Turizm Rehberi

Diyarbakır

GEZİYORUM
Güneydoğu Anadolu’nun tarihi kenti Diyarbakır, Dicle vadisi üzerinde yer alırken, kenti çevreleyen Dünyaca ünlü Diyarbakır Kalesi, uzunluğu beş km yi geçen görkemli surları, camileri, evleri ile Bizans, Selçuklu, Osmanlı eserlerini bünyesinde barındırıyor.

Diyarbakır’ın doğal arazi yapısını çevreleyen Diyarbakır kalesi, Dış kale ve İç kale olarak anılırken, yer yer 12 metreye varan yükseklik, 3 ila 5 metre kalınlık ve beş km yi aşan uzunluktaki surlar tüm görkemini günümüzde de sürdürüyor. Surlar üzerinde bulunan Evli Beden ve Yedi Kardeş burçlarındaki yazı bordürleri, çift başlı kartal, aslan kabartmaları dikkat çekiyor. Dış kalenin dört yöne açılan Harput Kapısı, Urfa Kapısı, Mardin Kapısı ve Su veya Dicle Kapısı olarak adlandırılan Yeni Kapı önemini koruyor. Günümüzde çeşitli restorasyon çalışmaları ile tahrip olan kısımları onarılıp daha bakımlı hale gelen sur kapılarından girerek, Diyarbakır gezimize Ulu önder Atatürk’ün konakladığı Gazi Köşkü’nden başlıyoruz.
Gazi Köşkü.
16 Şubat 1916 yılında Mustafa Kemal Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır Doğu cephesine gönderilmiş. Ön araştırma ekibi Mart ayında M. Kemalin Diyarbakır’da rahatça çalışabileceği ve yatıp kalkabileceği uygun bir yer arıyor ve sur dışında yer alan Semanoğlu Köşkü seçiliyor. Diyarbakır evi özelliklerinin taşıyan, iki katlı, siyah beyaz sur taşından yapılma bu ev, 5 Nisan 1926 yılında Mustafa Kemal’e Diyarbakır Belediyesi tarafından hediye edilmiş.

İdarî Teşkilat
Diyarbakır districts.png
Vali: Hüseyin Avni Mutlu
İstatistikler
Nüfus 1.492.828 [1]
― Şehir nüfusu 1.860.511
― Köy nüfusu 441.317
Yüzölçümü 15.355 km²
Nüfus yoğunluğu 97,22 kişi/km²
Genel bilgiler
Bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Alan kodu 0412
Valilik Web sitesi diyarbakir.gov.tr






YÖRE MUTFAĞI (GASTRONOMİ)

Devasa boyutlardaki karpuzu ile tanınan Diyarbakır yemek kültürü açısından da zengindir. Cartlak kebabı olarak da bilinen ciger kebabı geleneksel yemekler arasındadır. İçli köfte, çiğ köfte, bulgur pilavı, kaburga, keşkek, lebeni, tatlılardan ise burma, kadayıf ve nuriye ünlüdür. Üzümden yapılan pestil ve sucuk, otlu ve örgü peynir, sumak çokça yenen diğer yiyeceklerdir.

Yapmadan Dönme
DİYARBAKIRYAPMADAN DÖNMEDiyarbakır Surlarını gezmeden, İç Kaleyi görmeden, Ulu cami, Keçi Burcunu görmeden,Malabadi Köprüsünü görmeden,

Eski Diyarbakır Evlerini görmeden,

Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp ve Arkeoloji Müzelerini görmeden,

Selim Amca’da kaburga yemeden, meyankökü içmeden,

Diyarbakır hasırı almadan

…Dönmeyin.

GEZİLECEK YERLER

Mardin – Midyat

GEZİYORUM
Dünya Miras Listesinde yer alan, Mezopotamya’yı seyreden tarihi kent; Mardin
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 

 
Mardin kitaplara sığmayacak kadar derin kültüre sahip bir ilimiz, konunun MÖ.8000 yıllarına dayanan tarihi yönü bir tarafa Urfa-Viranşehir yoluyla gelip de Kızıltepe kavşağından dönerek yükselmeye başlayınca karşınıza bir tablo gibi çıkan çarpıcı özellikteki kent, kiremitsiz evleri, basamaklı, daracık gizemli sokaklarla birbirlerinin havasını, ışığını kesmeyecek şekilde sırt sırta binerek kaleye doğru tırmanıyor.
 
 
 

  

Özellikle akşam güneşinde ışığı arkanıza alıp da, eski Mardin kentinin karşısına geçip adeta bakıştığınızda, kent sizi, siz kenti seyrediyorsunuz! Cephesi size dönük tamamını bir defada görebildiğiniz ender yerleşimlerden biri olan kent aslında uçsuz bucaksız uzanan Mezopotamya’yı seyrediyor, biz araya giriyoruz!. Fakat bu seyir ne bir saate, ne bir güne, ne de daha fazlasına sığacak gibi değil. Günün değişik zamanlarında, mevsimsel ışık efektlerinin sihiri ile her saat başka görünen Mardin de akşam güneşinin kızarttığı gökyüzü ve evlere yansıyan sarartısı içinde ilk dikkati çeken görkemli kale eteğinde omuz omuza vermiş motiflerle süslü kesme taş evlerin dayanışması arasında sivrilen minareler, kiliseler, farklı mimari yapı tarzı oluyor.
Apartman dokusu hakimiyetindeki illerden gelenler için bu görüntü ilk kez Mardin’i görenlerde değişik duygular yaratıyor. Araç giremeyen, çöp toplama dahil taşımacılığın at, eşek, katırlar ile yapıldığı basamaklı sokaklarda yürürken, kemerler altından geçilen dehlizler ilk kez gelen ziyaretçileri hayretler içinde bırakabiliyor! Kapı üstü süsleri, kapı tokmakları, pencereler gibi detaylara dalarsanız kent gezisi içinden kolay kolay çıkabilmeniz hiç mümkün olmuyor ! Yine de Mardin’e gitmeden önce bu ili tanıtan kitaplar okumalı, açıkçası tarihini, coğrafyasını, kültürünü çalışıp gitme ihtiyacı duyuluyor.
Mardin doğal konumu bakımından olduğu kadar ticari ve kültürel ilişkilerin kavşak noktasında bulunması nedeniyle Karadeniz’den Kafkasya’ya, Basra Körfezinden Doğu Akdeniz’e uzanan yolların bağlantı noktası olmuş .Güneyde alabildiğince uzanan Mezopotamya Ovası ve Diyarbakır düzlüğü arasındaki tek geçit olan Mardin Eşiği üzerinde bulunması Mardin’i tarih boyunca vazgeçilmez kılmış. Deniz seviyesinden 1100 m yükseklikteki çevreye hakim konumuyla ele geçirilmesi son derece zor olan kentin doğası Midyat, Hasankeyf, Cizre gibi merkezlerdeki dinsel anıtlarıyla da merak uyandıran gözle görünür bir çekim gücü yaratıyor.
Kentteki Kültürel Miras
Han, külliye, medrese, cami, kilise, manastır, kent müzesi ve tarihi çarşısı ile bir çok gezilip görülecek yere sahip olan Mardin de yöreye has “Telkari sanatı” ünlenmiş bir sanat dalı olarak ilgi çekiyor. Eritilen altın, gümüş gibi madenlerin tel halinde çekilip işlenmesi ile ortaya çıkarılan kullanım eşyaları, bölgeden alınabilecek hediyelik eşyaların başında geliyor. Ayrıca araç giremeyen bir çok sokakta taşımacılığın binek hayvanları ile yapılıyor olması semercilik, nalbantçılık gibi mesleklerin de hala devam edebiliyor olmasına imkan vermiş. Günümüzde semerler yöreyi ziyaret edenler tarafından da dekoratif amaçla kullanılmak üzere satın alınıyor.

  

Mardin gezisinden artan zamanda mutlaka gezilmesi gereken Hasankeyf, Midyat Cizre gibi tarihi değerlere sahip eşi benzeri olmayan özelliklere sahip yerler, gezi severlerin büyük beğenisini kazanıyor. Tarihi platformlar aynı zamanda filmciler, foto safari meraklıları içinde bulunmaz imkanlar sunuyor. Turistlere alışık olan yöre halkı ise hoşgörülü ve yardımsever olup arzu edenlere rehberlik hizmeti veriyorlar. 

 

Mardin Evleri  

Anadolu Türk mimarisinin en özgün örnekleri olarak kabul edilen, bulunduğu topografya ve iklim koşulları ile uyum sağlayan Mardin evleri, Mezopotamya Ovası’nın ucunda yer alması nedeniyle İslam kültür ve mimarisiyle Anadolu Türk kültür ve mimarisi arasında köprü olmuştur. Dik bir yamaç üzerinde düz damlı taş binalar kemer, revak ve taş süslemeleriyle dikkat çekerken, taş oyma sanatı ince detaylarına rastlanıyor. Bazı binaların dış cephelerinde bulunan kitabeler, hat sanatının göze çarpan özellikleri  

olarak dikkat çekiyor. Çeşitli yapılar birbirlerine daracık sokaklar, merdivenler ya da yöre halkının dilinde “Abbara” denilen üstü tonozlu geçitlerle bağlanırlar. Tüm mimari doku açık renkli kalker taşlarıyla oluşmuş olup beyaz, sarı ve kırmızı tonlarda, ki bu taşlar yer yer dönüşümlü kullanılarak renkli görünümler ortaya çıkması sağlanmış. Çok kalın duvarları olan taş evler yazın çok serin kışında sıcak ortamlar yaratma özelliğine sahip. Tahta üzerine demir kaplamalı sokak kapılarında büyük anahtarlı kilitler halkalı ve stilize horoz figürü taşıyan demir dövme kapı tokmakları geçmişten günümüze gelen asırlık eserlerdir. Tokmaklar Evi, Koçhisarlar Evi, Kurtuluşlar Evi, Zeki Eldem Evi, Abdülkadir Paşa / Koçlar Evi, Vakıf Evi gibi birbirinden ilginç yapılar türünün örnekleri olarak büyük beğeni kazanıyor.
Mardin’de gezilecek yerler
Melikşah Ulu Camii(Cami-i Kebir- Merkez Ulucami Mahallesindedir)
Melik Mahmud Camii(Babu’s sor-Merkez Savurkapı Mahallesindedir)
Abdullatif Camii(Latifiye-Merkez İkinci Cadde Cumhuriyet Çarşısı)

  

Zeynelabidin Camii (Nusaybin Merkezinde) 

 

Koçhisar Camii (Dunaysır-Kızıltepe Merkezinde)  

Kasımiye Medresesi (Merkez)  

Zinciriye Medresesi (Merkez)  

Şehidiye Medresesi ve Camii (Merkez Şehidiye Mahallesindedir)  

Sıtti Radiviyye (Hatuniyye Medresesi) (Merkez)  

Selsel Camii(Merkez Teker Mahallesindedir)  

Necmettin Gazi Camii(Merkez Necmettin Mahallesindedir)  

Kasım Tuğmaner Camii(Erkulu-Merkez 1. Cadde üzerindedir)  

Reyhaniye Camii(Şeyh Mahmut-Merkez Hasan Ayyar Çarşısındadır)  

Nasrettin Şehit ve Medresesi (Şehidiye-Merkez Şehidiye Mahallesindedir)  

Hamidiye Camii(Merkez 1 .Cadde Üçyol altındadır)  

Süleymanpaşa Camii(Molla Halil Merkez Şehidiye Mahallesindedir)  

Secaattin ve Mehmet Camii(Zerrer-Merkez Yeniyol üzerindedir)  

Hamza-i Kebir Camii(Merkez Savur Kapı Mahallesindedir)  

Şeyh Abdulaziz Camii(Merkez Cumhuriyet Çarşısının batısındadır)  

Melik Eminettin El Emin Camii(Merkez Eminettin Mahallesindedir)  

Sıtti Radviyye Camii(Merkez Gül Mahallesindedir)  

Şeyh Salih Camii(Sadullah Şar-Merkez Yeniyol üzerindedir)  

Mahmut Türki Camii(Halife-Merkez Diyarbakır Mahallesindedir)  

Zeyd Camii(Merkez Yenikapı Mahallesindedir)  

Sarı Camii(Necmettin veya Maristan)  

Şeyh Çabuk Camii(Merkez Çabuk Mahallesindedir)  

Nizamettin Begaz Camii(Merkez Diyarbakır Kapı Mahallesindedir)  

Kale Camii(Mardin Kalesi içindedir)  

Dinari Camii(Pamuk Merkez Kuyumcular Çarşısında)  

Ulu Camii(Midyat Merkezinde)  

Altunboğa Medresesi(Medrese)  

Hüsamiye Medresesi(Merkez)  

Savurkapı Medresesi(Merkez)  

Melik Mansur Medresesi(Merkez)  

Tarihçesi  

Geçmişin ünlü İpek Yolu bağlantısı olan kent hakkında bir çok efsane bulunmaktadır. Pers krallarından birisinin hasta olan “Mardin” adlı oğlu, dört mevsimi de birbirinden güzel olan bu kentte sağlığına kavuştuğu için onun adıyla anıldığı söylenir. Bir başkası Süryanice kutsal şehir anlamına gelen bu ismin bir Süryani rahip tarafından kente verildiği ifade edilir. Bir başka söylentiye göre ise kentin adı Sasani komutanlarından Mardius’tan gelmektedir. Ünlü tarihçi Hammer, tarihi kaynaklardan  

aynen aktardığını öne sürerek bu adın İran hükümdarı Ardeşir’in bölgeye yerleştirdiği savaşçı kavim Mardlar’dan geldiğini söylemektedir. Roma, Bizans, Arap, Hamdaniler, Şeyhoğulları, Mervaniler, Büyük Selçuklular ve onların ardından Artukoğulları uzunca bir süre yöreye egemen olmuşlar. Daha onraları Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler Mardin’i siyasi sınırları içerisine katmışlardır. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim komutanlarından Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından Osmanlı toprakları içine alınmıştır.
Dipnot: Dünya mirası kentin tarihi panoramasının korunması gerekçesiyle mimari dokuya uyum sağlamayan ve sonradan inşa edilen yapıların elenip, taş evlere benzer şekilde yaniden yapılması bu mirasın değerini arttıracaktır.
 
 
 

  

  

 

  

   

NE YENİR?
 
 
 
 
 

Güneydoğu acılı kebapları ün şalmış. Bölgenin pul biberleri hediyelikler arasına bile girmiş Pul biberlerle lezzetlenen patlıcanlı kebapların yanı Mardin mutfağının lezzetleri arasında iştah açan nar ekşili acılı, baharatlı salatalar, Kitel adıyla anılan içli köfte, bir tür dolma olan mumbar, taze etten yapılan domatesli Mardin güveci, doğal ortamda beslenmiş kuzu ve oğlakların kol kısmından içine iç pilav doldurulup dikilmesi ve uzun süre buharda pişirilen kaburga dolması, şenbuzek adı verilen lahmacunlar, alinazik, irmik helvası, zerde, sütlaç, yoğurt tatlısı, doyurucu olduğu kadar hazmettirici bir kahve türü olan mırra ile son bulan yemekler yöresel özellikler taşıyor.
Yöresel yemekleri Kızıltepe Sofrası’nda yiyebilirsiniz.
Tel no: 0 (412) 313 21 00 .
 
