği sanatsal etkinliklere sahne olan kültür merkezi amaçlı hizmet veriyor. Özellikle ramazan ayı boyunca süregelen gösteri ve organizasyonlarda bir yandan eski ramazan eğlenceleri yaşatılmaya çalışılırken diğer yandan Seda Sayan, Bülent Ersoy konserleri ile İstanbullular ağırlanıyor. Feshane yanında kurulan ve yıl boyu açık olan çocuk parkı oyun aletleri arasında yer alan “atlı karınca” çarpıcı canlı renkleri, nostaljik özelliği, ile ilerlemiş yaşınıza rağmen sizi çocuklaştıracak kadar sempatik görünerek, küçük çocukların olduğu kadar büyüklerin de ilgisini çekiyor.
Eyüp
Ve yepyeni çehresiyle tarihi ve köklü semtlerden biri olan Eyüp’tesiniz…!
Şimdi ne yazsam, nasıl yazsam bir tuhaf gelecek. Eyüp iskelesinden itibaren sahil yolu seyir terası, yürüyüş bulvarı, gezinti alanı olarak düzenlenmiş şık direkli lambalar, çiçeklikler dinlenme bankları, Eyüp semtini boğazı anımsatan farklı bir mekana çevirmiş. Bir aydınlık, bir ferahlık bir yenilik göze çarparken kıyıya bağlı güzel tekneler semt sakinlerinin denizin, Haliç!in keyfini yaşamaya başladığının işareti olarak algılanmanıza neden oluyor. İskelenin bitişiğinde kayıklar var pancar motorlu, pata pata sesleriyle Sütlüceden Eyüp e, Eyüp den Sütlüceye yolcu taşıyorlar. Birde Haliç’in dünü nü iyi hatırlayan kürekli kayıkçılar var. Kayık trafiğini düzenleyen görevliye “karşıya kürekle geçmek istiyorum diyorsunuz”. Hemen çağırıyor gerilerde bir yerde kestiren yaşlı delikanlıyı, su durgun, sadece kürek sesiyle gideceksiniz Sütlüceye, motor sesi yok. İlerlemiş yaşına ters orantılı sistematik hızıyla asılıyor küreklere kayıkçı, Sütlüceye yaklaşırken Eyüp ve Piyer Loti sırtlarını uzaktan seyrediyor, sakinliği, suyun dinginliğini yaşıyorsunuz. İnerken ödeyeceğiniz ücreti sorduğunuzda cevap “bir milyon yeter oluyor. İşinizin olması şart değil, öylesine bir gezi işte, monoton güncel yaşamda maksat sıra dışına çıkmak. Ama kafi gelmiyor. Organize sahilde yürürken tekne sahibi balıkçılar davette bulunuyorlar ,” Haliç gezisi ister misiniz”? Haliçte tekne tutup gezmek de ne ola ki diye düşünürken, ekliyorlar yarım saat 5 milyon TL!
Cevabınız kabulse bir kişi veya birkaç kişi yıllardır kokusu, pisliği, kaybolan derinliği nedeniyle giremediğiniz Haliçte başlıyorsunuz yol almaya masmavi suları yararak giden teknenizi uyarırsanız daha ağır seyrediyor düşük enstantane fotoğraf çekebiliyorsunuz. Ünlü yazar Piyer Loti’nin adıyla anılan tepenin eteklerine doğru yöneldiğinizde sonradan oluşan adalar ile kıyı arasına giriyor, daha ilk adada uzayan otlar arasında yaşayan tavşanları, kazları ördekleri fark ediyorsunuz, arada yaban ördekleri havalanıyor gökyüzüne doğru. Haliçte doğal hayat!.. İnanılır gibi gelmiyor.Yahu ne yer ne içer bu hayvanlar, diye siz sormadan motorcu başlıyor anlatmaya. Hayırsever vatandaşlar var geliyorlar, kıvırcık yaprağı, havuç, ekmek falan getiriyor, yediriyorlar onları arada bir taşıyoruz adalara, sonra belediye görevlileri çuval çuval yiyecek getiriyorlar bu işe bakan görevlileri var. Civ civken alıp besleyip büyüdükten sonra ördeğini burası güvenli diye getirip bırakan da oluyor,sonra da sık sık ziyarete geliyorlar diye ekliyor. Karabataklar, martılar arasında kıyıları ağaçlandırılmış Haliç gezisi şimdilik temizleme çalışmaları devam eden Alibeyköy’e dek sürüyor. Oldukça eski, demir yapım Alibeyköy köprülerine biraz uzaktan bakıp, inşaatı devam eden stat önünden genişçe bir dönüş yaparak Eyüp’e geliyorsunuz. Motorcu Selahattin aynı zamanda rehberlik yapıyor. Derinliğin 6-7 metreye ulaştığını, dipteki çamuru borularla çekip açık denize verildiğini, atık su bulunmadığını, kanalizasyon borularının döşendiğini, Haliç in artık balık kaynadığını, geçen yıl iyi çinekop yaptığını, bu yıl kefal bolluğunu yaşadıklarını anlatırken bir telefonla müşteriyi istediği yerden alıp sadece Eminönü-Alibeyköy arası Haliç turu değil, Boğaza da gezi yapabileceğini 15 ve 50 kişiye kadar yolcu taşıyabilecek iki teknesi olduğunu da hatırlatıyor.
Aslında böyle geziler için bir başka seçenek daha bulunuyor. Sultan Kayığı. Örneğini deniz müzesi sergi salonlarında gördüğümüz Osmanlı dönemi saltanat kayıklarından bire bir ölçülerde Karadeniz sahilinde tekne yapımcılığı ile ünlenmiş Cide de imal edilmiş ilk örneği gerek Haliç gerekse Boğaz gezileri için şaşırtıcı görüntüsüyle bekleme yerinde dikkatinizi çekiyor. Haliç turu için 5-6 kişilik gruplara kişi başı 10 milyon TL karşılığı kalkış yaptığını söyleyen Sultan Kayıkları tur görevlisi Boğaz gezisi için tekneyi kiralama bedeli olarak saatine 450 milyon TL ödenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu gezide kişi sayısı bir veya 30 kişi olabiliyor fiyat fark etmiyor. Sultan Kayığı içinde iyi bir müzik seti bulunurken gezilerin kış mevsiminde de devam ettiğini, palto, eldiven, yün başlık kısacası iyi giyinip böylesi bir kayıkta içi ısıtıcı içecekler içerek kar manzarasında yalıları seyretmek isteyen turist gruplarının şimdiden rezervasyon yaptırdıklarını belirtiyor. Nisan ayında ise yeni denize inecek 10 teknenin ilavesiyle Üsküdar, Kadıköy, Ortaköy gibi semtlerin kıyılarında hizmet vereceklerini müjdeliyor.
Sultan Kayıkları Tel no: 0 (536) 679 51 30
Eyüp’te Çiçekçilik
Eyüp’te eski mesleklerden bir tanesi de çiçekçilik. Yolun her iki yanında yer alan çiçek bahçeleri, ren ahenk çiçekler, salon bitkileri, ağaçlar, fidanlarla göz alıyor. Erkan Solgun’a ait, Gün tohum ve çiçek, bilimum bahçe ve salon bitkileri, Avrupa çim tohumları, çim makinaları ve bakım aletleri sunarken, her çeşit bahçe ve salon düzenlemeleri hizmeti veriyor. Tel: 0532 614 22 81, 0212 565 26 19
Piyer Loti
Adıyla anılan tepe ve çay bahçesi İstanbul’a simge olmuş turistik mekanlarda biri. Arka tarafından dolaşarak çıkılan otomobil yolu da var ama biz Sultan Kayığının bulunduğu kıyıdan dik merdivenler ile kabirler arasından, yaşamanın kıymetini anlayarak veya Eyüp Camine daha yakın olan merdivensiz parke taşı kaplı dar yoldan Haliç’i görerek çıkıyoruz. Zirvede çoğunluğu turistlerin oluşturduğu çay bahçesinde soluklanıyor, Altın Boynuz denmesine neden olan Haliç’in önümüzden boynuz misali kıvrılarak geçişini seyrediyoruz. Kimine göre 3 -4 yudumda içilen 750 bin TL fiyatlı minik bardak turistik çay molası yorgunluğunuzu unutturuyor. Seyir tepesinin zevkini yaşayıp aşağı inmeye başlıyorsunuz.
Eyüp Cami
Defalarca düzenlenen Eyüp cami önü her zamanki ziyaretçi kalabalığına sahne olurken, sünnet çocukları, güvercinler ve onlara yem verip fotoğraf çekenlerle karşılıyor sizi . Girişte solda bulunan Çifte Gelinler türbeleri, geniş gövdeli anıt çınar ağaçları, Eyüp Camisinin göz okşayan çinileri ve Eyüp Sultan Hazretleri türbesi ziyaretçileri etkiliyor. Cami dışında yeni yapım fıskiyeli havuz meydana estetik katarken sağlı sollu tezgahlar açıp tarihi çarşıyı pazar yerine çevirerek mistik havanın kaybolmasına neden olan satıcılar kuran-ı kerimde yüzde 50 indirim tabelaları ile dini kitap satışlarını yapıyorlar. Aynı yerde bulunan tarihi halka fırınından, üzerinde Eyüp yazan toprak üstü boyalı dümbelek, çay demliği, tef satıcılarına, niyetçilerin izlerine ise artık rastlanmıyor. Haliç turumuzun şimdi de karşı yakasına bakıyoruz.
Hasköy
Haliç’in bu yakasında da kıyı bantı yeniden kazanılma uğruna parklar bahçelerle donatılmış. Fakat en fazla rağbet gören yer ünlü iş adamımız Rahmi Koç’un adını taşıyan Sanayi Müzesi Haliç turu içinde mutlaka, hatta birden fazla kez görülmesi gereken bu müzede sanayinin gelişimi gözler önüne serilirken, aşina olduğumuz bir çok markayı tekrar görme imkanı buluyoruz. Giriş için Tam 4 milyon, grup 3.250 milyon TL. Öğrenci 1.250, grup 1 milyon TL ücretle pazartesi hariç her gün 10.00 – 17.00 arası gezilen müzede, denizaltı, uçaklar, trenler çeşitli dönemlere ait otomobiller, faytonlar, buharlı makineler, dükkanlar, tersane ve teknelerin sergilendiği bir çok sergi salonu ziyaretçilere farklı, zevkli, neşeli bir gezi yapma olanağı sağlıyor.
Rahmi Koç Müzesi: 0.(212) 297 66 39 – 40
Müzeye Eminönü, Mecidiyeköy, Taksim den belediye otobüsleri Şişhaneden minibüsle ulaşabilirsiniz. Özel araçla gidenler Kasımpaşa deniz hastanesi yanındaki sahil yolunu kullanarak Hasköy’e ulaşabilirler.
Hasköy yolu üzerindeki son gezimizi Osmanlı dönemi mimarlığının en güzel örneklerinden biri olan Aynalıkavak Kasrı’na yapıyoruz. Pazartesi, Perşembe günleri dışında her gün gezilebilen, Taşkızak tersanesi yakınında ki kasır, bezeme sanatı açısından önem kazanırken Arz odası, Divanhanesi, duvar yazıtları, alçı şebekeli pencereleri, III. Selim tuğralı bezemeleri, sedir, kandil, mangal gibi eşyaları ile geçmişe ışık tutuyor.
Hasköy Kasımpaşa arası tersanelerin yer aldığı kıyı bandı askeriye ait bölümlerle geçilip iskeleye gelince gerek motorlarla, gerekse Haliç vapur seferi ile Eminönü’ne geliyorlar. Sihirlitur, İstanbul gezilerine Beyoğlu bölümüyle devam edeceği için biz bu nedenle Kasımpaşa Şişhane’den Kent merkezine Taksim doğru yöneliyoruz…




Şehir arenasının bir ayağı Eminönü ise diğer ayağı da kuşkusuz Karaköy. Gezimize başlamadan önce kısa bir tanımlama gerek. Nasıl tahtacılar, sobacı, mangalcılar Tahtakale, kumaşçılar Sultanhamam, kitapçılar Cağaloğlu’nda toplanmış iseler, bankalar, hırdavatçılar, elektronikçiler de Karaköy’de toplanmış. İstisnalar yok mu derseniz var tabii hem de başka yerde olmayanlar bile burada. Çok özel yerler olduğu gibi, çok da farklı güzellikleri bir arada barındıran, geçmişi çok eskilere dayanan tarihi bir semt Karaköy. Karaköy’den başlayıp Kabataş’a doğru uzanacağız, hem alış veriş yapacak, hem kültürel, hem turistik, hem de lezzetli bir geziye çıkacağız. Kahvaltılıklar, çikolatalar, baklavalar ve daha neler neler.