 

  

  

 

  

  

  








  

Gemlik

Gemlik’in üç tarafı kısmen ihtiyarlamış tek ve sıradağlarla kuşatılmış olup yalnız batısı Marmara Denizi’ne doğru açıktır. İznik Gölünden gelen Karsak Deresi Gemlik’i ikiye bölmüştür. Kuzeyden Samanlı Dağlarıyla güneyden Katırlı Dağlarının batıya doğru uzantıları Gemlik Körfezini kapalı bir havza haline sokmuştur. Samanlı dağlarından ayrılan bazı kollar kıyıya dik bir şekilde inerek sivri burunlar oluşturmuştur.

İklim
Gemlik’in iklimi tamamıyla Akdeniz ikliminin özelliklerini taşır. Genel olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Tarih
Gemlik, Bursa civarında kurulan en eski kenttir. Tarihi MÖ 12.yy’a kadar uzanır. 1087 yılında Selçuklu kumandanlarından Ebul Kasım’ın burada bir donanma yaptırması üzerine kentin “gemilerin yanaştığı ve üretildiği yer” anlamına gelen Gemiluk adını aldığı söylenir.

Gemlik, Osmanlı devrinde Bursa’daki Yıldırım Camii ve Medresesi’ne vakfedilmiş bir kasaba idi. Kasabanın gelirleri bu vakıflara yollanırdı. Uzun yıllar Kite’ye bağlı bir köy olan Gemlik, 1856′da Gemlik-Bursa karayolunun yapılmasından sonra canlanmış ve belediye örgütü kurulmuştur.

Ekonomi
İlçe merkezinde oturan nüfusun % 80′i ticaretle uğraşır. Tuzlu zeytin, yağ, sabun ticareti başta gelmektedir.

Gemlik’te tarım, oldukça gelişmiştir. En çok zeytin üretimi yapılır. Türkiye’nin en lezzetli sofralık zeytinlerinin yetiştiği yerlerdendir. Üstün kaliteli elma, armut ve şeftali üretimi de yapılmaktadır. Gemlik’te konserveciliğin gelişmesine paralel olarak sebzecilik gelişmiştir. Yetiştirilen sebzelerin başında fasulye, enginar, salatalık, domates, bezelye, patlıcan, biber gelir.

Hayvancılık ise ilçeye yakın köylerde az, dağ köylerinde ise daha çoktur. İlçede tavukçuluk da yaygınlaşmaktadır. Balıkçılık da önemli bir gelir kaynağı olup, körfez sularında her türlü balık bulunur.

Gemlik’te sanayinde, zeytin imalatı büyük yer tutar. 1937 yılında kurulan Sümerbank Suni İpek Fabrikası ilçenin gelişiminde önemli rol oynamıştır. Sahil şeridinde yer alan Sümer Holding (Viskon ve jelatin üretimi), Tügsaş (Gübre ve kimyasal ürünlerin üretimi), Borusan (Boru üretimi), Çimtaş (saç ve demir üretimi), Borçelik (çelik üretimi) gibi çeşitli fabrikalar Gemlik’teki sanayiinin temelini oluşturur. Gemlik civarında çıkartılan damarlı mermer ve alçı taşı ihracı Gemlik ekonomisi için önemlidir.

Gemlik, turizm bakımından I. derecede turistik hüviyete sahip bir ilçedir. Kurşunlu, Küçük Kumla, Büyük Kumla, Karacaali köylerindeki dinlenme evlerinde, turistik otel, motel, kamp ve pansiyonlarda turistler konaklamaktadır. Umurbey kasabasındaki Celal Bayar Vakfına ait Kütüphane ve Müze ayrıca Celal bayar’ın anıt mezarı da hayli ilgi çekmektedir. Kliseden çevrilme Balıkpazarı Camii, Çarşı Ali Paşa Camii Gemlik’teki tarihi yapılardandır.

GEMLİK İLÇEMİZ

Bursa’nin bir ilçesi,Gemlik Körfezi kiyisinda bulunan bu ilçe,Bursa’ya 30 Km.uzakliktadir.

Orhangazi-Yalova ve Mudanya arasindadir. Gemlik’in ortaçagdaki adi Kius=Cius’tur.Bursa civarinda kurulan en eski kent olup,kurulusu I.Ö.XII.yüzyilda Argonotlara kadar gider. Herodot’un ünlü Tarih’inde bölgemizden söz edilen tek kent budur.Gemlik,1333 yilinda Kara Timurtas Pasa’nin gayretiyle feth edilmistir. Gemlik sözcügünün, Gemilik,yani gemilerin yanastigi ve gemi üretildigi bir yer anlamindan gelmistir.1087 yilinda Ebulkasim, Gemlik’i ele geçirip burada donanma yaptirdigi için bu adi aldigi söylenir. Ancak bu konuda çesitli baska savlar vardir.Texier,Bursa’nin gömlekleri Gemlik limanindan ihraç edildigi için,bu adin “Gömlek’ten geldigini savunur.Bilge Umar ise bu sözlügün, Luwi dilindeki “Kama=Gama”sözcügünden geldigini savunur.Kamila(Kam-Ila),yani”Kama Yurdunun Körfezi”,Gemili’ye dönüsebilecegini Savunur.Bu savin bence tek savunulacak yaninin Gemlik’in eski bir kent olmasi ve hemen hemen tüm eski kentler gibi bu kentin de adi Türklerden önceki devirde kullanilmasidir.

Nitekim Gemlik feth edildiginde de bu adi tasiyordu.Ancak bu yakistirmanin yani Kam Ila’nin fonetik yapisi Kumla’ya daha çok uymaktadir.Olasilikla kumla sözcügü buradan gelmistir.Çünkü bu köyler de eski köylerdir.Gemlik,Türklerin ilk tersanesidir.Inegölden gelen keresteler bu limandan Istanbul’a tasinmistir.Bozburun ise Kürek için kesim alanidir.

Kasaba’da Solaksubasi Mehmet Aga Camii,han ve hamam yaptirmistir.(B.O.A.Cevdet Evkaf no.18718) Demirtas Pasa da bir mescid yaptirmis.1888 yilinda Gemlik’te 32 cami ve mescid ile,18 kilise vardi.Ayrica 2 tekke 9 han 565 dükkan 48 Okul 33 hamam 1 kaplica ile 65 oda vardi.

Cuinet’in 1894 yilinda yayinladigi kitapta;kent merkezinde 242 müslümana karsilik 4620 rum,107 ermeni ve 178 yabanci olmak üzere toplam 5147 kisinin yasadigini yazar.Bu tarihte Gemlik merkezde ise üç kilise varmis.Gemlik Bursa’daki Yildirim Camii ve medresesine vakif edilmistir.Kasabanin geliri bu vakiflara yollanirdi.Ilçeye bagli birçok köy,her yil bes bin kürek verirmis.Gemlik-Bursa karayolu 1856 yilinda yap ilmistir.Bu yolun yapilmasi ile Gemlik canlanmistir.Gemlik uzun yillar Kite’ye bagli bir köy idi.Bu ilçede sarap mukatasi varmis ki,kadi sicillerinde bu mukattanin 2 yük akçe ettigi yazilir.Bu ilçe sinirlarinda XIX.Yüzyilda 650 Karakeçeli asireti üyesi varmis.Bursa Yillikla’rina göre Gemlik’teki Belediye örgütü kurulduktan sonra zaman zaman baskanligi Rumlar almistir.

Örnegin 1886 yilinda Gemlik Belediye Baskani, Lugonidi Efendi adli bir Rum’dur.5 kisilik Belediye Meclisinde ise Todorani ve Ohannes Efendiler yer alir.Iki yil sonra Belediye Baskanligina Mehmet Rüsti seçilmis,Bir yil sonra da Nuri Bey,1892 yilinda Dimitrus,1895 Andiriko,1890 yilinda Coci,1906 yilinda Armut Yanot efendi 1908 yilinda ise Andriko adli bir Rum Baskan olmustur.Bir yil sonra yine Andriko adli bir baska Rum,Belediye Baskani olmustur.Bu tarihte ise 5 kisilik Belediye Meclisinde Hacioglu Duyumidi,Hiristo Çaku,Petraki,Snodi Efendi,Papazoglu Ispro Aga adli azinliklar yer alir. 1908 Yilligina göre Gemlik’te 1.077 hane vardi. Bugün Gemlik’te Çarsi Alipasa ve Demirsubasi adi ile anilan eski bir cami vardir.Bu cami 1858 yilinda kapudan Ali Pasa tarafindan yenilenmistir.Balikpazari(Yeni Cami) Camii ise aslinda Panagia Pazariotissa Kilisesi’dir.Ematullah(Küçük)Camii de eski bir yapidir.Gemlik’te ayrica;Koimesis,H.Taxiarches,Panagia Theoskepatos,Panagia Gorgoepikoss,H.Ignatios,H.Georgios tes kirizou, Christos kiliseleri ile kentin Theotokos Hodegetria,Herakleion manastirlari varmis.H.Georgios Manastiri ise kentin güneyindeymis.Armutlu’nun Yalova iline baglanmasindan sonra Gemlik’e bugün 3′ü belde olan 21 köy baglidir.

ILÇENIN KONUMU:

Gemlik Bursa’nin 30 Km.kuzey batisinda Marmara denizinin sakin bir kiyisinda kurulmustur.Bursa iline bagli olan ilçe yerkürenin 29 derece 13 dakika dogu meridiyeni ile 40 derece 12 dakika kuzey pareleli üzerinde bulunur.Dogusu katirli daglariyla Orhangazi arazisi,batisi marmaranin ilçeye ad olan körfezi,kuzeyi samanli daglari ve güneyinde Bursa’nin dalgali yereyi ile çevrilidir.

COGRAFI DURUMU:

Gemlik’in üç tarafi ihtiyarlamis tek ve sira daglarla kusatilmis olup batisi Marmaranin daima sakin olan mavi sularina dogru açiktir.

Kiyidan baslayarak dogu istikametinde uzanan 3-4 km.uzunlugunda ve 2-3 km.genisliginde olan ova Gemlik’in yegane düzlügüdür.Iznik gölünden gelen karsak deresi bu düzlügü ikiye bölmüs vaziyettedir.Ova Karsak bogazina dogru hem derenin kivrintilariyla hafif bir yükselme gösterir,hemde yavas yavas daralir.

Kuzeyden samanli daglariyla,güneyden katirli daglarinin batiya dogru uzantilari Gemlik Körfezini kapali bir havza haline sokmustur. Daglarin arasinda sularin oydugu derin vadilerle çökme neticesinde meydana gelen çukurlar pek çoktur.

Volkanik kütlelerin mevcudiyeti vaktiyle bu arazinin bir indifa sahasi oldugunu göstermektedir.Yer kabugunun yerlesmedigi simdi bile bol yagmurlardan sonra meydana gelen kaymalardan görmek mümkündür.
Samanli daglarinin Gemlik körfezine bakan yamaçlari tatli egimlerle bir platformu teskil eden sira daglardan ayrilan bu kollar ise kiyiya kadar dik bir sekilde inerek kiyinin düzgün manzarasini sivri burunlar halinde bozmustur.(Bunlardan,Göztepe burnu,Kapakli Burnu,Sari Burun,Manastir Burnu en önemlileridir.)Armutlu bucagi batisina kadar devamli bir alçalma ile inen samanli daglari Bozburnunun dik kayaliklarini teskil ederek denize kadar 6 millerde tekrar denizin yüzüne çikarak imrali adasini meydana getirir.

Gemlik’in kuruldugu nokta denize dikey inen az yükseklikte bir sirtla bunun yamaçlari ve denizin çekilmesinden meydana gelen dar kiyi düzlüklerinden ibarettir.ilçenin kiyilari eski kayikhane Burnundaki kayalik çikintilar bir tarafa birakilacak olursa tamamiyle düzdür.Pek derin olmayan kiyilar derelerin tasidigi molozlarla devamli siglasmaktadir.

Gemlik körfezi umumiyetle sakin ve dalgasizdir.Dogudan batiya uzunlugu 35 Km.Güneyden kuzeye en genis yeri 10-15 km.olan körfez daima sakin olmasini saglayan karsilikli iki burundur.(Tuzla ve Kapakli burunlari)her iki sahilde birbirine cephe alan bu burunlar körfezi bir kiskaç içine almis gibidir.Körfez bu kiskaçlar arasinda adete bir havuza benzer.Körfez sularinin sig 1-10 m.derin kisimlari ise 100-150 m.arasindadir.Ilçenin eski adi kilyos oldugu için körfeze eskiden kilyos denirdi. Körfezin bir adida incir limaniydi.

Asirlarca birçok uluslarin gemilerine siginak olan bu sirin körfez bu günde sessiz isulari ile bakanlarin gözlerini oksamaktan geri kalmamaktadir.





Aşıkların şehri Paris


Paris deyince akla ilk olarak tabii ki Eiffel Kulesi ve aşk geliyor

Aşıkların şehri olarak bilinen Paris, dünyadaki en etkileyici şehirlerden biri. Bir gün bu kenti ziyaret edecek olursanız kesinlikle hayal kırıklığına uğramayacaksınız!

Paris yüzyıllardan beri tarihte aşkı, romantizmi, gizemi ve mutluluğu sembolize eden bir şehir olmuştur. Paris, Seine nehri kenarına kurulmuş ve nehir, şehri ikiye bölmüştür. Milattan önce üçüncü yüzyılın sonlarına doğru kurulan ve gelişmeye başlaya Paris, önceleri İngiliz egemenliği altında kalmıştır. Sonra, Sezar’ın kenti ele geçirmesiyle Roma İmparatorluğu’nun yönetimi altına geçen şehir, milattan sonra Frank kralı 1. Clovis tarafından zapt edilmiş ve bugünkü haline kadar gelişimini sürdürmüştür. Krallıkla yönetilen ve birçok etkinin altına giren Fransa, izlerini Paris’te taşımaktadır. Kentte irili ufaklı birçok saray ve askeri akademi, şehrin tarihini günümüze kadar taşımayı başarmıştır.

Bir nehirle ikiye bölünmüş olan şehir, kuzeyde kalan tarafında dünyaca ünlü ve her zaman ışıl ışıl olan Champs-Elysees Caddesi, Louvre Müzesi, birçok mağaza ve tarihi mekan ile uzanmaktadır. Güneyde kalan kısımda ise, Paris’in simgesi Eiffel kulesi, Saint Germain De Pires ve birçok akademik bina yer almaktadır. Tarihin ve modern binaları içiçe geçtiği şehir 24 saat canlı ve eğlenceli bir dokuya sahiptir.

Romantik bir gezi, unutulmaz bir balayı, sürpriz bir yeni yıl geçirmek isteyenler için Paris sınırsız bir olanak yelpazesine sahiptir. Tarihle bütünleşmiş caddeler, modanın kalbi sayılan alışveriş mekanları ve tatlı bir müziğin esintisine kapılmış Seine nehrinin inanılmaz manzarası unutulmayacak bir çerçeve çizmektedir.

PARİSTE GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

Notre Dame: Bu Katedral gotik mimari özellikleri taşımaktadır. 1163 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 1345’te tamamlanmıştır. Katedral, birbirinden farklı üç kapıya sahiptir ve bu kapılardaki mimari güzellik dikkat çekicidir. Katedralin içinde çok büyük bir kilise orgu vardır. Kulelerinden Paris’i izlemek de ayrı bir keyiftir.