Karaköy Meydanına açılan Yüksek Kaldırım yokuşu, yanı başında, paralelinde, hatta bankalarıyla ünlü Bankalar Caddesinde ilk basamakları bulunan Komando Merdivenleri sizi Galata Kulesine, dolaysıyla Beyoğlu’na taşır. Beyoğlu’na bir çıkış da tarihi tünelle olur ki onun da bir ayağı Karaköy de yer alır. Tünelin yan sokağında sıkışıp kalmış, birçoğumuzun telaştan mıdır bilinmez, gözümüzden kaçan Bereketzade Medresesi ve Camisi bulunur. Hanlar arasına sıkışıp kalmış medresenin bilhassa kapı tokmağı ve cephesinde bulunan zarif kuş evi görmeye değer güzellikler taşır. Çevre Unkapanı’na doğru alet edevat, hırdavat, banyo, mutfak aksesuarları satanlarla doludur. Dükkânlar, çarşılar, işporta tezgâhları, ilginç testereler, tornavida, matkap uçları, çekiçler, klozetler, mutfak dolapları, kilit çeşitleriyle doludur. Banyo küvetleri de vardır, iş eldiveni, tel kafesler, kürek sapları da. Kısacası her eve lazım bir şey mutlaka vardır, çeşitte istemediğiniz kadar boldur. Hiçbir şey almasanız mutlaka bir gün boya almak için de gidilir Karaköy’e, daha doğrusu Perşembe pazarı adıyla bilinen Haliç’e paralel sokaklara. Diyelim ki hırdavatla işiniz yok. Karaköy Meydanına açılan kapısıyla Selanik Pasajı’na bir gün işiniz düşer, ya çok sevdiğiniz elektronik aletinizin bir parçası için, ya da ne bileyim cızırtı yapan radyonuzun düğmesine sıkmak, temizlemek için sprey almak üzere elektronikçilere, Bankalar caddesinde ki elektrikçilere bir uğrarsınız. Burada ki dükkânlar aspiratör çeşitleri, lambaları, aplikleri ile gün boyu uğrak yerleridir. Yukarda belirttiğim gibi Karaköy’de yok yoktur. Büro malzemeleri, para kasaları, balık adam malzemeleri, şişme bot satıcıları, oltacılar hepsi buradadır. Laf arasında belirtmiş olayım İstanbul genelevi de burada hizmet vermektedir.
Köprünün Karaköy Ayağı
Şimdi Karaköy Meydanı’ndan deniz tarafına doğru geliyoruz. Galata Köprüsü bağlantı ayağı trafik akışı ve tramvay güzergâhı ile yeni ve hareketli bir görünüme bürünmesi bir yana, toprak seviyesinin altında da bir başka dünya yaşanır. İstanbullu Karaköy alt geçidini kullanır, yolun karşı tarafına, yani Perşembe Pazarı ile Necatibey Caddesi tarafına bu geçit ile geçer durur. Karaköy alt geçidi de Eminönü geçitleri geçişlerinde olduğu gibi deniz seviyesinin altına inildiği ender yerlerden biridir. Telefon, butik, parfüm, bahçe malzemesi, müzik seti, televizyon ve her bişey satıcıları ile doludur.
Karaköy sahilinin en güzel taraflarından biri kıyıdan şöyle karşıya doğru bakmak olabilir. Mesela neler gördüğümüze bir bakalım. Galata Köprüsünün üstü balık tutanlarla cıvıl cıvıl dır. Geri fonda Yeni Cami siluetiyle beraber iyi fotoğraf verir, ara sıra Eminönü’ne yanaşan şehir hatları gemileri ile renklenir. Köprü altından aniden çıkan bir römorkör sizi eski yıllara götürürken, Kadıköy’e çalışan dolmuş motorları da geçer, Haliç’e giriş çıkış yapan diğer teknelerde. Haliç’e giriş yapan büyük gemiler de olur ama onlar belirli günlerde köprünün gece açılış saatlerini beklerler, biz pek o saatleri görmeyiz. Köprünün Karaköy ayağında oturacak çeşitli meyhane, restoran, fast food türü büfeler, nargileciler de vardır.
Bir üst satırda hazır Kadıköy demişken, Kadıköy Karaköy arasında sefer yapan gemiler iki kıtayı birbirine bağlarken, gece gündüz milyonlarca yolcu taşınır. Seferlerden bazıları Haydarpaşa uğraklıdır. Bilin ki bu seferlerin çoğu tren yolcusu taşır. Tren yolcusu olanlara trene binince, belki Kars’a kadar İstanbul Karaköy anıları refakat eder. Bunu da nerden biliyorsun diyebilirsiniz. Bildiğim için yazdım.
Yıllar önce “Kömürlü Gemiler” konulu bir fotoğraf sergisi açmıştım Karaköy yüzer vapur İskelesi sanat galerisinde. Galerinin açılışının ilk sergisiydi. Gemiler yüzer iskeleye yanaşınca iskeleyle beraber benim duvarda asılı duran gemi resimlerimde sallanırdı! Serginin bir de şeref defteri vardı, sayfaları trene binenlerle, trenden inenlerin anıları süslüyordu. Karaköy vapur iskelesi, yanaşan kalkan vapurlarla izleyenlere renkli bir atmosfer yaşatır. Her iskelede olduğu gibi bir sonraki sefere kalmamak için telaş edenler, yorgun, asık suratla inip binenler, okul talebeleri, aşağı yukarı hep aynı yolcuları, aynı sefer saatlerinde taşır durur. Buraya kadar her iskelede buna benzer şeyler yaşanır yaşanmasına da, farklı olan iskelenin arkasında Topkapı Sarayı, Ayasofya müzesi silueti bir tarafta, Yeni Cami, Süleymaniye Cami, Beyazıt Kulesi silueti diğer bir tarafta olmasıdır. Sefere çıkacak olan geminin kıç tarafına bir görevli gelir kaptana arkanın müsait olup olmadığını gösterir şekilde tabela tutar, vapur tornistana kalkar, iskeleden geri geri çıkar, deniz köpürür, martılar çığlık çığlığa dalış yapar karışan köpüklere. Manevra tamamlanır, vapur burnunu rotasına çevirir, sefer başlar. Vaktiniz varsa, işiniz yoksa sakin sakin bu tabloyu seyretmeyi farklı kılan ayrı bir zevki vardır. Perşembe Pazarı tarafında İstanbul’un en eski camisi olan, kare planlı minaresiyle Arap Cami vardır, Karaköy’den Tophane tarafına doğru da önce Yeraltı Cami, devamında Tophane Kılıçali Paşa Cami, Nüshetiye Camii, Fındıklı’da Mimar Sinan eseri Molla Çelebi Cami, Dolmabahçe’de bir başka yalı cami olan Dolmabahçe Camii yer alır.