Sainte Chapelle : Sainte Chapelle, adını, mimarından almıştır. 1242 yılında inşa edilmeye başlanmış ve de 1247’da tamamlanmıştır. Daha sonra restore edilmesine rağmen eski havasını yitirmemiştir. Giriş ücretlidir.

Eiffel Kulesi : Paris’in olmazsa olmazı kule, adını tasarımcısı Gustave Eiffel’den almıştır. Fransız İhtilali’nin bir sembolü olmuştur. Yüksekliği 320 m ( 1050 fit ) olan kule 1930′a kadar dünyanın en yüksek binasıydı.

Kulenin en tepesine çıkıp manzarayı izleyebilir ya da çevredeki kafelerden birine oturup keyif yapabilirsiniz.

Champs – Elysées: Bu cadde, kaliteli yemek yiyebileceğiniz, içki içebileceğiniz yerlerden biridir. Dünyanın en güzel bulvarı olarak da geçer. 1950 m. uzunluğundadır. Burada fast-food restoranları, araba galerileri ve sinemaları bulabilirsiniz. Bu cadde, genelde insanların akşamüstü yürüyüşü yapmak ve lüks butiklerde alışveriş yapmak için geldiği yerlerdendir. Bu bulvarın batıdaki son noktası Zafer Takı (Arc de Triomphe)’dır. Bu tarihi yapının altında 1. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybetmiş askerlerin anıtı vardır.

Sacre coeur : Paris’in meşhur kiliselerinden biridir. Kutsanmış kalp anlamına gelir. Çok yokuşlu bir tepede bulunur. Montmarte’de bulunan bu tepeye ulaşabilmek için metrodan indikten sonra dik merdivenler çıkmanız gerekir. Kubbeleri nedeniyle camiye de benzetilen kilise, içindeki muhteşem freskler, vitraylar, heykel ve tablolarıyla ünlüdür.

Kilisenin yanındaki ara sokaklardan biraz daha yukarı gidildiğinde karşınıza Ressamlar Tepesi çıkar. Burası sanatını icra etmek için dünyanın birçok yerinden gelen ressamlarla doludur.. Dilerseniz onlara portrenizi yaptırabilir, dilerseniz Paris manzaralı resimlerinden satın alabilirsiniz. Bu tepe Paris’in en yüksek yerlerinden biri olup, harika bir manzaraya sahiptir.

Seine Nehri: Paris’i güney ve kuzey olarak ikiye bölen nehirdir. 1991 yılında nehrin çevresi dünya mirası listesine alınmıştır. Kıyıları zarif parklarla doludur. Çevrede sayısız tarihi kalıntılar vardır, turistleri oldukça çeken bir bölgedir. Ayrıca her biri ayrı özellikler taşıyan köprüler de bu bölgede görülmeye değerdir. Kentte toplam 35 köprü bulunmaktadır.

Moulin Rouge: Kırmızı Değirmen anlamına gelen ünlü bir gece kulübü/kabare’dir. Pigalle semtinde bulunur. Dünyaca ünlüdür. Aynı isimli filmden sonra daha da ünlenmiştir. Elit erotik şovlar, orijinal eğlence programları ve danslarıyla pek çok turisti ağırlamaktadır. Moulin Rouge, ilginç bina tasarımıyla da pek çok benzer binaya öncülük etmiş, tarz oluşturmuştur. Bu anlamda, yaşayan bir müze gibidir.

Orsay Müzesi: Seine Nehri’nin solunda kalan eski tren garı’nın içinde yer alan bu müzede 1800’lü yıllara ait resimler, heykeller ve fotoğraflar yer almaktadır. Tren garı olan müze binası 1900 yılında tamamlanmıştır. 1939’dan sonra istasyonların uzun trenler için uygun olmamasından dolayı ulaşıma kapanmıştır ve 1977 yılında müze haline getirilmesine karar verilmiş, 1986’da müze haline gelmiştir. Lille caddesinde bulunan Orsay Müzesi, her yıl iki milyon insan tarafından ziyaret edilmektedir.

EuroDisney: Avrupa’nın en büyük eğlence merkezlerinden biri olup, size bir masal dünyası sunan Euro Disney’de, Disney kahramanlarının geçit törenini izleyebilir, Frontierland’da bir maden trenine binip, köprülerden geçerek, eğlencenin doruklarına ulaşabilir, ardından Karayip Korsanlarını izleyebilirsiniz

Korku tünelleri, film gösterileri, animasyonlar, havai fişek gösterileri gibi birçok aktivite tüm masal kahramanları ile bir araya da gelerek değişik bir deneyim yaşayabilirsiniz. Akşamları ise her yaşa hitap eden 50 restoran, sinemalar, canlı şovlar, Disney karakterleri ile birlikte yemek yemek gibi ilginç atraksiyonlarla, Disney Dünyası yaşamınıza renk katar.

Versay Sarayı: Avrupa’nın en büyük sarayı olan Versay Sarayı aslen bir saraylar ve köşkler topluluğudur. 1300 adet odası vardır. Bahçesi olağanüstü büyüktür. Sarayın iç dekorları inanılmaz güzelliktedir. En önemli dairesi 75 m uzunlukta olan ve 400 ayna ile kaplı olan Aynalı Galeri’dir. Savaş sonrası bir çok anlaşma bu salonda imzalanmıştır. Bu saray Fransa’nın ihtişamlı dönemlerini yansıtmaktadır diyebiliriz. Giriş ücretlidir.









İzmir

EGE’nin incisi, Efeler diyarı, Güzel İzmir
Türkiye’nin üçüncü büyük kenti olan İzmir, Konak, Bornova, Karşıyaka, Çiğli, Balçova, Buca, Menemen, Aliağa, Dikili, Foça, Bergama, Urla, Karaburun, Mordoğan, Seferihisar, Alaçatı, Çeşme, Özdere, Gümüldür, Ödemiş, Kiraz Beydağ, Selçuk, Kemalpaşa, Torbalı, Tire gibi birçok ilçeye sahip.

Ege bölgesinin göz bebeği kentin içini gezmeye, İzmir’in simgesi haline gelmiş Konak meydanında ki İzmir saat kulesinden başlıyoruz.
Çevre düzenlemesi defalarca yapılmış olan meydanın saat kulesi, Osmanlı saat kuleleri içinde en estetik görünüşlü ve en zarifi olarak kabul ediliyor. İzmirliler’in randevulaşıp, çevresinde dolaşıp dinlendikleri, anı fotoğrafları çektikleri kule, etrafı betonlaşıp daralsa da, güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeden tüm heybetiyle ayakta duruyor.

İzmir Saat Kulesi

Sultan 2.Abdülhamit’in tahta çıkışını 25. yıldönümüne yetiştirilmek üzere 1901′de bazı parçaları yurt dışından getirilerek bir Belçika firmasının projesiyle inşa edilen kulenin saati ise Alman İmparatoru 2.Wilhelm tarafından hediye edilmiş. 25 metre boyundaki mücevher görünümlü İzmir Saat Kulesi’nin mermer kubbeli çeşmeleri ve dört giriş üzerinde 68 sütunu bulunuyor. İki katın çevresi sekizgen balko nla çevrili ve sekizgen planlı kuleyle yükseliyor. Osmanlı armalı, Sultan Abdülhamit tuğralı kulenin metal çatısı 12 sütunlu, zirvesi ise âlemle nihayetleniyor. 1985 yılında ışıklandırılıp, İzmir Belediyesi’nce bakımı yapılan kulenin saati de Elektronik sisteme dönüştürülmüş.
Belediye binası ve Konak Cami ile çevrili Saat kuleli meydan, Konağı, Alsancak’ı, Karşıyaka’ya bağlayan durumuyla günümüzün yoğun araç ve yaya trafiğine sahne oluyor. İzmir’in başlıca alış veriş merkezi konumunda ki Konak Kemeraltı Çarşısı, cadde, sokak, pasaj ve galerili tarihi hanlarıyla ziyaretçilerini derinliklerine doğru çekerken, biz meydandan sahil yönünü Güzelyalı yönünde takip ederek İzmir’in bir başka simgesi olmuş asansörle bütünleşen Asansör semtine geliyoruz.

Asansör

Denizin doldurulup düzenlenmesiyle yepyeni bir gezi ve yeşil alana kavuşmuş olan sahil yoluna paralel iç yol uzun boylu çok katlı apartmanların gölgesinde kalsa da, iki katlı, cumbalı, saçaklı, eski İzmir evlerine burada da rastlanıyor. Asansör sokağına geldiğinizde ise bu tip evler çoğalıyor ve karşınıza Asansör’den önce bir zamanların unutulmaz şarkıcısı “Deniz ve Martı sordular seni neredesin. Nasıl derim terk etti, bırakıp gitti” şarkı sözleri ile hatırlayacağınız parçanın sahibi 302 sokakta Dario Moreno’nun müze evi çıkıyor. Bu nostaljik anı tazelemenin sonrasında tarihi asansör, dev bir anıt gibi karşınızda dikiliyor. Asansörle çıkacağınız noktada hiç işiniz olmasa bile, içinizden hemen binip yukarı çıkmak için sabırsızlanabiliyorsunuz. Asansör’ün girişi, kitabesi, kapısı sizi yıllar öncesine götürüyor. Bilet alıp bindiğiniz kabinlerde yükselirken camlı bölümlerden körfeze yüksekten bakmaya başlıyorsunuz. Dikine çıktığınız, kısa yolculuklu noktada ki platform ise doyumsuz güzellikte panoramaya sahip. 1907 yılında hizmete giren asansör 40 metre yüksekliğinde. İzmirli tüccar Şerif Remzi Reyent tarafından satın alınmış. 1973 yılında ölen Reyent’ten varisi Ayla Ökmen’e kalan asansör, 1983 yılında satılmaması koşuluyla İzmir Büyük Şehir Belediyesine bağışlanmış. Yıllarca Mithatpaşa Caddesi ile Halil Rıfat Paşa Caddesi arasında yaya bağlantısı sağlanan ve restore edilen asansörde İzmir’e hâkim manzaralı Ceneviz meyhanesi, restoran, çay teraslarında hoş vakit geçirme olanakları bulunuyor.
Ayrılması zor mekândan tekrar aşağı iniyoruz. Göztepe yönüne sahil yoluna devam edersek Önce Göztepe Atatürk Evi dikkat çekiyor.
Tarih 9 Eylül 1922 Mustafa Kemal 30 Ağustos zaferini kazanmış. İzmir’e o gün giriyor. İzmir karargâhında yorgunluk, heyecan, mutluluk, şaşkınlık hepsi var. Müttefiklerin delegeleri, zaferi kazanan komutanın kapısında sıra bekliyor. İşte tam bu sırada yaverlerin odasına sırasız, izinsiz bir kadın dalıyor. Gelen genç hanım İzmir’in ünlü iş adamlarından Uşakizade Muammer Bey’in kızı. Herkes dışarıda beklerken, adı Latife olan bu genç hanım muzaffer komutanın yanında bir saat kalmayı başarmış. “Uşakizadelerin evinin Paşaya iyi bir karargâh olacak vasıfta olduğunu ısrar ile tekrar tekrar anlatıp oradan ayrılmış. 13. Eylül 1922 gecesi unutulmayan İzmir yangını başlıyor. O gün çevresinde ki birçok yakını İzmir karargâhından çıkmasını ve başka bir yere yerleşmesini isterken özellikle İsmet ve Fevzi Paşaların ve yaverlerin ısrarıyla Mustafa Kemal, Uşakizade Muammer Bey’in Göztepe’de ki köşküne gitmeyi kabul ediyor. Ve 13 Eylül’den 29 Eylül’e kadar orada kalıyor. Bu şekilde yeni İzmir karargâhı Muammer beyin evi oluyor.
Mustafa Kemal bu köşke 27 Ocak 1923′te tekrar geliyor. Bu kez geliş nedeni ise bambaşka oluyor. Büyük komutan evin kızına, Latife Hanım’a evlenme teklifi yapıyor. 27 Ocak 1923. sonunda Paşa ve Latife hanım Muammer Beyin Beyaz Köşkünde buluşuyorlar. Genç kız Mustafa Kemali görmenin keyfiyle” Sizi çok özledim, çok özledim” diye duygularını dile getirirken, Mustafa Kemal de kendine özgü davranışıyla evlenme teklifini açıklıyor. ” İyi öyleyse” demiş Paşa ve devam etmiş. “Mutabıkız. Demek ki evleniyoruz.” Araya giren düğün, dernek töreni sonrası Mustafa kemal 29 Ocak günü Latife Hanımla aynı evde kıyılan nikâhla evleniyor. Tarihler 18 Şubat 1923 de evliliklerinin 19. günü, İzmir’den ayrılıp Ankara’ya doğru yola çıkıyorlar.

Göztepe’den devam ediyor bir başka ünlü mekâna geliyoruz. Burası Termal kaplıcaları, şifalı suları ile ünlü Balçova’ya bu defa teleferikle çıkma imkânı bulabiliyoruz. Yol aynı doğrultuda İnciraltı, Çeşme’ye uzanıyor, bu ilçeleri ayrı bölümlerde işlemek üzere tekrar Konak meydanına dönüyoruz. Bu defa sırtımızı Karşıyaka’ya deniz yoluyla bağlantı sağlayan iskeleye dönüp varyantı tırmanarak İzmir geneline geniş bir panoramadan bakma imkânı sunan yüksekliklere ulaşıyoruz. Yol üzerinde bir başka uğrak noktamız ise göz okşayan eserlerin sergilendiği, İzmir’in tarihi, geçmişi hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan İzmir Arkoloji Müzesi oluyor. Sahile iniyor, çift katlı yollar, geçitlerle düzenlenen cami ve saat kulesinin yanından kordon boyuna doğru yürüyoruz.
Son birkaç yıl içinde deniz dolgu çalışmalarıyla denizden hayli uzaklaşan kordon boyu restoran ve kafeleri, kordona açılan tüm sokakları, gece, gündüz tüm cazibesi, sokak yaşantısıyla ilgi çekmeye devam ediyor.
I. ve II. kordon, alımlı ve bakımlı, modayı yakından takip eden şık ve modern bayanları, yakışıklı gençleri ile defile yapılan podyumları aratmıyor.
Sahil boyunca uzanan banklar dinlenme, yürüyüş ve doyumsuz gün batımını izleme olanağı, davetkâr konumları ile sevgililere kucak açıyor.
Akşamın erken saatlerinden itibaren kahkahaların, koyulaşan sohbetlerin odak noktası olan kordon restoran ve birahaneleri, müdavimlerin her akşam toplandığı yerler olarak rağbet görüyorlar. Biralar, patates, tavalar, midye dolmalarla başlayan akşamlar, Ege sofra kültüründe yer alan sayısız zeytinyağlılar, otlu mezeler, çipura, levrek, trança balıkları ile anason kokusuna karışıyor. İzmir’in 150 yıllık geçmişe sahip, 2003 yılının aralık ayında faaliyete geçen günümüzün en trendy mekânı Konak Pier, sportif faaliyetleri, restoranları, mağazaları, sergi ve sinema salonları büyük rağbet görüyor. Osmanlı döneminde gümrük binası olarak inşa edilen ve farklı mimarisi ile dikkat çeken dev yapı farklı bir alış veriş merkezi olarak hizmet veriyor.

Atatürk Evi Müzesi

Kordon gezisi sırasında gezebileceğiniz bir başka müze daha bulunuyor.
İki katlı müze evin geçmişteki hikâyesi şöyle.
16. Haziran 1926 Mustafa Kemal ve İsmet İnönü İzmir’de Naim Palas oteline geliyorlar. Bu otel 1875 – 1880 yılları arasında halı tüccarı Tekfor Efendi tarafından ev olarak yaptırılmış. Türkler İzmir’i kurtarıp Yunanlıları geri gönderince Tekfor Efendi de İzmir’i terk etmiş. Onun evi de birçok ev gibi hazineye kalmış. Kısa bir süre değişik işler için kiralanan binayı sonunda hazine Naim Bey isimli bir iş adamına otel yapılması koşuluyla kiralamış. 1926 yılında ise İzmir Belediyesi binayı satın almış içini özenle donatarak Mustafa Kemal’e hediye ediyor. Paşa o sıralar İzmirli eşinden ayrılmış ve onun İzmir de rahatça kalabileceği bir evi bulunmuyor.
Mustafa Kemal 1903 -1934 yılları arasında İzmir’e sık sık geliyor ve bu evde kalıyor. 1934 yılında ki gelişinde beraberinde, resmi konuğu İran Şahı Rıza Şah Pehlevi de bulunuyor. İki gece İzmir’de kalıp, oradan Balıkesir’e gidiyorlar. Atatürk’ün ölümünden sonra ev bu ev kız kardeşine devredilmişse de, İzmir Belediyesi müze yapmak üzere almış. 11. Eylül 1941 yılında düzenlemesi biten müze, törenle halkın ziyaretine açılmış. 1962′de Atatürk İl Halk Kütüphanesi ve İzmir Şehri Atatürk Müzesi adını alan bina, 1972′de bir kez daha Maliye Bakanlığı aracılığı ile İzmir Arkoloji Müzesine devredilmiş. 29 Ekim 1987′de yeni bir restorasyondan sonra adı bu kez de Atatürk Etnografya Müzesi olan bina içinde ki eşyalar yeni kurulan etnografya Müzesine taşınınca bina yeniden sadece Atatürk’e ait eşyalarla Atatürk Müzesi adıyla yaşama dönüyor.
İki katlı evin alt katında uzun ve büyük bir salon yer alıyor. Burada üzerinde çini plakalar, Shakspeare’in eserlerinden sahneler, kitaplıkta ansiklopediler, heykeller, tablolar bulunuyor. İkinci katta ise Ata’nın yatak odası, konuk yatak odaları, koruma odaları, bekleme, kabul, yemek odaları, banyolar yer alıyor.

Atatürk Heykelli Cumhuriyet Meydanı
İzmirlilerin tüm etkinliklerde bir araya geldikleri, sevinçleri, kutlamaları, üzüntüleri paylaştıkları, sembolik te olsa çevresinden faytonların geçtiği Cumhuriyet meydanı önünde yer alan ve sahil dolgu çalışmalarıyla yeniden düzenlenen, genişletilen kordan boyunda yürüyoruz. Gün batımında şiirsel güzelliğe bürünen sahil boyunca uzanan palmiyeler arasında ki tarihi yapıları keyifle seyrederek iç kısımlara doğru yönleniyor, Türkiye’nin uluslar arası en büyük Fuar alanına geliyoruz. Birçok kapısıyla ziyaretçilere kucak açan İzmir Fuarı aynı zamanda İzmir’in içinde birçok aktiviteye imkân veren nefes borusu konumunda. Her yıl 9 Eylül de dünyanın çeşitli ülkelerine ev sahipliği yapan fuar pavyonları, stantları, gazinoları, lunapark’ı eğlence mekânları ile milyonlarca ziyaretçi ağırlıyor. En son teknolojik yeniliklerle bilgilenenler, eğlence mekânlarında eğlenenler, renk ahenk ışıklandırılan fıskiyeli havuzlarda suların dansını izleyerek sıcak İzmir gecelerinde serinliyorlar. İzmirlileri serinleten bir başka armağan ise akşamları esme saati sabırsızlıkla beklenen meşhur “imbat” rüzgârı. İzmir Körfezini, limanı solumuzda bırakıp karşı kıyıya yöneliyor, İzmir’i seyretmenin en güzel sahil bandı olan Karşıyaka’ya geliyoruz. Körfezin kötü kokusundan ve renginden eser kalmamış. Sahil boyunca uzanan Çin Seddi’ni anımsatan binalara burada da rastlanıyor. Omuz omuza vermiş apartmanların, numaralı, planlı sokakları üzerinde nadir de olsa eski yapı köşkler, dikkat çekici estetik evler görülebiliyor. Sahil yolu son yıllarda yapılmış Emlak Bankası Evleri, sitelerine dek Bostanlıya (Papaz) uzanıyor. Karşıyaka sakinleri bu nezih semtin palmiye ağaçlarının süslediği kıyı boyunca gecenin geç saatlerine kadar yürüyüşler, fayton gezileri yapıyor, sahil kafe ve pastanelerde İzmir’in doyumsuz güzelliğini seyrediyorlar. Karşıyaka’nın en hareketli yeri, alış veriş merkezi olarak vapur iskelesi ve çevresi olduğu gözleniyor.
Yalı caddesi İskele karşısında bulunan 22 numaralı öğretmenler lokali ise Atatürk’ün şerefine verilen bir baloda dans ettiği bir mekân olarak anılıyor. Bina içi Atatürk fotoğrafları ile süslenmiş. Yine Karşıyaka tren yoluna paralel gittiğimizde Atatürk’ün anılarını taşıyan bir başka ev olan Uşaklıgil Konağı yer alıyor. 1879 numaralı sokakta ki 31 no lu eve Atatürk Latife Hanım ile evlendikten geliyor ve sonra bu evde kalıyor. Evin bahçesinde bulunan ve günümüze dek baş başa vermiş olarak uzayan iki çam ağacının birini Latife Hanım birini Atatürk’ün evlendikleri zaman kendi elleriyle diktikleri biliniyor.
Karşıyaka da bir başka ziyaret yeri Atatürk’ün annesi Zübeyde hanım’ın kabri bulunuyor.
İzmir’in gezilecek yerleri sadece yazılanlarla sınırlı değil. Kadifekale’ye çıkmak, Bayraklı’da İzmir’in İlk kurulduğu antik kalıntıların gün ışığına çıkarıldığı alanları gezmek, Bornova’da bulunan Ege Fen Fakültesi Tabiat Tarihi Müzesi galerilerinde tarihi yolculuğa çıkmak, İzmir Kuş Cennetinde flamingoları, balıkçıl kuşları görmek, köşklerden fuar alanında paraşüt kulesine çıkmaya, hayvanat bahçesini gezmeye varıncaya dek görülecek, gezilecek, yaşanacak birçok yer, birçok güzellik bulunuyor. Bu nedenlerle İzmir, Egenin incisi güzel İzmir olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor.

Not: Atatürk Müzeleri ile ilgili bilgiler Nezihe Aras ve Haluk Özözlü’nün hazırladığı “Atatürk Evleri” adlı kitaptan yazılmıştır.

İZMİR MÜZELERİ

İzmir Arkoloji Müzesi
Varyant – Konak Tel. 0232.489 07 96

İzmir Etnografya Müzesi
Varyant – Konak Tel: 0232. 489 07 96

İzmir Atatürk Müzesi
Atatürk Cad.- Alsancak Tel: 0232. 464 80 85

İzmir Tarih ve Sanat Müzesi
Kültürpark – İzmir Tel: 0232. 445 78 76

Ahmet Priştina Kent Tarihi ve Arşivi Müzesi
Şair Eşref Bulvarı – Çankaya Tel: 0232. 441 61 78

İzmir Ticaret Tarihi Müzesi
İzmir Ticaret Odası – Pasaport Tel: 0232. 498 46 06

Cumhuriyet Eğitim Müzesi
305 sk. – Karataş Faks: 0232. 489 94 84

Resim Ve Heykel Müzesi
Kültürpark- Eski İtalyan Pavyonu Tel: 0232. 441 41 92

Ü.Baradan Devlet Çocuk Müzesi
Varyant – Konak

E.Ü.Botanik Bahçesi
Ege Üniversitesi – Bornova Tel: 0232. 342 47 88

E.Ü. Tabiat Tarihi Müzesi
E.Ü. Kampusu – Bornova Tel: 0232. 388 26 01

Selçuk Yaşar Resim Müzesi
Cumhuriyet Bulvarı – Alsancak Tel: 0232. 422 65 32

Demiryolu Müzesi
Atatürk Cad. Alsancak Gar karşısı Tel: 0232. 464 31 31

Nasıl Gidilir?
İzmir’e gitmek için özellikle İstanbul çıkışlı olanlara havadan, denizden, karadan olmak üzere birçok gidiş alternatifi bulunuyor. Hava yolunu tercih edenlere kent merkezinden Adnan Menderes Hava Limanına uzaklığı 18 km. THY ve ONUR AİR’in karşılıklı seferleri bulunuyor.
Deniz yolunu seçenler İzmir körfezine kent merkezine yanaşıyor. Karayolunu kullanmak isteyenler için yola İstanbul’dan çıkacak olanlara iki seçenek bulunup, damakta tat bırakacak yol lezzetleri bekliyor.
İstanbul güneşli gişelerden oto yol ile Kınalı sapağına kadar gidenler bu noktadan itibaren yenilenmiş, genişletilmiş, tek yönlü yol ile Tekirdağ üzerinden önce yeni düzenlenmiş Keşan kavşağından Gelibolu yönüne güzel bir yolla ulaşıyorlar. Çam ağaçlarına paralel yol alanlar, saat başı kalkan feribotlarla Gelibolu’dan Lâpseki’ye veya milli parkı Eceabat yoluyla aşarak Eceabat’tan Çanakkale’ye geçebilirler. Vapur kalkış saatlerine göre yemek için Gelibolu’da ızgara sardalye molası verilebilir, sardalye, tuzlu balık konservelerinden alınabilir. İstanbul çıkışını 08.30 da yapanlar 12.00 feribotuna sıra yoksa binebiliyor. Eceabat iskelesine gelince geçiş biletinizi feribota binerken kapıda ki yeni yapılan gişeden araçtan inmeden alabiliyorsunuz. (Araç geçişi 20 YTL).
Çanakkale çevre yolu ile geçilince Güzelyalı yakınlarında bulunan virajlardan arınmış güzergâhtan Edremit Körfezine doğru yöneliyorsunuz. Bu bölüm biraz dar ve hala virajlı, önde giden araçların durumuna göre zaman kaybına neden olabiliyor.
Deniz seviyesine indikten sonra Ege sahillerine yakışır güzellikte büyük bölümü yenilenmiş geniş bir yol ile Yeşilyurt, Altınoluk’a geliniyor. Burada bilhassa yaz aylarında geçecek olanlar balıkçı barınağı karşınsısında ki “Dondurmacı Vardar”a uğrayıp sakızlı, tarçınlı dondurmalardan ve sayısı 78′i bulan diğer tropikal meyveli çeşitlerden tatmalılar.
Edremit sonrasında Ayvalık yaklaşımıyla beraber manzaralı yol, Sakran, Aliağa otoyol konforu ile İzmir’e giriyor.
İstanbul-Çanakkale-İzmir 639 km. İzmir girişi birçok ilde görüldüğü üzere sanayi ile gelişmemiş veya çarpık gelişmiş kasaba dokusu görünümü ile karşılıyor. Yoğun trafik mesai saatleri çıkışı sırasında trafik ışıkları ile çekilmez oluyor. Bilhassa Konak, Karşıyaka arası İstanbul trafiğini aratmıyor.
İzmir kent girişinde karşılaşılan çift katlı yollar “Dubleks kent İzmir” benzetmesi yapmanıza neden olacak kadar dikkat çekiyor. Değişik yönlere geçişler veren çift katlı yolları kullanırken yön tabelalarını, sapakları kaçırmamaya önem vermek gerekiyor.

İkinci güzergâh olan İstanbul Bursa güzergâhını kullanacak olanları İzmir’e daha çabuk, daha rahat, daha kısa bir güzergâh bekliyor. İstanbul çıkışında Yenikapı feribot iskelesinden araçla binenler Bandırmada inince yola ve araç kullanmaya hiç yorulmadan bu noktada başlıyorlar.
İstanbul’dan çıkıp Eskihisar, Topçular arasını dolunca kalkan feribotlarla geçenler araç başına İDO’ya kısa bir yolculuk için, hiç de ucuz bir fiyat olmayan 45 YTL ödüyorlar! Yalova, Gemlik, Bursa çevre yolu ile Balıkesir üzerinden Akhisar’a gelebilirler. Balıkesir çevre yolu üzerinde çoğu zaman radar kontrolü yapan trafik ekipleri oluyor.
Akhisar ise yemek molası verilebilecek kadar lezzetli köfte salonlarına sahip. Bilhassa Akhisar çıkışı sağ kolda, akaryakıt istasyonu yanında bulunan Köfteci Ramiz kalitesi, temizliği, servisi ile göz dolduruyor, köftelerinin lezzeti ile iştah kabartıyor. okuyucularıma sihirlitur tavsiyesi olarak değinmeden geçmek istemiyorum

İzmir – İstanbul 560 km
İzmir – Bursa 320 km
İzmir – Ayvalık 145 km
İzmir – Bodrum 250 km
İzmir – Antalya 505 km
İzmir – Ankara 575 km
İzmir – Adana 890 km

Havalimanı Danışma: (0-232) 274 26 26
THY danışma: (0-232) 484 12 20
Onur Air Havaalanı: (0-232) 274 19 39

Otogar Danışma: (0-232) 486 22 63

Denizyolları Danışma: (0-232) 421 00 94

Feribot: (0-232) 422 26 23

Demiryolları
TCDD Basmane: (0-232) 484 86 38
TCDD Alsancak: (0-232) 421 01 14
TCDD Karşıyaka: (0-232) 381 60 91
TCDD Rezervasyon: (0-232) 484 53 53

NE YENİR?İzmir çevresi Ege sofra kültürünün merkezi durumunda olması nedeniyle bu çeşitlilik ve zenginlik masaları da lezzet denizine çeviriyor.
Çeşme ve Foça’dan getirilen başta çipura, levrek ve zengin, doğal meralarda beslenmiş iri topuk barbunu olmak üzere günümüzde turistik ve nadide sayılan balıklardan olan trança da Ege ye has balık türlerinden sayılıyor. Yine Çeşme’nin, Ildırı’nın, Alaçatı’nın sakız enginarları, tatlı kavunları, Tirenin bereketli ovasından gelen çeşitli otlarla yapılan mezeler, has zeytinyağlılar, kabak çiçeği dolmaları, radika salataları, deniz börülceleri, kimyonlu çöp şişler, köfteler, İzmir lokmaları sofra zenginliğine önem verenleri memnun ediyor.
Geç saatlere kadar açık olan seyyar kokoreç, ayaküstü seyyar köfteciler, kumrucular İzmir’e renk katan satıcılar fuar mevsiminde daha çok iş yapan satıcılar oluyor. İzmir’e has özellikli bardacık (incir), çekirdeksiz sultaniye üzümünün yerini hiçbir şey tutamıyor.
Konak Pier bünyesinde yer alan İzmir körfez manzaralı restoranlardan birinde oturup Türk, İtalyan mutfağı veya İngiliz usulü bir akşam geçirme olanakları bulunabiliyor.
Asansör restoranı bir başka cazip mekân olarak ilgi görüyor.
Kemeraltı Çarşısı, Selanik Lokantası tencere yemekleri beğeniliyor.
Palet restoran, tercih edilen restoranlar arasında yerini alıyor.
Altınkapı, 1888, Aula Cafe, Bilal İnci ve Servet’in Yeri, Bonjour, Borsa, British, Chinese, Chine Tawn, Deniz, divan, Efsun, Ekmekiçi, Nadia, İsmet Usta, Kekik, kır Çiçeği, Kibar ana, Köftehor, Kosava, La Folie, Lamer, Manisa kebabcısı, Nova Cotta, Par meydan, Pastavilla, Sofra Special, Titizce, Topçunun Yeri, Venedik pizza, Windows on The Bay, Yeni sofra, yöre Manisa, Zet Cafe kentin diğer restoranları olarak hizmet veriyor.
Karşıyaka Restoranları ise Altınbalık, Çınar, Can Atakent, Planet Bowling, Ristorante Mario Plaza, Sokaki olarak sıralanıyor






İstanbul


Gezimize 2000 kişi yolcu taşıma kapasiteli şehir hatları vapurlarının birbiri arkasına iskeleye yanaşıp indirdikleri yolcularla, gündüz nüfusu üç milyona yaklaşan Eminönü ilçesinden başlıyoruz. Gezimiz ihtiyaçların karşılandığı alışverişe dayalı olacak.