Meydanın Damak Tatları Güllüoğlu, Çerkezköy, Mabel.
Karaköy meydanı’ndan gördüğünüz gibi ayrılamıyoruz. Niye mi? Çünkü öyle tatlar öyle lezzetler var ki uğramadan olmaz. Mesela Karaköy Kat Otoparkı altında satış dükkânı bulunan Güllüoğlu Baklavacısı vardır ki fıstıklı, cevizli baklavaları, nuriye, şöbiyet, su böreği, kaymağı harikadır. İsterseniz üzeri lüle kaymaklı bir porsiyon baklavayı ayaküstü kemali afiyetle yersiniz. İsterseniz hediyelik paket yaptırırsınız. Güllüoğlu sahasında iddialı olup, Cuma namazında dükkânı kapatır. Bayramlarda müşteri sırası dışarıya taşar, uzar da uzar. İstanbul’a gelen yabancı transatlantiklerin yanaştığı Galata Limanı sahilinde bulunması nedeniyle gemi yolcuları şerbeti ayrı verilen kuru baklavalarından alıp, çok uzaklara götürürler. Kat kat baklavalarda ustalık, hamuru ince açmakta saklı olsa gerek. 1947 den bu yana Karaköy’de olan Güllüoğlu baklavacısı, fabrikasında günde bir ton baklava imal edip satıyor, başka yerde şubesi bulunmuyor.
Güllüoğlu Tel: 0 (212) 293 09 10
Baklavadan geçiyoruz bir başka tatlı yiyeceğe, çikolatalar. Karaköy Meydanı ile Necatibey Caddesi bağlantı yerinde yılların çikolatacısı Mabel bulunuyor. Çikolataya hayır diyemeyenlerdenseniz, mesela 250 gram portakallı veya kestaneli, belki de çilekli, krokanlı, likörlü, ne bileyim ben, çeşit çok, mutlaka aklınızın birinde kalacağı çıkacaktır. Upuzun cam vitrinde sergilenen çeşitler arasında neler yok ki. Madlenler, spesiyal fındıklı, fıstıklılar, şekilleri değişik el ürünü baton çikolatalar, likörlü, vişneli, viskili, bademli, fındıklı, üzümlü, portakallı drajeler, renkli drajeler, çakıl taşı görünümlü olanlar. Bitti mi derseniz, tabiî ki hayır. 1947 den bu yana süregelen özel yapım kakao, Mabel gofret, şemsiye çikolata, Mabel çiklet nostaljiye meraklı olanlara, bir başka deyişle çocukluğunun çikolatalarını anımsamak isteyenlere “ye beni” der gibi duruyorlar. Şık şekilli cam kavanozların, süslü tepsilerin içinde sunulan çeşitlerden diğerleri, çikolatalı lokum, kahveli, badem ezmeli, framboisesli olarak sıralanıyor. Sipariş verirken dikkat edilmesi veya belirtilmesi gereken hususlar da var, mesela kız çocuk doğmuş ise hazırlanacak çikolata kutu ambalaj pembe yapılıyor, erkekse mavi. Nişan çikolatası ambalajı farklı, teşekkür mahiyetinde götürülecek olanlar daha farklı. Uzun lafın kısası Mabel, uğramaya değer lezzetlerle tanışacağınız bir mekân, tek kötü tarafı alışınca bırakamıyorsunuz, ya da aklınız orada kalıyor. Mabel’in son çıkardığı çeşitler arasında geçmiş yılların özlenen tadı, kurutulmuş hakiki muzdan yapılan Muz Çikolata, içindeki çikolata bitince ambalajı kumbara olarak da kullanılabilen Bebekli Kumbara Çikolatası, kahve çeşitleri yanında sunulabilen kaşık biçimli Kaşık Çikolatası, az şekerli ve gerçek %70 yoğun kakaolu sütlü bitter bulunuyor. Mabel Tel: (0212) 249 71 63 – 244 34 62
Necatibey Caddesi başında ilerlerken fazla gitmeden meydana yakın sağ kolda bir mezeci. Kuruluşu 1956, ben 35 yıldır tanıyorum. Böyle lezzetli çeşitler bulunduran bir mezecinin niçin Karaköy’de bulunduğunu hep merak ederdim. Zamanla öğrendim ki tüm iş adamları, demir tüccarları, banka müdürleri, avukatlar, deniz şirketlerinde çalışan armatörler, Levantenler, Karaköy’deler. Haliyle iş yerinden çıkanlar, evlerine giderken telefonla sipariş verdikleri kahvaltılıkları buradan alıyor. Üstelik öğlen yemek yerine az ama öz leziz bir sandviçle geçirenlere, francalaya çok lezzetli sandviçler yapılıyor. Uzaklardan gelenler bile var. Peynir çeşitleri içinde bıçakla kesince dağılmayan tam yağlı Ezine beyaz peyniri, eski kaşar, dil peyniri, Siirt otlu, Balıkesir Mihaliç, İzmir, Erzincan teneke tulum peynirleri kalitesiyle beğeniliyor. Zeytinler de leziz, salam, sucuk, sosis, dil güvenilir, tereyağı, kaymak kalitesinde istikrarlı. Tüm yiyecekler yıllarca denenmiş belirli yerlerden getirtiliyor. Unutmadan yazayım mezecinin ismi Çerkezköy Meze Evi Tel: 0212 293 90 38
Karaköy’de İlle de farklı restoran arayanlara, Liman Restoran var. Limana yanaşan turist gemisi varsa gemiyi, yoksa Topkapı Sarayına, Boğaz’a, Haliç girişine, bakarak yiyorsunuz.