Eminönü, İstanbul’un en kalabalık ve merkezi durumunda. Boğaz hattı, Kadıköy, Adalar, Harem, Haliç’ten gelen vapurların yanı sıra, Sirkeci garına gelen banliyö trenlerinin yolcuları, Galata Köprüsü, Unkapanı ve sahil yolu yönünden gelen araçların kesiştiği noktada oluşuna eklenen hafif raylı sistem vagonlarının geçişiyle tam anlamıyla şehir arenası görünümünde.

Bütün bunlara satıcıların özelliklede işportacıların ses efektleri ile yaya trafiğini de eklerseniz, fotoğraf severlere hazine sayılacak kompozisyon malzemesi, turistlere ise şaşkınlık yaratacak düzeyde bir atmosfer doğuyor.

Bizde bu keşmekeşte keyifli yerleri gezerken çeşitli lezzetlerle karşılaşacak zaman zamanda alışveriş yapacağız.

Başlangıç noktamız Eminönü’nün simgesi haline gelen Yeni Cami ve Mısır Çarşısı önü.

Yeni Cami
Padişah 3. Mehmet, annesi Safiye Sultan için 1597 de Mimar Davut ve Suyolu Nazırı Dalgıç Ahmet Çavuş’ a inşaatı başlatmış ancak araya mimarların ölümlerinin girmesiyle cami 1663′te tamamlanabilmiş. Türk klasik devrini anıtlaştıran sanat değeri yüksek bir camimiz.

100 yılı aşkın bir süre görev yapıp sonrada sökülüp haliç içine çekilmesiyle yerini yenisine bırakan Galata Köprüsü’nün üstü balık tutanlarla, trafikle canlı görünse de Eminönü’ ünde aslında değişen pek fazla bir şey yok, denize 50 metre mesafedeki kıyı bandı yine sağanak yağmurda 70′li yıllarda olduğu gibi yine göl olup Venedik’i aratmıyor.

Yeni Cami merdivenlerini mesken edinen güvercinler, Yeni Galata köprüsünün kazık çakma çalışmalarında çıkan gürültülere, yoğun trafiğe rağmen yerlerini terk etmediler. Yıllardır Eminönü güvercinlerine yem verme geleneği de devam ediyor. Meydanın karşısında çiçek pazarı da tüm canlılığını koruyor. Pazara yeni dükkanlar yapılıp, çevre düzenlemeleri ile Mısır Çarşı duvarları açığa çıkarılıp korunsa da yapılan makyaja rağmen eskiye dönüş görülüyor. Mevsim çiçeklerine meraklı hanımların, emekli beylerin hatta turistlerin hiçbir şey almasalar bile önemli uğrak ve gezi yerlerinden sayılıyor. Pazarın ilginç köşelerinden birini de canlı hayvan satıcıları oluşturuyor. Papağanlar, muhabbet kuşları, balıklar, keklikler, paçalı tavuklar, tavşanlar, yavru köpekler yeni sahiplerini bekliyor. Çiçek pazarının renkli simalarından biride tavşanı ile yıllardır niyetçilik yapan Hüseyin Çılgın. Niyetçi İngilizce, Almanca, Türkçe hazırladığı niyetlere turistlerde ilgi gösteriyorlar işte sihirli tur okurları için çektiğim 14′nolu niyet. “Sana büyük bir müjde, yakında muradın olacak ve muvaffakiyet var, maldan soruyorsan yakında eline geçecek”.

Çiçek pazarının komşusu ise Mısır Çarşısı tarih boyunca baharat satıcıları ile ünlenen çarşı son yıllarda turistlerin artan sayılarıyla orantılı bu özelliğini yitirerek Kapalı Çarşı gibi burada da kuyumcu dükkanlarında önemli artış gözlenmekte. Buna rağmen ısrarla eski işlevlerini sürdürmekte olan baharatçılar, kuruyemişçiler, çeyiz dükkanları da var. Mısır Çarşısına girmişken birine uğrayalım. Evde değirmende çekip kokusu kaçmadan kullanmak isteyenlere tane karabiber, Safranbolu’ya ismini, yemeklere lezzetini veren safran bitkisi de bulunabiliyor. Birde sakız var alınması gerekenlerden. Damla sakızını buzdolabının soğuk bölümünde bekletip sonrada döverseniz bu tozu muhallebiye karıştırarak sakızlı muhallebi yapabilirsiniz, suya atıp beklerseniz su mis gibi sakız aromalı olur.

Anason kokusunu sevmeyenler rakı şişesi içine damla sakızı tanelerinden koyup 15 gün süre bekletirlerse rakıda bambaşka bir kokuya tada bürünüyor ve anason kokusu kalmıyor. Çiğnemek bir yana sakızın en güzel kullanım yeri Sakızlı dondurma. Bunu tüm Türkiye gezilerime dayanarak belirtiyorum en iyisini, İzmir Çeşme’de Altınoluk Dondurmacı Vardar da , ve Yeşilköy’de Dondurmacı Giritli Mustafa da yiyebilirsiniz. Bu hakiki sakızlar Çeşme’nin 8 mil açığındaki Yunanistan!a ait Sakız Adasından getiriliyor. Sakız ağaçları altına mermerler seriliyor üzerine damlayan sakızlar ve ağaçlar üzerinde biriken damlalar bir bir toplanıyor. Bu işi yapanlarda sadece hanımlar ve çocuklar nedeni de sabırlı oldukları için. Elle bir bir toplama sabrını erkekler gösteremiyor.

Mısır Çarşısından çıkmadan uğramak gereken yerlerden biride ünlü ” Malatyalılar Kuru Yemişçisi” yeni yıl yaklaşırken izdiham yaşanan kuruyemişçide ki çerezlerin baharatlar gibi çeşitli faydaları var.

Kabak çekirdeği prostata,
Acıbadem şeker hastalarına,
Kayısı kurusu karaciğere,
Kuru incir bağırsaklara,

Siyah üzüm kan yapıcı özelliği, beyaz leblebi miğde suyunu çekici olup zayıflamak isteyenlerin açlıklarını bastırmada tercih ediliyor. Birde Keşü var, 1997 den bu yana satış grafiği yükselen çerez Hindistan’dan ithal ediliyor. Fıstık, fındık karışımı lezzetinde yağlı besleyici ve en önemlisi bir başlayınca yemeye, sonu gelmeyen lezzette. Keşünün baş müşterisi beş yıldızlı oteller, barlarında bulunduruyorlar kilosu 23 milyon civarında.

Eminönü geziniz öğlen saatlerine denk geldiyse farklı bir atmosferde yemek yemek için Mısır Çarşısının denize bakan kapısından girince soldaki daracık merdivenle çarşının ikinci katına çıkılan Pandelli Restoranı tercih edebilirsiniz. Beyaz örtülerle kaplı masalar, mavi seramik duvarlar, küçük odalar, demir parmaklı küçük pencereler, Galata köprüsü ve Haliç manzaralı yemekten önce döner yaprakları, ıspanaklı börek geliyor tadımlık, sonrada siparişiniz. Bir örnek ” kağıtta fırın levrek”. Kılçıkları ayıklanıp garnitüre ile fırında pişirilmiş olarak gelen levrek paketini tabağınızda açıyor kokusu ve tadı, tüm nefaseti ile bütünleşiyorsunuz. Restorana rezervasyon yaptırmadan giderseniz masanız cam kenarı olmasa da iç tarafta oturup Mısır Çarşısına tepeden bakarak yemek yemekte hoş olabiliyor.

Artık çarşıdan çıkabiliriz. Çevreye hakim koku yılların kahvecisi kuru kahveci Mehmet Efendi ye ait. Sabahtan başladığı kahve çekirdeklerini kavurup öğütmesiyle etrafa yayılan taze kahve kokusu cezbedici, imrendirici olduğu kadar kışkırtıcı.

Çabuk ilerleyen bir sıra var, paketler hazır beklemiyorsunuz. Aynı sokağın denize bakan yönünde taze sebze-meyve-turfandalar, peynirler velhasıl ne arasanız var. Kıyıya paralel içerden ilerleyenleri, duvarları İznik çinileri ile bezenmiş Rüstem Paşa Cami görülesi güzelliği ile karşılıyor. Camiyi gezen ziyaretçiler çinilerin güzelliği karşısında hayranlıklarını gizleyemiyorlar. Aynı bölgede Tahtakale, el yapımı ahşap parçalar, öğrencilere boyamaları için hazırlanmış çeşitli kullanım eşyaları, resim çerçeveleri, ressam şövalyeleri, kutular, biblolar, hasır saksılık, tepsi, ekmek sepetleri tümü dekoratif özellikli eşyalar. Mini kahve masaları katlanır özellikli, ithal perde, kuş kafesleri, kürek sapı, eleklerle devam eden sokağın denize bakan cephesinde piknikçilerin vazgeçilmezlerinden olan mangallar ve kömürü zahmetsiz yakmaya yarayan ortası elekli borular, soba satıcıları bulunuyor.

Tahtakale’nin elektronik eşyaları, oyuncakları, yüncü ve perde küpürü satan dükkanları bir yana bu defa Sirkeciye doğru yürüyor ve Yeni Cami önüne geliyoruz.

Eminönü Sokak Ressamları
Eminönü’nün zemin kaplaması ile yenilenen Yeni Cami önündeki meydanı, sokak ressamlarını bir araya getirdi. İşportacılardan arındırılan meydanın yeni konukları ressamlar genellikle öğleden sonra kendilerine ayrılan Yeni Cami önünde kurdukları tezgâh ve şövalyeleri ile hem arzu edenlerin portelerini yapıyorlar, hem de yağlıboya, suluboya, tablolar, ebru örnekleri satıyorlar.

Önce milli piyango bayiinde bir şans deneme sonra karşıya geçip Ali Muhittin Hacı Bekir deyiz yaz aylarında bardak bardak şerbet satıyor katkısız, asitsiz. Demirhindi, vişne, üzüm, turunç suyu içebilir veya güllü, fıstıklı, Hindistan cevizli yada sakızlı bir paket lokum alabilirsiniz.

Bir başka seçenek bakır kapaklı kocaman cam kavanozlar içinden küçük metal küreklerle minik kesekağıdına doldurulan karışık akide şekerleri. Dili yakan tarçınlısı, ekşi limonlusu, susamlı, güllü çeşitlerden. Yola devam, solumuzda Doğubank iş hanı elektronik dünyasının kalbi burada atıyor sanki. Time, Newsweek dergilerinde reklamını gördüğünüz yeni çıkan cihazları aynı hafta Doğubank ta bulabiliyorsunuz. Cağaloğlu’na çıkar gibi yapıyoruz sağımızda Büyük Postahaneye geliyoruz.

Bazı kişiler çocuklarının doğduğu günün gazetesini saklar, ilerde bak sen doğduğun gün dünyada bunlar oluyordu der, bazıları da o günlerde çıkan pulları alır hatıra olsun diye. Büyük postahane de en son çıkan hatıra pullarından satın alabilirsiniz.

Büyük Postahane’nin öyküsü
Posta Telgraf Nezaret Binası olarak 1909 yılında mimar Vedat Tek projesiyle inşa edilen görkemli bina posta işlerinin yürütüldüğü ilk bina olarak PTT tarihinde önemli bir yere sahip. Cephesinde yontma taş ve mermer kullanılmış. Binada 16. Y.Y Osmanlı klasik süsleme tarzı dikkat çekiyor, kısmen karkas kısmen de yığma olan temel duvarları taş, katlar ise kagir.

1927-1936 yılları arasında postahane işlerinin yanı sıra İstanbul Radyo Evi olarak ta kullanılmış. Bina bir süre de İstanbul Adliyesi yangınında bir bölümüyle Adliyeye tahsis edilmiş. Bodrum, Zemin ve üç normal kattan oluşan bina 3200 m2 dikdörtgen planlı yapılmış. Bu binada birde pul müzesi bulunuyor. Giriş ve emanet dolapları için ücret alınmıyor. Bugüne kadar çıkarılmış olan pulları güzel bir sergileme ile görebiliyorsunuz. Salonda PTT binası, tavan süslemeleri, iç atmosferi, ziyaretçileri ile içinizde canlı ve yaşıyor hissi uyandırıyor.

Sirkeci Tramvay hattı paralelinde ise Hayyam Pasajı var. Tüm katlarındaki dükkanlar fotoğraf makinesi satıcı ve tamircilerine ayrılmış iş hanında ikinci el fotoğraf makine alım-satımı da yapılıyor.

Bir başka tarihi mekan Sirkeci tren Garı
II. Abdülhamit fermanı ile Sirkeciye yapılan gar binası projesi alman mimar August Jachmund’a ait 11 şubat 1888 de temeli atılan gar binası 3 kasım 1890 da hizmete girmiştir. Saatlerle süslü iki kule arasında orta salonu ve bekleme salonlarıyla yönetim odalarıyla oluşan neoklasik tarda yapılan garın kaidesi granitten, cephesi Marsilya ve Arden den getirilen taşlarla yapılmış. Büyük kapı üzerindeki tuğra da ” Mektubul Seraskeri Muhtar Efendi” tarafından düzenlenmiş bir kıta yer alıyor. Orient Expresin son durağı olup, İstanbul’u demir yoluyla Avrupa’ya bağlayan tarihi garın kafesinde oturup farklı mekanda sıcak-soğuk bir şeyler içebilirisiniz.

Sahil tarafına geçip otopark boyunca ilerleyenler Sarayburnu yönüne, adalar vapur iskelesine. Dışardan dolaşanlar sepetçi Kasrına gidebilir. Biz Eminönü’nün en hareketli kıyı bandına sahile geliyoruz. İskeleye yanaşan gemilere binip inenler, boğaz gezisine çıkan turist motorlarıyla renklenen, şenlenen kıyı Galata rıhtımı ve kulesinin en güzel seyir platformundan birini oluşturuyor. Galata Köprüsü’nde bulunan balık lokantaları, Eminönü kıyısına bağlı Balık-ekmek satışı yapan teknelerin kaldırılmasıyla daha fazla rağbet görmeye başladı. Balık sevmeyenler için bir alternatif daha vermek için tekrar karşıya geçip Doğubank iş hanına doğru ilerliyoruz.