Futbol takımıyla bütünleşen sakinleri, ilçe sınırları içinde bulunan üç sarayı, yedi üniversitesi, müzeleri, camileri, boğazın yalılarıyla dolu sahili, parkları, bahçeleri, çeşmeleri ve daha neleriyle Asya ile Avrupa’nın buluşma noktası Beşiktaş!
Beşiktaş öylesine dolu, öylesine gezilip görülecek yeri, mekânı, müzesi var ki öyle kolay kolay bitiremez, nerede nasıl vakit geçireceğinize bilemezsiniz. Dinlenmeyi, yeşili sevenlere Yıldız Parkı, müzeleri, sarayları, kasırları gezmeyi sevenlere tarihi yerler, eğlenceyi sevenlere sinemalar, tiyatro ve gösteri merkezleri, kafeler, restoranlar, meyhaneler, alış veriş merkezleri, çarşıları, galerileri eklerseniz ortaya çıkan çok renkli dünyasıyla Beşiktaş’a doyamazsınız.
Gezimize Kabataş’tan Dolmabahçe’ye doğru başlıyoruz. Beşiktaş’ın stadını solumuza, Dolmabahçe Camii, saat kulesi ve Dolmabahçe Sarayını sağımıza alıp sarayın yüksek duvarları önünden yürürken her iki kaldırımda gökyüzüne yükselen tarihi çınar ağaçlarının birbirine kavuşarak meydana getirdiği ağaç tünelinde olduğumuzu fark ediyoruz. Yolun bir başka görülmesi gereken duvarlarında ise Ortaköy’e dek uzanan ve 105 fotoğraftan oluşan Atatürk temalı daimi fotoğraf sergisinin bulunuyor olması. Bir kilometrelik bu eşsiz güzellikte ki yolun bitiminde Beşiktaş’ın merkezine yaklaşırken sağımızda Mimar Sinan Üniversitesi, Resim ve Heykel Müzesi, solumuzda yukarı bir yokuşun çıktığını görüyor ve tereddütsüz çıktığımız Akaretler ismiyle anılan yokuş bizi Maçka’ya ulaştırıyor. Parke taşı kaplı yokuş çok dik olmamasına rağmen İstanbul’un taşıt sürücüleri 1955–1965 yıllarında bazı yokuşlar için stadın arkasından gazhane tarafından çıkan yol için “Öldüm Bayıldım Yokuşu”, Akaretler yokuşu için de “Kargadan başka kuş, Akaretlerden başka yokuş tanımam” derlerdi. Zamanın kötü hava koşullarında dur kalk yapmak ve yolun kaymasından dolayı böyle bir şöhreti varken günümüzde yoğun trafiğe sahne olmaya devam ediyor. Yokuş boyunca sağlı sollu yer alan ve yenilenen Akaretler evleri, içinde Atatürk’ün annesinin bir süre kaldığı dönemin antika eşyaları ile döşenerek Atatürk müze evi haline dönüştürülen 36 nolu evde bulunuyor. Antika demişken yeni açılan butikler, oteller eşliğinde çıktığımız yokuşun üzerinde yer alan bembeyaz mermerlerle süslü Valideçeşme önünden geçiyoruz. Ardından yokuşun bitiş yeri olan ve Beşiktaş Kulübünün efsanevi başkanının ismiyle anılan Süleyman Seba Caddesi başına yani Antika meraklıların vazgeçilmez durağı Antik Palas’a geliyoruz. Antik A.Ş. nin düzenlediği müzayedeler öncesi sergilenen eserlerle bir müze görünümlü göz okşayan estetik konak, aynı zamanda sergi salonları, konserler, çeşitli etkinliklerle hayranlık uyandırıyor. Yol, devamında İTÜ önünden geçerek Hilton Oteli vadisini bir baştan bir başa geçiş imkânı veren telefrig istasyonuna, sonrada Teşvikiye’ye, Rumeli Caddesi uzanıyor. Swiss Otel, İsmet İnönü’nün evi ve heykelinin bulunduğu Maçka’dan ayrılarak daha ileriye gitmeyi bir başka bölüme bırakıp sahil yoluna geri dönüyoruz.
Çarşı Solumuzda Cadde boyunca uzanan dükkânlar, bankalar, kitapçılar ve de duraklar. Otobüs durağının yanı sıra Taksim minibüslerinin hareket noktası olması, karşı yakadan gelen gemi yolcularının geçitleri kullanarak duraklara gelmesiyle bu daracık kaldırım platformun her daim canlılığını, kalabalıklılığını koruduğunu görüyorsunuz. Çarşı yine solumuzdan içeri sapan yolda başlıyor. Beşiktaş Spor Kulübüne gönül vermiş taraftarların, yaratıcı sloganlarını atarak Beşiktaş’ın maç günleri toplandığı, takım deplasmandaysa maç seyrettiği Kazan Birahanesi ve çevresi merkez olarak dikkat çekiyor.
Çarşı içinde uğramadan geçemeyeceğimiz birçok alış veriş noktası var. Daha girişte yer alan Kabalcı Kitapevi zengin kitap arşivi, DVD, CD, kırtasiye çeşitleri ile aklınızı çelecek birçok cazip obje barındırıyor. Çay bahçesi, banka, şubeleri, butikler, marketler, şarküteri, bijuteri, rüccaciye, eczane, sağlık kuruluşları, terziler, pastane, restoran, büfelerle devam eden çarşıda, yolun çatallaştığı mevkide iki yan yana dükkân dikkatimizi çekiyor. Zaten damak zevkine görüntüsü ve kokularıyla hitap eden dükkânlardan biri tarihi Şöhretler Köftecisi, diğeri turşucu. Köfteci futbolcuların, ünlülerin portreleri ile doldurduğu duvarlarına bakarak ızgara köfte, piyaz, irmik helvası yiyenlerin vazgeçilmez mekânlarından biri sayılıyor. Turşucu derseniz tüm Beşiktaş sakinlerinin uğrak noktalarından biri olarak hiç boş kalmıyor.
Soydan Turşuları Ahmet – Murat Öğretmen işletmesi turşu çeşitleri, salamura dolma yaprakları, biber salçası kavanozları, zeytinleri, sirkeleri ile ev hanımlarının mutlak uğrak yerlerinden biri olarak ilgi görüyor. Ziyaretçiler turşu siparişleri yapılırken ayaküstü bardakta hazırlanan turşu ve suyunu içebiliyor. Şair Leyla Sokak No 19 Tel no: 0(212) 259 32 02
Yolun devamında Kara Kartal heykelli küçük bir meydana geliyoruz ki burası 7-8 Hasan Paşa Fırınından yeni çıkmış simit, paskalya çöreği, kurabiye kokularının derinden hissedildiği, dondurmacı Mado’nun, lahmacuncu Hacı Salihoğlunun çevrelediği işlek bir tür merkez.
Doğrusunu isterseniz Beşiktaş dediğim semtin çarşısı labirent gibi bir yer, girdik bir kere, ne tarafa çıkacağımızı bulmak gerçekten tecrübe istiyor. Her tarafta görülesi bir mekân mutlaka bulunuyor. Şunu mu alsam bunu mu alsam, burada mı şurada mı otursam aaa bu da varmış dedirten Çarşıdan Barbaros Bulvarına doğru giderken yeni yapılan Beşiktaş Köy içi balıkçılar çarşısını solumuzda, simit sarayını sağımızda bırakıyoruz. Arada bir sokak var, köşesinde bir zamanlar ana cadde üzerinde, durakların arkasında bulunan küçük dükkânın yeni taşındığı yer olarak İş Bankası Yayınlarını, yeni çıkan kitapları satıyor. Gözlükçü, çorapçı, kilise, bankalar, önünden ilerlerken içeri doğru uzanan sayısız dükkânlı pasajları bırakıyor, bir köşesi Sinanpaşa Pasajı, bir köşesi İskender, sucuk dönerci lokantadan Barbaros Bulvarının iniş yakasıyla kucaklaşıyoruz. Bu noktadan daha sonra sahili dolaşıp tekrar geçeğiz. Dedim ya Çarşıdan öyle kolay kolay çıkılmıyor. Beşiktaş’ın sembolü Kartal heykelli meydanda bu defa dümdüz gidiyoruz bu sokak ve bu sokağa açılan diğer sokaklar yerleşimin çok yoğun olduğu mahalleleri kapsadığı için ailelerin ihtiyaçlarına göre şekillenmişler. İlk dikkati çekenler, marketler, beyaz eşya dükkânları, mobilyacı, halıcı, perdeci, döviz büfeleri, telefoncular, nalbur, resim çerçevecileri, fırınlar… Yol öylesine vitrin baktıran dükkânlarla dolu ki dükkânların bitiminde Ihlamur yokuşu başına geldiğinizde derin oh çekecek kısa bir aralık bulabiliyorsunuz. Burası genişleyen ve biraz da yeşillik bulunan bir zamanlar padişahın avlanmaya geldiği av sahası. Aşırı yapılaşma ile neredeyse bir bahçe içinde kalan görüntüsüyle taşın oya gibi işlendiği çarpıcı görüntüsüyle hayranlık uyandıran Ihlamur Kasrı.


İskeleler
İşte bir güzel yapı daha Beşiktaş İskelesi, milyonlarca yolcunun bir kıtadan bir kıtaya ayak bastığı unutulmaz boğaz gezilerinin işlek ayağı Beşiktaş İskelesi sadece iskele değil, çevresi ile bütünleşen hafızalarda iz bırakan estetik bir yapı. Biraz ilerde aynı kıyıda, bir de Hayrettin İskelesi ile diğer tarafta deniz otobüsü iskelesi de var amma, Beşiktaş İskelesi mimarisi ile de İstanbul Boğazında ki vapur iskelelerin en güzeli konumunu koruyor.
İki yakayı birleştirenlerin diğer durakları Barbaros İskelesinin solunda yer alan Motor iskelesi. Üsküdar Beşiktaş arasını komşu kapısı yapan dolmuş motorları, turnikeden geçenleri açık ve kapalı mekânları ile bekletmeden bir yakadan diğerine sistemli biçimde taşıyorlar. Üsküdar’da hiç işiniz olmasa da Beşiktaş’tan çıkıp boğaz havası almak için bile motor iskelesi kişi başı 1,5 TL ödeyip, 15 dakikada size deniz aşırı yolculuğu yapma imkânı veriyor. Artık karşıya kadar geçmişken Üsküdar’dan Beşiktaş’ı seyretmek için iskele çevresinde ki parklarda soluklanmak veya Salacak sahiline yapacağınız kısa yürüyüşle Kızkulesi’nden Beşiktaş seyri seçeneklerden bir başkası olabilir.
Yıldız Parkı
Kent içinde gizli kalmış nefes borusu. Uzun boylu ağaçlar, yeşillikler, çiçekler, süs havuzları, estik ahşap köprüler, kamelyalar, banklar. İsterseniz trafik ve şehir koşturmasından uzak pakta dolaşın, isterseniz tarihi köşklerin birinde oturup bir şeyler içerek soluklanın. Her iki seçenekte de kentin ortasında bu imkânı bulmayı kendinize sunulmuş bir armağan olarak algılayacaksınız. Çırağan Sarayı karşısında bulunan Yıldız Parkına Beşiktaş Polis Merkezi önünden geçerek ücretli giriş yapıyorsunuz.
Malta Köşkü
Yıldız Parkı içinde bulunan estetik mimarisiyle ilgi çeken Malta Köşkü, ziyaretçilerine asırlık çınarlar, dereler, gölcükler arasında yemyeşil bir vadinin içinde dinlenme imkânı sunuyor. Tarihte Beşinci Sultan Murat’ın zorunlu ikametgâhı olan köşk, günümüzde çevreyle bütünleşmek isteyen, konuklara huzur içinde dinlenme sağlıyor.
Aynı parkta bulunan Şale Köşkü’nde ise II. Abdülhamit döneminden bu yana Almanya, Avusturya, Macaristan, Pakistan’dan gelen birçok devlet büyüğü konuk ağırlanmış.