Günümüzde adım başı rastlanıp tüp gaz ocaklarında yapılanlara inat Konyalı Restoranda kömür ateşinde pişirilen döner kebabı yıllardır nefasetini koruyor tabağınızın yanına isterseniz pilav yada patates tava, yada haftada iki kez çıkan beğendi koydurabilirsiniz. Tencere yemekleri de hem leziz hem çeşitli, Konyalı cumartesi dahil mesai günleri açık, 12:00-13:00 saatleri arası kalabalık, self servis.

Bir başka seçenek ise Eminönü’nün, Boğaz’ın ve Haliç’in seyirlik panaromasına hakim Hamdi Restoran’ın terası.

Eminönü turunu burada tamamlıyor ve kitapçıların çokça bulunduğu Cağaloğlu yokuşunu çıkıyoruz.


Gezimize Burmalı sütun, Dikilitaş, Alman Çeşmesi, Sultanahmet caminin bulunduğu hipodromdan yani at meydanından başlıyorum.

Önce tarih hazinesinin tam ortasında bulunan, altı minaresiyle ünlü Sultanahmet camii. En güzel ışıklandırmaya sahip camii kompleksi etrafındaki değerle yerli-yabancı turistler tarafından en çok ziyaret edilen eserlerin başında geliyor. Sultan I. Ahmet tarafından Sedefkar Mehmet Ağa’ ya yaptırılan Sultanahmet cami, yedi yılda bitirilerek 1617′ de ibadete açılmış. Büyük kubbesi dört fil ayağı üzerindeki dört kemere oturtulmuş kareye yakın planlı yapının revaklarla çevrili iç avlusu ortasında şadırvan yer alıyor. Dış avludan iç avluya, ön cephe ve yanlardaki kapılardan giriliyor. Caminin köşelerindeki minarelerden dördü üçer şerefeli, iç avlu köşelerinde bulunan iki minare ikişer şerefeli. Sultanahmet camindeki 16 şerefe, Sultan Ahmet’in 16. ıncı padişah olduğunu belirtiyor. Alabildiğine süslü pencerelerinden giren ışıkla aydınlık bir cami olan Sultanahmet’ in iç duvarları çinici Hasan Usta tarafından İznik’te yapılmış çinilerle kaplı. Çiçek desenlerin hakim olduğu çinilerde ağırlık mavi üzerine olduğu için caminin bir ismi de “Mavi Cami” olarak geçiyor. Sultanahmet camisi mimarisi, çevre düzenlemesi, medrese, türbe, sebil, arasta ve diğer üniteleriyle hayranlık uyandırıyor.

Caminin deniz tarafında yer alan arasta çarşısı turistik eşya dükkanları, Mozaik müzesi, halı müzesi, ile ziyaretçi çekerken tarihi At Meydanı, Dikilitaşlar, Burmalı Sütun, Alman çeşmesi, İbrahim paşa sarayındaki İslam eserleri müzesinde sergilenen eserler ile ilgi topluyor.

Türk ve İslam eserleri müzesi:
Restore edilerek 1983′te açılan, Türk ve İslam sanatının en seçkin örneklerinin sergilendiği 40000′i aşan koleksiyonla dünyanın sayılı müzeleri arasında gösteriliyor.

Birbirine bağlı 7 bölümden oluşan müzede halı, el yazmaları, hat sanatı, ahşap eserler, taş sanatı, seramik ve cam, maden sanatı, etnografik eserler görülebiliyor. İbrahim Paşa sarayının yanında bir başka görkemli bina da Tapu ve Kadastro Müdürlüğü olarak hizmet veriyor!!!

Dikilitaş:
At Meydanı ortasında bulunan Dikilitaş üzerindeki kabartmalar, dikkat çekip, yazılarıyla merak uyandırıyor. Taşa kazınarak 3. Tutmes hakkında hiyeroglif yazı ile “Mısır’ın yegâne sahibi olup saltanatının 30. yılında Ammon tanrısına adağını sunduğu, Akdeniz ve Mezopotamya’da askerlerin önünde savaşlar yaptığı, devletin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar genişletmeye azmettiği, anıtı Ammon-Ra (Güneş Tanrısı) adına dualar yaparak diktiği anlatılıyor. . .
At Meydanında Dikilitaş’ın yanıbaşında yer alan Alman Çeşmesi mimarisi ve iç tavan kubbe mozaikleri ile beğeni kazanıyor. Tramvay yolunun karşısına geçenleri İstanbul’dan çevreye uzaklıklarını tespit etmek için kullanılan Mil Taşı karşılarken taşın arkasında İstanbul’un en eski su kaynaklarından olup Doğu Roma İmparatorluğu ve Bizans’ın en büyük su deposu olarak kullandığı Yerebatan Sarnıcı bulunuyor.
Doğu Roma İmparatorluğunun en parlak devri olan 6. yy da imparator Jüstinyanus tarafından yaptırılan sarnıç 1985 yılında başlatılan restorasyonla temizlenip turistlerin hizmetine sunuldu. Temizlik sırasında 50 bin ton çamur çıkarılan sarnıçta kolon kaidesi olarak kullanılmış Romalılardan kalma iki adet Meduza başı ortaya çıkarıldı. Sarnıçta 9 metre yükseklikte 336 mermer sütun bulunuyor. Prefabrik gezi yolları sayesinde sarnıcın her tarafını su üzerinde yürüyerek gezebiliyorsunuz. Tavandan damlayan su damlaları kubbelerde yankılanan sesleri, müzik yayınını değişen ışık efektleri arasında izlenirken kendinizi bambaşka bir alemde hissediyorsunuz. Yazın oldukça serin olan sarnıcın kafesinde oturabilir, çıkışta turistik eşyalardan satın alabilirsiniz.

* * *

Şimdi bir yemek molası veriyor ve adını tarihi mekandan alan ünlü Sultanahmet Köftecisine giriyoruz(0-212 513 14 38).Tramvay yolu üzerinde bulunan köfteci gördüğü rağbet üzerine dükkanı dekore edip genişletti servis sabah 11:30 da başlıyor, akşam 22:30 a kadar sürüyor masaya oturduktan hemen sonra sipariş alınıyor pişmekte olan köfteler kısa sürede servis ediliyor. Kışın yanında kehribar sarısı biber turşusu da veriliyor, arzu edenler piyaz yada salata söylüyor. Köftenin herkes tarafından beğenilmesinin nedenini kıymayı köfte haline getirdikten sonra bir gün bekletip dinlendirmelerinden olduğunu dile getiriyorlar.

* * *

Ayasofya:

Bu defa müze camimiz Ayasofya’ya gidiyoruz. Geçirdiği depremlerle bir hayli tahrip olan Ayasofya’da şu sıralar 2003 yılında bitirilmesi planlanan bir restorasyon var iskeleler görüntüyü bozsa da dünyanın gözbebeği Ayasofya’nın ziyaretçisi yaz-kış eksik olmuyor. Ayasofya girişinde soldan çıkılan yokuşla ulaşılan 2.kat kubbenin ihtişamını gözler önüne daha çarpıcı sergilerken duvar mozaikleri nefes kesici güzellikler sunuyor. 1935 yılından bu yana müze olan Ayasofya hakkında çeşitli kitaplar var, ben ise sizlere Ayasofya’nın dilek taşından söz etmek istiyorum.

* * *

Girişte sol tarafta bulunan sütunun boy hizasında parmak girecek büyüklükte bir delik bulunuyor. Özellikle yurdumuzu ziyaret eden devlet başkanlarının mutlaka gelip dilekte bulunduğu bu politik müzedeki deliğe baş parmak sokulup saat ibresi yönünde tam bir tur çevrilmekte ve bu arada dilek tutulmakta. Ziyaretçilerin dilek için sıraya girdikleri sütun deliğinde parmak ucu nemlenirse dileğin tutacağı rivayet olunuyor. Ayasofya yapılırken bir türlü yapılan sıva tutmamış ne var ki bu dilden dile yayılarak Hz Muhammet peygambere kadar ulaşmış. Hz Muhammet’te tükürüğünü göndermiş ve bu harca karıştırılmış ve sıva tutmuş. Rivayete göre parmağı nemlendiren nem buradan kaynaklanıyor nemi hissedenler dileklerinin tutacağına inanıyorlar.

* * *

Ayasofya’da ABD Başkanı Bush, Fransız Cumhurbaşkanı Miterand, Portekiz Kralı Carlos, Şah İsmail, Yakovas, Micotakis, Turgut Özal da dilekte bulunmuştu (Kral Carlos dilek taşına parmağını sokmadan önce ıslatarak bir çeşit hile yapmıştı). Ayasofya’dan çıkınca karşınıza bir başka restore edilen biblo kadar güzellikler sergileyen III. Ahmet Çeşmesi çıkıyor.

* * *

Çeşmenin sağından inenler otele dönüştürülen evlerin sokakların bulunduğu konaklama tesislerinin çokça yer aldığı Cankurtaran’a ve sahile doğru iniyorlar. Çelik Gürsoy’un çabaları sonucu hiç apartmanı olmayan bir sokak olan ve estetik evlerin,Topkapı Sarayı duvarlarına yaslandığı estetik görünümlü Soğukçeşme Sokağı’na girip bu sokakta bulunan cafe, restoran, camekanlı seralarda yorgunluk atabilirler. Sola ve sağa sapmayıp düz karşıya devam edenlerin önüne önce dış avlusuyla Topkapı Sarayı çıkıyor. Yol üzerinde Ayairini Kilisesi, eski Darphane ve sola ayrılan yolda ödüllü müzelerimizden olan İstanbul Arkeoloji müzeleri çıkıyor. Topkapı Sarayı için ise, görkemli kuleleri arasındaki dev kapıdan girip güvenlik aramasından geçerek Akağalar Kapısına doğru saray gezinize başlayabilirsiniz.

* * *

Topkapı Sarayı:

Saray anlatımı sayfalara sığacak gibi görünmese de, Ming sülalesi çinileri, Hazine dairesi, Harem, Bağdat köşkü ve cariyelerin serinlediği havuz geze geze bitmiyor. Depreme karşı bazı eserlerin teşhirden çekilip daha güvenli yerlerde saklamaya muhafaza altına alınmasına rağmen Sarayın ihtişamına doyulmuyor. Şayet tam gün saray gezisine ayırdıysanız, Topkapı Sarayı’nda Konyalı Restoranda Boğazın Marmara’ya açılan muhteşem görüntüsü karşısında unutulmaz bir yemek yiyebilirsiniz. Kömürde pişirilmiş döner kebap burada da tercihiniz olabilir. Saraydan çıkıyor ve tekrar Ayasofya önünden Yere batan Sarnıcı önünden geçen yola geliyoruz. Ayasofya’nın yanı başında turistik amaçla kullanılması daha yararlı olabilecek il özel idare binası bulunuyor, bu binanın biraz uzağında ise turistik merkezde bir başka işlev gören Devlet arşivlerinin yer aldığı büyük bina var. Bu bölgedeki manzaranın değerini daha iyi anlamak isterseniz Yere batan Sarnıcı karşısında bulunan Ant otelin restoranının bulunduğu teras katına çıkmalısınız. Galata rıhtımından başlayan panorama Haliç, köprü, boğaz, Ayairini, Ayasofya, Sultanahmet Cami ile gözler önüne serilirken, fotoğraf çekimi için ideal noktayı buluyorsunuz.

* * *

Sultanahmet gezimizin son durağı ise tarihi ve turistik değer taşıyan Çağaloğlu Hamamı turist gruplarına göbek taşında göbek dansözlerinin show yaptığı hamamda berberden, restorana kadar Türk hamamı tanıtımı yapılıyor. Turistlerin banyo ve kese yapıldıktan sonra çıkışta “Doğduğumdan beri hiç bu kadar temiz olmamıştım” dediklerini duyabilirsiniz. Çağaloğlu Hamamında Halep kiliyle iyice keselenip, göbek taşında vücudun yumuşamasını sağlayan masajlar yapılıyor, daha sonra hurma kökünden yapılan life Edirne sabunu sürülerek vücut ovuluyor kan dolaşımı hızlanırken vücuttan zararlı toksinlerde bu şekilde atılıyor, bol suyla durulandıktan sonra vücutlar yorgunluktan arınmış hem beden, hem de ruh sağlığına kavuşmuş oluyorlar. İsteyenler hamam kullanım araçlarından satın alabiliyor

Eminönü, Sultanahmet bölümleri ile Cağaloğlu’na kadar gelmiştik şimdi de oldukça farklı bir bölgeye Beyazıt ve çevresini geziyoruz, yolun deniz tarafında eğlence, Haliç’e bakan tarafında ziyaret yerleri ağır basıyor…

Cağaloğlu’nda ilerleyip Türbe adıyla anılan ve tarihi türbelerin bulunduğu noktadan Aksaray yönüne solumuza “Köprülü kütüphanesini”, sağımıza Türk Basın Tarihine ışık tutan “Basın Müzesi”ni alarak ilerliyoruz. Aynı kanatta yıllara meydan okuyan kelepçeleri ile taşları ayakta tutan “Çemberlitaş” yer alıyor. Burada hafif raylı sistem, tramvay yolundan ayrılıyor ve sağ aşağı Nuruosmaniye Cami yanındaki geçitten geçerek Kapalıçarşı’nın aynı isimle anılan ve üzerindeki arması ile dikkat çeken Nuruosmaniye kapısından giriyoruz. Eşi benzeri bulunmaz dünyaca ünlü 5000 dükkanın bulunduğu çarşıda kuyumcular ziyaretçileri ilk karşılayanlar oluyor. Birbirinden cazip, göz kamaştıran mücevherin teşhir edildiği kuyumcular,kuyum konusunda sayısız seçenek sunuyor. Yabancı turistlerin yanı sıra sevdiklerini sevindirmek isteyenler, evlenme çağına gelenler ışıltılı vitrinleri hayranlıkla izlerken Kapalıçarşı yılankavi bir üslupla dönerek Sahaflar’a doğru yol alıyor. Labirent misali daracık sokaklar,kaybolmaya çok yatkın geçitler ile adeta örümcek ağını andıran bir yayılma gösteren çarşıda tavanlar, kemerler süslü ve çarpıcı renklerde boyanış biçimiyle egzotik ve tarihi çarşı her gün milyonlarca insanı ağırlıyor. Kapalıçarşı’nın özellikli yerlerinin başında “Old Bazaar” ve “Şark Kahvesi” geliyor. Metal ağırlıklı takılardan, bakır kaplara, antik silahlara kadar aklınıza gelebilecek her türlü eşyayı bulabileceğiniz bu bölümdeki dekoratif vitrinleri geziyor ve Çarşının “Örücüler kapısına doğru yönleniyoruz. Bu yol üzerinde çeşme, mescit ve Şark Kahvesi karşımıza çıkıyor. Kahve uzak doğuyu anımsatan mimarisi ve atmosferi ile ille de bir çay veya kahve molası vermenizi sağlıyor, bir kahve içimlik mola sırasında Kapalıçarşı’nın ruhunu doya doya yaşama, gözlemleme imkanı buluyorsunuz. Bin bir çeşit tekstil ürünü,cam eşyalar, çiniler,dansöz elbisesi, Matruşka bebeklerine varıncaya dek başınızı döndürecek kadar zengin hediyelik eşya çeşidi bulunan çarşıdan dericileri, halıcıları, geride bırakıp ayrılıyor, bu defa üzeri açık bir avlu etrafına dizili dükkanlardan oluşan sahaflara giriyor ilk elden veya ikinci elden kitap satıcılarını, tezgahları, avlu ortasında yer alan ilk matbaacımız İbrahim Müteferrika’nın büstü yanından Beyazıt Meydanına geliyoruz. Gövde kalınlığı ile anıt olmuş çınar ağaçları ve açık hava çay bahçeleri arasında yürüdüğümüz meydan defalarca düzenlenmesine, kullanış ve görüntü olarak sempatik görünmemesine rağmen İstanbul Üniversitesinin tarihi ve görkemli kapısı ile geri planda siluetiyle etkileyen ve üniversite bahçesi içinde bulunan Beyazıt Kulesi panoramayı tüm zenginliği ile dolduruyor. Tarihi Kule günümüzde itfaiye görevlilerinin olası bir yangına karşı gözetleme kulesi olarak işlev görüyor ve kulenin tepesinde gece yakılan florasan lambaların renklerine göre ertesi gün havanın nasıl olacağını İstanbullulara hatırlatmasıyla biliniyor. 100 e yakın ahşap basamakla çıkılan kuleden görünen İstanbul manzarası Eminönü, Süleymaniye ve Kapalıçarşı’nın tepeden görünümü ile nefes kesecek güzellikler sunuyor. Beyazıt Meydanından Laleli ye doğru geliş yönünde “Seyyid Hasan Paşa Medresesi” 1158/1745 duvarında çatıya yakın bölümünde görülen serçe saray zarif üslubu ile emsallerinden farklı olarak ilgi çekiyor. Tramvay yolunun devamında bir zamanlar THK Evleri olarak bilinen estetik mimarisi, özellikle de inanılmaz güzellikteki merdiven stili ile tam anlamıyla film çekim platosu olabilecek binalar zinciri bulunuyor.Yapılan düzenlemeler ve restorasyonlar ile önceleri Ramada sonra Merit oteller zincirinin işletmesi olarak turizmin hizmetinde kullanılan binalarda çeşitli salonlar, müzikli restoranlar, cafe ve pastahane, pizzacılar, barlar keyifli dinlenmeler vaat ediyor. Hem otel içinde hem de sokakta oturduğunuz izlenimi hissetmenize neden ayrıcalıklı binaların karşısında Laleli Camii ve ünlü alış veriş ve bavul ticaretinin merkezi Ukrayna, Moldova, Rus, Romenlerin çokça rastlandığı otellerin yoğun olarak yer aldığı Laleli bulunuyor. Böylesi çok turistin konaklama yaptığı Lalelide oteller de kendilerine göre çeşitlenmişler kimi eğlence, kimi havuz, kimisi ise Türk Hamamı, sauna gibi üniteleri ile ilgi çekiyorlar. Beyazıt ta bulunan President otel hem Pub hem de alt katında ki Orient House eğlence kulübü ile sadece bölgenin değil İstanbul’a gelen tüm turistlerin uğrak noktalarından birini oluşturuyor.

Türk Usulü Turistik Eğlence

Deneyimli turizmci Göksel Bey tarafından işletilen gece kulübünde turistlere Türk gelenek ve görenekleri çerçevesinde bir eğlence sunulurken konuklar neşe içinde yemek yeme imkanı da bulabiliyorlar. Fasıl müzikle başlayan yemekli show da oryantal dansözler en kıvrak danslarını sergilerken, yöresel örnekler veren folklor grupları,
kına gecesi canlandırması, yöresel özellikler taşıyan, mankenlerin sunduğu mini kıyafet defilesi, salonda bulunan her milletten turistin lisanında söylenen popüler melodiler ve konukların katılımıyla yapılan oryantal dans yarışmaları ile noktalanıyor, alkış miktarıyla dereceye bile girebiliyorsunuz. Konuklar arzu ederlerse masalarına gelen dansözlerle anı fotoğrafı da çektiriyorlar. Orient House’dan ayrılmadan önce English Pub’dan da bahsetmek gerekiyor. President Otel içinde bulunan ve İstanbul’un en ilginç barlarından biri olan Pub’da tek başına bile gitseniz canınız sıkılmıyor yalnızlık çekmiyorsunuz. Uzun, geniş, ferah bar tezgahı başında ve son derece kalabalık olarak düzenlenmiş bar dekoru arasında çevrenizi inceleyerek vakit geçiriyor ve otel güvenliği altında içeceğinizi keyifle yudumluyorsunuz. Beyazıt’ın eteğine bir başka eğlence semtine iniyor balık lokantalarından, meyhanelerden kurulu tarihi bir semte Kumkapı’ya ara sokaklara kadar uzanan restoranlar dan oluşan bir meydana geliyoruz. Yılın her günü salonları, daha çok sokaklara , kaldırımlara kurulu masaları ile deniz ürünü ağırlıklı çalışan restoranlarda konuklar meze çeşitlerini, ızgara balıklarını, terbiyeli balık çorbası, tahin helvasını, masa masa dolaşan klarnet, darbuka, kemanlı, müzik gruplarıyla geç saatlere kadar felekten geceler yaşıyorlar. Rakının su gibi aktığı Kumkapı meyhanelerinden, “vur patlasın, çal oynasın” misali eğlencelerinden ayrılıyor bu defa Beyazıt’ın Haliç’e bakan tarafına geçiyoruz.

Süleymaniye

Sözde koruma altına alındığı tabelalarla belirtilen fakat bu kışı geçirmesi oldukça güç görünen ahşap evlerin arasında ilerliyor üniversite gençliğinin hareket ve canlılık kazandırdığı sokakları aşıyor ve Süleymaniye Cami ve külliyesine geliyoruz .İstanbul’un köklü semtlerinden biri olan ve cami karşısında yer alan “Kuru Fasulyeci” öğrenci ve üniversite öğretim görevlilerinin sürekli müşterileri ile rağbet görüyor. Erzincan dan getirilen iri ve gaz yapmayan hazmı kolay fasulyesi ile ünlü lokantanın çevresi Süleymaniye camini görmeye gelen turistlerin çokluğu nedeniyle turistik eşya satışı yapan dükkan ve tezgahlarla dolmuş. Anadolu motifleriyle süslü el örgüsü yünle yapılan renkli yün bereler, eldivenler, çoraplar kullanımları kadar dekoratif özellikler de taşıyor. Zarif kapıdan giriyor bakımlı çim bahçede ilerleyip 10. padişah Kanuni Sultan Süleyman tarafından büyük usta Mimar Sinan’a yaptırılan ve 13 Haz. 1550′de temeli atılıp 7 Haz. 1557′de bitirilen Süleymaniye Camiine geliyoruz tek kelime ile muhteşem bir yapı olan eser kubbesi pencere vitrayları ile hayranlık uyandırıyor huşu duymanızı sağlıyor. Caminin sağ tarafında bulunan girişten geçerek birbirinden farklı lahit türü mezarlar arasında ilerleyip Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan Türbelerine geliyoruz. Çinilerle süslü türbeler her gün 09.30 – 16.30 arası ziyaret edilebiliyor. Caminin bir başka köşesinde ise Mimar Sinan Türbesi yer alıyor.


Galata Köprüsünden başlayan Haliç gezimiz için, Eminönü Yeni camiyi solumuza Karaköy vapur iskelesini karşımıza alıyor Eyüp’e doğru yola çıkıyoruz…

Dubalar üzerindeki asırlık köprünün sökülüp Haliç’in derinliklerine çekildiği dönem öncesi yanı başına kazıklar üzerine yapılan yeni Galata köprüsünden itibaren ilk karşımıza çıkan Mimar Sinan’ın eseri Rüstempaşa cami oluyor. İznik çinileri ile süslü cami, emsalini başka yerde göremeyeceğiniz güzellikte cini kaplı duvarları ile ziyaretçileri adeta büyülüyor. Haliç paralelinde ilerlerken yolun kara tarafı sobacılar, toptancı mağazalar ile Unkapanı’na dek devam ediyor. Deniz tarafı ise eski Belediye Başkanı Bedrettin Dalan döneminde başlayan çalışmalar sonucu kıyı şeridi tamamen temizlenip kamu yararına park ve bahçelerle düzenlenmiş. Oturma grupları, çiçek havuzları, ağaçlar, patika yollar yürüyüş ve dinlenme amaçlarını karşılar nitelikte. Unkapanı semtini arkamızda bırakıp Cibali’ye geldiğimizde eski sigara fabrikasının yerini çoktan terk ettiğini ve aynı binanın Kadir Has Üniversitesi olarak eğitimin hizmetine verildiğini görüyoruz. Bu bölümden itibaren kenti kuşatan surlar bazen üstüne bazen gerisine yapılan evler, binalar sinsilesi Eyüp semtine kadar bizi yalnız bırakmıyor. Balat, Fener, Ayvansaray, Eyüp olarak sıralanan ve Haliç seferi yapan şehir hatları seferlerinin uğrak noktası iskeleler arada bir uğrayan gemilerin yanaşması ile maziyi ayakta tutuyor. Haliç için yapılan temizlik çalışmaları netice verip dip görünmeye, su deniz rengini almaya, kötü koku da kaybolmaya başlayınca Haliç kıyıları şimdi olmasa bile çok yakında tekne bağlayacak yer bulunmaz hale gelmeye başlamış. Korunaklı kıyılar renk renk biçim biçim yatlar, kayıklar, motorlarla renklenirken fotoğraf severler, ressamlar için geri fonda camiler şehri İstanbul siluetli kompozisyonlar oluşturmaya başlamışlar. Fener, Balat gibi semtlerde bu manzarayı gören sahil bandı evlerinin bazıları restore edilerek cafe, restoran amaçlı kullanıma başlamış bile. Arka sokaklarda da bir kıpırdanma gözleniyorsa da hızı çok yavaş. Meraklılar, eski İstanbul belgeselli hazırlayanlar hala eski izleri taşıyan henüz yozlaşmamış detayları, çılgın kompozisyonları ara sokaklarda bulabiliyorlar. Kameranızı omzunuza takıp başlasanız yürümeye cumbalar, kapı, pencere, parmaklıklar tuğla örülü duvarlar sizi yıllar öncesine götürecek özellikler barındırıyor. Eski ve yeni kavramlar, çelişkiler, yaşam biçimi bir arada sergileniyor. Sahilde demir aksamdan dökülüp yerinde monte edilen Bulgar Kilisesi yer alırken Fener semtine tepeden bakan yamaçta kiremit renkli ilginç mimarisi ile fark edilen Fener Rum Okulu bulunuyor. Fener semtinin bir başka özellikli önemli yapısı ise Fener Rum Patrikhanesi. Patrikhane Kompleksi içinde düzenlenen önemli ayinlere özellikle Yunanistan dan çok sayıda katılımcının gelmesiyle Patrikhane ve taş yapı kilise, dini vecibelerini yerine getiren turistleri ağırlıyor. Patrikhane de yangın sonucu harap olan ve daha sonra yeniden inşa edilen bir bölüm, çeşitli davetlerde bir araya gelmek üzere yüksek tavanlı bir çok toplantı salonu ve kutsal eşyaların korunduğu bölümler bulunuyor.
Gidiş gelişi ayrı trafik güzergahı arasında kalmış bazı Bizans dönemi eseri yapıları, surları görmeyi bitirdiğiniz ve yapılan bant ilave çalışmaları ile genişletilen Haliç köprüsü altından geçtiğiniz anda kendinizi Feshanede buluyorsunuz. Osmanlı döneminde fes dikilen yer olarak anılan Feshane baştan başa yenilenip konserlerin düzenlendiği sanatsal etkinliklere sahne olan kültür merkezi amaçlı hizmet veriyor. Özellikle ramazan ayı boyunca süregelen gösteri ve organizasyonlarda bir yandan eski ramazan eğlenceleri yaşatılmaya çalışılırken diğer yandan Seda Sayan, Bülent Ersoy konserleri ile İstanbullular ağırlanıyor. Feshane yanında kurulan ve yıl boyu açık olan çocuk parkı oyun aletleri arasında yer alan “atlı karınca” çarpıcı canlı renkleri, nostaljik özelliği, ile ilerlemiş yaşınıza rağmen sizi çocuklaştıracak kadar sempatik görünerek, küçük çocukların olduğu kadar büyüklerin de ilgisini çekiyor.

Eyüp
Ve yepyeni çehresiyle tarihi ve köklü semtlerden biri olan Eyüp’tesiniz…!
Şimdi ne yazsam, nasıl yazsam bir tuhaf gelecek. Eyüp iskelesinden itibaren sahil yolu seyir terası, yürüyüş bulvarı, gezinti alanı olarak düzenlenmiş şık direkli lambalar, çiçeklikler dinlenme bankları, Eyüp semtini boğazı anımsatan farklı bir mekana çevirmiş. Bir aydınlık, bir ferahlık bir yenilik göze çarparken kıyıya bağlı güzel tekneler semt sakinlerinin denizin, Haliç!in keyfini yaşamaya başladığının işareti olarak algılanmanıza neden oluyor. İskelenin bitişiğinde kayıklar var pancar motorlu, pata pata sesleriyle Sütlüceden Eyüp e, Eyüp den Sütlüceye yolcu taşıyorlar. Birde Haliç’in dünü nü iyi hatırlayan kürekli kayıkçılar var. Kayık trafiğini düzenleyen görevliye “karşıya kürekle geçmek istiyorum diyorsunuz”. Hemen çağırıyor gerilerde bir yerde kestiren yaşlı delikanlıyı, su durgun, sadece kürek sesiyle gideceksiniz Sütlüceye, motor sesi yok. İlerlemiş yaşına ters orantılı sistematik hızıyla asılıyor küreklere kayıkçı, Sütlüceye yaklaşırken Eyüp ve Piyer Loti sırtlarını uzaktan seyrediyor, sakinliği, suyun dinginliğini yaşıyorsunuz. İnerken ödeyeceğiniz ücreti sorduğunuzda cevap “bir milyon yeter oluyor. İşinizin olması şart değil, öylesine bir gezi işte, monoton güncel yaşamda maksat sıra dışına çıkmak. Ama kafi gelmiyor. Organize sahilde yürürken tekne sahibi balıkçılar davette bulunuyorlar ,” Haliç gezisi ister misiniz”? Haliçte tekne tutup gezmek de ne ola ki diye düşünürken, ekliyorlar yarım saat 5 milyon TL!
Cevabınız kabulse bir kişi veya birkaç kişi yıllardır kokusu, pisliği, kaybolan derinliği nedeniyle giremediğiniz Haliçte başlıyorsunuz yol almaya masmavi suları yararak giden teknenizi uyarırsanız daha ağır seyrediyor düşük enstantane fotoğraf çekebiliyorsunuz. Ünlü yazar Piyer Loti’nin adıyla anılan tepenin eteklerine doğru yöneldiğinizde sonradan oluşan adalar ile kıyı arasına giriyor, daha ilk adada uzayan otlar arasında yaşayan tavşanları, kazları ördekleri fark ediyorsunuz, arada yaban ördekleri havalanıyor gökyüzüne doğru. Haliçte doğal hayat!.. İnanılır gibi gelmiyor.Yahu ne yer ne içer bu hayvanlar, diye siz sormadan motorcu başlıyor anlatmaya. Hayırsever vatandaşlar var geliyorlar, kıvırcık yaprağı, havuç, ekmek falan getiriyor, yediriyorlar onları arada bir taşıyoruz adalara, sonra belediye görevlileri çuval çuval yiyecek getiriyorlar bu işe bakan görevlileri var. Civ civken alıp besleyip büyüdükten sonra ördeğini burası güvenli diye getirip bırakan da oluyor,sonra da sık sık ziyarete geliyorlar diye ekliyor. Karabataklar, martılar arasında kıyıları ağaçlandırılmış Haliç gezisi şimdilik temizleme çalışmaları devam eden Alibeyköy’e dek sürüyor. Oldukça eski, demir yapım Alibeyköy köprülerine biraz uzaktan bakıp, inşaatı devam eden stat önünden genişçe bir dönüş yaparak Eyüp’e geliyorsunuz. Motorcu Selahattin aynı zamanda rehberlik yapıyor. Derinliğin 6-7 metreye ulaştığını, dipteki çamuru borularla çekip açık denize verildiğini, atık su bulunmadığını, kanalizasyon borularının döşendiğini, Haliç in artık balık kaynadığını, geçen yıl iyi çinekop yaptığını, bu yıl kefal bolluğunu yaşadıklarını anlatırken bir telefonla müşteriyi istediği yerden alıp sadece Eminönü-Alibeyköy arası Haliç turu değil, Boğaza da gezi yapabileceğini 15 ve 50 kişiye kadar yolcu taşıyabilecek iki teknesi olduğunu da hatırlatıyor.