Yıldız Porselen Fabrikası
Yıldız Parkı içinde bulunan müze fabrika Osmanlı Sarayının cini ihtiyaçlarını karşılamak için 1894 yılında Sultan Abdülhamit’in talimatıyla kurulmuş. Fransız Serves ve Limoges şirketinden ithal edilen teknoloji ile üretime geçmiş, Fransa’dan uzman ve çeşitli kalıplar getirilmiş. Deprem sonrası İtalyan Mimar Raimondo tarafından onarılan fabrika vazolar, figürler, desenler içeren tabaklar, yazı ve sofra takımları, aşurelikler, şekerlikler, tepsiler, çay takımları, abajurlar, fincan takımları, resimli duvar tabakları büyük titizlikle üretiliyor. Üretilen ürünlerin satıldığı mağaza ise fabrikanın girişinde yer alıyor. Evinize veya sevdiklerinize gururla verebileceğiniz, itinayla göz nuru eserler barındırıyor. Fabrika çıkışından birkaç metre geriye dönerseniz, Yıldız Parkının Ortaköy sırtlarına açılan ikinci kapısından çıkarak, 30 bin metre kare üzerine kurulu Ulus Parkına ulaşabilirsiniz. İstanbul Boğazının köprülü panoramasıyla en güzel seyir terasına sahip Ulus Parkı, aracınızı park edebileceğiniz, bir şeyler yiyip içebileceğiniz ücretli girişiyle tercih edilen dinlenme yerlerinin biri sayılıyor. Biraz ilerde Etiler’de ünlü alış veriş merkezi “Akmerkez”, Levent tarafında “Kanyon” ziyaretçileri ağırlıyor. Ticaret merkezi konumunda olan İstanbul’un yükselen değeri Beşiktaş, gün be gün içerde ve dışarıda tanınınca buna paralel konuk ağırlama ihtiyacı artmış olmalı ki İlçe sınırları içinde lüks otel yapımına hız verilmiş. Bebek, Conrad İntercontinental, Çırağan Kempiski, Dedeman, La Maison Hotel, Ortaköy Princess Hotel, Parksa Hilton, Sürmeli Hotel, Plaza Hotel, Les Oltomas, Swiss Hotel The Bosphorus, W. Hotel bunlardan bazıları. Ortaköy’e geçmeden önce ve bu kadar genç nüfustan, üniversitelerin benzersiz yoğunluğundan söz etmeden geçmek olmaz. Gerçekten de Türkiye’de başka yerde göremeyeceğiniz bir üniversite yoğunluğuna şahit oluyorsunuz. Yıldız, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İTÜ, Boğaziçi, Galatasaray, Bahçeşehir Üniversitesi, Harp Akademileri ile yedi üniversiteye ek olarak liseleri, özel dershanelere gidenleri, kursiyerleri de eklediğinizde bu kadar gencin arasında yaşlı bile olsanız kendinizi onlardan biri gibi genç hissediyorsunuz

Taksim’den Harbiye, Teşvikiye, Nişantaşı, Osmanbey, Şişli, Mecidiyeköy üzerinden Etiler’e dek uzanan gezimize başlıyoruz. Bu güzergahın Taksim – Levent hattını yer altından metro ile on dakika gibi kısa bir sürede gitme imkanı var ama, biz yol üstünde her iki yakada ne var ne yok diye bakıp yürüyerek tamamlayacağız.
Taksim postanesi önünden başladığımız ilk adımlarda bize eşlik edenler fast-food türü yiyecek satan mekanlar, kafeler sıralanıyor. Paralelinde bulunan Taksim parkı kent merkezinde hala yeşillikler arasında oturup dinlenme imkanı veriyor. Parkın bitiminde karşılaşılan Divan Kavşağı ilk mola yerimiz oluyor. Köşe başında yer alan Divan Oteli, pub’ı, bar’ı, ile müdavimleri olan başlıca uğrak noktalarından biri sayılıyor. Yıllarca hizmet veren Divan pastanesi yerini, yeni açılan bir restorana bırakıp bitişiğine taşınsa da pastalar, çikolata çeşitleri nefasetini eskisi gibi koruyor. Sipariş üzerine özel gün pastaları yapıldığı gibi, ayak üstü bir iki küçük pasta çektiyse canınız, pastane bu isteğinizi hemen yerine getirecek hizmetler sunuyor. Özellikle framboazlı, kestaneli, muzlu, çilekli, ananaslı meyveli pastalar, kekler, ekmekler, likörlü, viskili, portakallı, çikolatalar, hediyelik madlenleri ile Divan Pastanesi haklı şöhretini devam ettiriyor.
(Önemli not: Bir süreden beri otelde restorasyon nedeniyle inşaat hali devam ediyor. Ocak 2009)
Yolumuzun üzerinde restoran, bar ve gece kulüpleri yer alırken bunlar içinde Crayz Show “Regina”, “Karafaki”, turistik eğlence merkezi “Kervansaray” bulunuyor. Şişli Belediyesinin Yaptığı son düzenlemelerle yenilenen yürüyüş platformları çiçek havuzları ile süslenmiş yürüyüşe elverişli güzergahla İstanbul Radyosunun tarihi binasını ve İstanbul’un ilk otellerinden biri olan bahçesi, havuzu, lobisi, roof barı ve restoranları ile oteller arasında ayrı bir yeri olan Hilton Otelini sağımızda bırakarak Harbiye’ye geliyoruz. Askeri Ordu Evi bitiminde yer alan Askeri Müze önünde yol ikiye ayrılıyor. Bu iki işlek güzergahta birbirinden özellikli mekanlar dikkat çekiyor. Yolun sağını takip edenler için küçük, temiz bir park Maçka yönüne doğru kademelerle alçalarak uzanırken park girişi Türk büyüklerinin büstlerini barındırıyor. Askeri Müze ile Maçka arasında yer alan bölümde ise Cemil Topuzlu Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, Cemal Reşit Rey Konser Salonu bulunuyor. Parkın karşı yakasında İstanbul’un köklü geçmişe sahip “Yekta Restoran” yer alıyor. Yolun devamı olan Vali Konağı Caddesi, İstanbul’un Beyoğlu’su kadar modanın kalbinin attığı Rumeli Caddesi ile kesişiyor. Birbirinden göz alıcı, albenisi olan butiklerin alış veriş merkezlerinin yer aldığı moda merkezi Nişantaşı’nda, bizi kavşakta tarihi bir dikilitaş karşılıyor. 1920′lerin konaklar ve saraylar semti Nişantaşı’nın tarihi 1790-91 yıllarına III. Selim’in ilk nişan taşını diktirmesine kadar dayanıyor. Semt, yıllar önce kendisinden sonra gelen padişahlardan II. Mahmut’un ve Abdülmecid’in de ilgi odağı oluyor. 1853 yılında taşlara kazınan buyruk ile semt olma macerası başlıyor. Abdülmecid Topkapı Sarayını bırakıp Dolmabahçe sarayına taşınması sonrasında Ihlamur mesire yerinde bir de kasır yaptırıyor. 1857 yılı ile birlikte sarayın sosyal etkinliklerini de buraya taşımaya başlıyor.
Nişantaşı’nda günümüzde de görülebilen beş dikilitaş bulunuyor


Sarayburnu’ndan Beylikdüzü’ne
Konu başlığımız Yeşilköy ama Sarayburnu’ndan başlayıp sahil yoluyla Beylikdüzü’ne doğru uzanacağız. Bu güzergâh üzerinde bulunan uğrak yerlerinde molalar vereceğiz. Nerelerde vakit geçirip, nerelerde gezer, nasıl eğlenir, yemek yer dinlenir, neler görür, nerelerde alış veriş yapabiliriz bunlara bakacağız.
Gezimize tarihi yarımada’nın Sarayburnu ucunda ki Ahırkapı Deniz Fenerinden başlarsak sağımızda kentin surları, solumuzda Marmara Denizi yol boyunca bizi hiç yalnız bırakmayacak. Yenikapı’ya yaklaşırken Kalyon Otel bir kahve içimi ilk mola yerimiz olabilir.
Deniz manzaralı nezih otelin yolun yanı başında yer alması, restoran ve barına ilgiyi artırıyor. Aynı mevkide bulunan bir başka rağbet gören konaklama yeri ise Armada Otel oluyor.
Otelin alt kat salonları kadar, Ayasofya, Sultanahmet siluetli manzaralı teras restoranları sevilen mekânlar arasında sayılıyor.
Sağ tarafımızda devam eden surlara biraz dikkatli bakınca tarihin önemli yapıtlarından olan Beoucoleon Sarayı kalıntılarını görüyoruz. Biraz içerde ise Ayasofya Müzesi kadar önem taşıyan Küçük Ayasofya Cami yer alıyor. Kumkapı’ya geliyor, balık dükkânlarıyla başlayıp İstanbul Balık Hali ile devam eden kompleksin tam karşısında ki tren yolunun altından geçerek giriyoruz.
Kumkapı
Ara sokaklarına kadar taşan balık restoranları ile ünlü semtte, özellikle akşamın ilk saatlerinden itibaren hızla dolan masalarına yaklaşan keman, klarnet, darbukalı gezici müzisyenler, kısa sürede konukların rakı ve ızgara balık kokularının hâkimiyetinde ki gecelerini eğlenceli hale çeviriyorlar. Yerli ve yabancı turistlerin, ülkemize gelen ünlülerin mutlaka balık yemeye gittikleri Kumkapı’da ki balık lokantalarının müdavimleri kendilerini bambaşka bir atmosferde buluyorlar. Renkli geçen Kumkapı gecelerinde sokaklara kurulan masaları dolaşan seyyar satıcılar, sürekli servis edilen ızgara balıklar, mezeler, her masadan ayrı dilde yükselen konuşmalar, kahkahalarla eğlenceler geç saatlere kadar sürüyor. Kumkapı’yı geride bırakıp kentin önemli kavşaklarından biri olan Aksaray’a girerken solumuzda İstanbul’u Bandırma, Avşa, Marmara Adalarına bağlayan seferlerin yapıldığı deniz otobüsü iskelesi bulunuyor. Güllerle süslü bahçe içinde, çardaklı oturma üniteleri, araç turnikeleri ile düzenlenmiş terminal binası Bandırma ve üzerinden İzmir yolcularına konforlu geçiş kolaylığı sağlayarak hizmet veriyor. Son yıllarda yeniden düzenlenen sahil yolu denizden toprak doldurularak kazanılmış geniş alanlar sayesinde yeşil alana dönüştürülmüş, çay bahçesi, mini spor alanları ile donatılmış. Birçok ailenin deniz kıyısında gezinti ihtiyacını karşıladığı yeşil alanlar, piknikçilerinde gözde mesire yerleri arasında yer alıyor. Bilhassa sıcak tatil günlerinde mangalını alıp gelen piknikçi ailelerin yanan kömürlerinden et, tavuk, balık ızgara kokularıyla sahil boyunun adeta bir mesire yerine döndüğü gözleniyor. Kazlıçeşme’nin deri işleme fabrikalarından arındırılıp yeşil alana dönüşmesiyle geçilen, çeşmesiyle anılan Kazlıçeşme sonrasında cadde üzerinde kentin Derimod, Kırcılar, Silvano, Gianni gibi önemli deri markalarının satış mağazaları yer alıyor. Önlerinde bulunan geniş araç parkları ile otobüslerle gelen turist gruplarına da hizmet veren bu mağazalarda ayakkabı, kemerden cüzdan, çanta, mont, pardösü, valiz çeşitlerine kadar modayı yakından takip eden modeller bulunabiliyor. Yolumuzun sağında yer alan Yedikule’de, burçları, kent giriş kapıları, hendekleri ile surların görkemini bir kat daha artırırken, kent mimarisi bu bölümde farklı bir hareket kazanıyor. Özellikle halk konserlerinde daha da renklenen Yedikule Surları, zindanları turistlerin de ilgisini çekiyor. Restore edilen surların kapılarından girenler eski İstanbul’un izlerine rastlayabiliyor, fotoğraf kompozisyonları bulabiliyorlar. Yedikule surları her yıl tekrarlanan İstanbul’un fethi temsili törenlerinde mehteran bölüğü, leventlerin geçişi ile farklı bir çehreye bürünüyor. Büyük aşama kaydedip gelişen Zeytinburnu sağımızda, renk renk kayıkları, çekek yerleri, balıkçı barınakları ile sıralı deniz kıyısını solumuza alarak devam ettiğimizde Bakırköy’e yaklaşıyoruz.