Aslında böyle geziler için bir başka seçenek daha bulunuyor. Sultan Kayığı. Örneğini deniz müzesi sergi salonlarında gördüğümüz Osmanlı dönemi saltanat kayıklarından bire bir ölçülerde Karadeniz sahilinde tekne yapımcılığı ile ünlenmiş Cide de imal edilmiş ilk örneği gerek Haliç gerekse Boğaz gezileri için şaşırtıcı görüntüsüyle bekleme yerinde dikkatinizi çekiyor. Haliç turu için 5-6 kişilik gruplara kişi başı 10 milyon TL karşılığı kalkış yaptığını söyleyen Sultan Kayıkları tur görevlisi Boğaz gezisi için tekneyi kiralama bedeli olarak saatine 450 milyon TL ödenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu gezide kişi sayısı bir veya 30 kişi olabiliyor fiyat fark etmiyor. Sultan Kayığı içinde iyi bir müzik seti bulunurken gezilerin kış mevsiminde de devam ettiğini, palto, eldiven, yün başlık kısacası iyi giyinip böylesi bir kayıkta içi ısıtıcı içecekler içerek kar manzarasında yalıları seyretmek isteyen turist gruplarının şimdiden rezervasyon yaptırdıklarını belirtiyor. Nisan ayında ise yeni denize inecek 10 teknenin ilavesiyle Üsküdar, Kadıköy, Ortaköy gibi semtlerin kıyılarında hizmet vereceklerini müjdeliyor.
Sultan Kayıkları Tel no: 0 (536) 679 51 30

Eyüp’te Çiçekçilik
Eyüp’te eski mesleklerden bir tanesi de çiçekçilik. Yolun her iki yanında yer alan çiçek bahçeleri, ren ahenk çiçekler, salon bitkileri, ağaçlar, fidanlarla göz alıyor. Erkan Solgun’a ait, Gün tohum ve çiçek, bilimum bahçe ve salon bitkileri, Avrupa çim tohumları, çim makinaları ve bakım aletleri sunarken, her çeşit bahçe ve salon düzenlemeleri hizmeti veriyor. Tel: 0532 614 22 81, 0212 565 26 19

Piyer Loti
Adıyla anılan tepe ve çay bahçesi İstanbul’a simge olmuş turistik mekanlarda biri. Arka tarafından dolaşarak çıkılan otomobil yolu da var ama biz Sultan Kayığının bulunduğu kıyıdan dik merdivenler ile kabirler arasından, yaşamanın kıymetini anlayarak veya Eyüp Camine daha yakın olan merdivensiz parke taşı kaplı dar yoldan Haliç’i görerek çıkıyoruz. Zirvede çoğunluğu turistlerin oluşturduğu çay bahçesinde soluklanıyor, Altın Boynuz denmesine neden olan Haliç’in önümüzden boynuz misali kıvrılarak geçişini seyrediyoruz. Kimine göre 3 -4 yudumda içilen 750 bin TL fiyatlı minik bardak turistik çay molası yorgunluğunuzu unutturuyor. Seyir tepesinin zevkini yaşayıp aşağı inmeye başlıyorsunuz.

Eyüp Cami
Defalarca düzenlenen Eyüp cami önü her zamanki ziyaretçi kalabalığına sahne olurken, sünnet çocukları, güvercinler ve onlara yem verip fotoğraf çekenlerle karşılıyor sizi . Girişte solda bulunan Çifte Gelinler türbeleri, geniş gövdeli anıt çınar ağaçları, Eyüp Camisinin göz okşayan çinileri ve Eyüp Sultan Hazretleri türbesi ziyaretçileri etkiliyor. Cami dışında yeni yapım fıskiyeli havuz meydana estetik katarken sağlı sollu tezgahlar açıp tarihi çarşıyı pazar yerine çevirerek mistik havanın kaybolmasına neden olan satıcılar kuran-ı kerimde yüzde 50 indirim tabelaları ile dini kitap satışlarını yapıyorlar. Aynı yerde bulunan tarihi halka fırınından, üzerinde Eyüp yazan toprak üstü boyalı dümbelek, çay demliği, tef satıcılarına, niyetçilerin izlerine ise artık rastlanmıyor. Haliç turumuzun şimdi de karşı yakasına bakıyoruz.

Hasköy
Haliç’in bu yakasında da kıyı bantı yeniden kazanılma uğruna parklar bahçelerle donatılmış. Fakat en fazla rağbet gören yer ünlü iş adamımız Rahmi Koç’un adını taşıyan Sanayi Müzesi Haliç turu içinde mutlaka, hatta birden fazla kez görülmesi gereken bu müzede sanayinin gelişimi gözler önüne serilirken, aşina olduğumuz bir çok markayı tekrar görme imkanı buluyoruz. Giriş için Tam 4 milyon, grup 3.250 milyon TL. Öğrenci 1.250, grup 1 milyon TL ücretle pazartesi hariç her gün 10.00 – 17.00 arası gezilen müzede, denizaltı, uçaklar, trenler çeşitli dönemlere ait otomobiller, faytonlar, buharlı makineler, dükkanlar, tersane ve teknelerin sergilendiği bir çok sergi salonu ziyaretçilere farklı, zevkli, neşeli bir gezi yapma olanağı sağlıyor.
Rahmi Koç Müzesi: 0.(212) 297 66 39 – 40
Müzeye Eminönü, Mecidiyeköy, Taksim den belediye otobüsleri Şişhaneden minibüsle ulaşabilirsiniz. Özel araçla gidenler Kasımpaşa deniz hastanesi yanındaki sahil yolunu kullanarak Hasköy’e ulaşabilirler.
Hasköy yolu üzerindeki son gezimizi Osmanlı dönemi mimarlığının en güzel örneklerinden biri olan Aynalıkavak Kasrı’na yapıyoruz. Pazartesi, Perşembe günleri dışında her gün gezilebilen, Taşkızak tersanesi yakınında ki kasır, bezeme sanatı açısından önem kazanırken Arz odası, Divanhanesi, duvar yazıtları, alçı şebekeli pencereleri, III. Selim tuğralı bezemeleri, sedir, kandil, mangal gibi eşyaları ile geçmişe ışık tutuyor.
Hasköy Kasımpaşa arası tersanelerin yer aldığı kıyı bandı askeriye ait bölümlerle geçilip iskeleye gelince gerek motorlarla, gerekse Haliç vapur seferi ile Eminönü’ne geliyorlar. Sihirlitur, İstanbul gezilerine Beyoğlu bölümüyle devam edeceği için biz bu nedenle Kasımpaşa Şişhane’den Kent merkezine Taksim doğru yöneliyoruz…


Şehir arenasının bir ayağı Eminönü ise diğer ayağı da kuşkusuz Karaköy. Gezimize başlamadan önce kısa bir tanımlama gerek. Nasıl tahtacılar, sobacı, mangalcılar Tahtakale, kumaşçılar Sultanhamam, kitapçılar Cağaloğlu’nda toplanmış iseler, bankalar, hırdavatçılar, elektronikçiler de Karaköy’de toplanmış. İstisnalar yok mu derseniz var tabii hem de başka yerde olmayanlar bile burada. Çok özel yerler olduğu gibi, çok da farklı güzellikleri bir arada barındıran, geçmişi çok eskilere dayanan tarihi bir semt Karaköy. Karaköy’den başlayıp Kabataş’a doğru uzanacağız, hem alış veriş yapacak, hem kültürel, hem turistik, hem de lezzetli bir geziye çıkacağız. Kahvaltılıklar, çikolatalar, baklavalar ve daha neler neler.
Karaköy Meydanına açılan Yüksek Kaldırım yokuşu, yanı başında, paralelinde, hatta bankalarıyla ünlü Bankalar Caddesinde ilk basamakları bulunan Komando Merdivenleri sizi Galata Kulesine, dolaysıyla Beyoğlu’na taşır. Beyoğlu’na bir çıkış da tarihi tünelle olur ki onun da bir ayağı Karaköy de yer alır. Tünelin yan sokağında sıkışıp kalmış, birçoğumuzun telaştan mıdır bilinmez, gözümüzden kaçan Bereketzade Medresesi ve Camisi bulunur. Hanlar arasına sıkışıp kalmış medresenin bilhassa kapı tokmağı ve cephesinde bulunan zarif kuş evi görmeye değer güzellikler taşır. Çevre Unkapanı’na doğru alet edevat, hırdavat, banyo, mutfak aksesuarları satanlarla doludur. Dükkânlar, çarşılar, işporta tezgâhları, ilginç testereler, tornavida, matkap uçları, çekiçler, klozetler, mutfak dolapları, kilit çeşitleriyle doludur. Banyo küvetleri de vardır, iş eldiveni, tel kafesler, kürek sapları da. Kısacası her eve lazım bir şey mutlaka vardır, çeşitte istemediğiniz kadar boldur. Hiçbir şey almasanız mutlaka bir gün boya almak için de gidilir Karaköy’e, daha doğrusu Perşembe pazarı adıyla bilinen Haliç’e paralel sokaklara. Diyelim ki hırdavatla işiniz yok. Karaköy Meydanına açılan kapısıyla Selanik Pasajı’na bir gün işiniz düşer, ya çok sevdiğiniz elektronik aletinizin bir parçası için, ya da ne bileyim cızırtı yapan radyonuzun düğmesine sıkmak, temizlemek için sprey almak üzere elektronikçilere, Bankalar caddesinde ki elektrikçilere bir uğrarsınız. Burada ki dükkânlar aspiratör çeşitleri, lambaları, aplikleri ile gün boyu uğrak yerleridir. Yukarda belirttiğim gibi Karaköy’de yok yoktur. Büro malzemeleri, para kasaları, balık adam malzemeleri, şişme bot satıcıları, oltacılar hepsi buradadır. Laf arasında belirtmiş olayım İstanbul genelevi de burada hizmet vermektedir.

Köprünün Karaköy Ayağı
Şimdi Karaköy Meydanı’ndan deniz tarafına doğru geliyoruz. Galata Köprüsü bağlantı ayağı trafik akışı ve tramvay güzergâhı ile yeni ve hareketli bir görünüme bürünmesi bir yana, toprak seviyesinin altında da bir başka dünya yaşanır. İstanbullu Karaköy alt geçidini kullanır, yolun karşı tarafına, yani Perşembe Pazarı ile Necatibey Caddesi tarafına bu geçit ile geçer durur. Karaköy alt geçidi de Eminönü geçitleri geçişlerinde olduğu gibi deniz seviyesinin altına inildiği ender yerlerden biridir. Telefon, butik, parfüm, bahçe malzemesi, müzik seti, televizyon ve her bişey satıcıları ile doludur.
Karaköy sahilinin en güzel taraflarından biri kıyıdan şöyle karşıya doğru bakmak olabilir. Mesela neler gördüğümüze bir bakalım. Galata Köprüsünün üstü balık tutanlarla cıvıl cıvıl dır. Geri fonda Yeni Cami siluetiyle beraber iyi fotoğraf verir, ara sıra Eminönü’ne yanaşan şehir hatları gemileri ile renklenir. Köprü altından aniden çıkan bir römorkör sizi eski yıllara götürürken, Kadıköy’e çalışan dolmuş motorları da geçer, Haliç’e giriş çıkış yapan diğer teknelerde. Haliç’e giriş yapan büyük gemiler de olur ama onlar belirli günlerde köprünün gece açılış saatlerini beklerler, biz pek o saatleri görmeyiz. Köprünün Karaköy ayağında oturacak çeşitli meyhane, restoran, fast food türü büfeler, nargileciler de vardır.
Bir üst satırda hazır Kadıköy demişken, Kadıköy Karaköy arasında sefer yapan gemiler iki kıtayı birbirine bağlarken, gece gündüz milyonlarca yolcu taşınır. Seferlerden bazıları Haydarpaşa uğraklıdır. Bilin ki bu seferlerin çoğu tren yolcusu taşır. Tren yolcusu olanlara trene binince, belki Kars’a kadar İstanbul Karaköy anıları refakat eder. Bunu da nerden biliyorsun diyebilirsiniz. Bildiğim için yazdım.
Yıllar önce “Kömürlü Gemiler” konulu bir fotoğraf sergisi açmıştım Karaköy yüzer vapur İskelesi sanat galerisinde. Galerinin açılışının ilk sergisiydi. Gemiler yüzer iskeleye yanaşınca iskeleyle beraber benim duvarda asılı duran gemi resimlerimde sallanırdı! Serginin bir de şeref defteri vardı, sayfaları trene binenlerle, trenden inenlerin anıları süslüyordu. Karaköy vapur iskelesi, yanaşan kalkan vapurlarla izleyenlere renkli bir atmosfer yaşatır. Her iskelede olduğu gibi bir sonraki sefere kalmamak için telaş edenler, yorgun, asık suratla inip binenler, okul talebeleri, aşağı yukarı hep aynı yolcuları, aynı sefer saatlerinde taşır durur. Buraya kadar her iskelede buna benzer şeyler yaşanır yaşanmasına da, farklı olan iskelenin arkasında Topkapı Sarayı, Ayasofya müzesi silueti bir tarafta, Yeni Cami, Süleymaniye Cami, Beyazıt Kulesi silueti diğer bir tarafta olmasıdır. Sefere çıkacak olan geminin kıç tarafına bir görevli gelir kaptana arkanın müsait olup olmadığını gösterir şekilde tabela tutar, vapur tornistana kalkar, iskeleden geri geri çıkar, deniz köpürür, martılar çığlık çığlığa dalış yapar karışan köpüklere. Manevra tamamlanır, vapur burnunu rotasına çevirir, sefer başlar. Vaktiniz varsa, işiniz yoksa sakin sakin bu tabloyu seyretmeyi farklı kılan ayrı bir zevki vardır. Perşembe Pazarı tarafında İstanbul’un en eski camisi olan, kare planlı minaresiyle Arap Cami vardır, Karaköy’den Tophane tarafına doğru da önce Yeraltı Cami, devamında Tophane Kılıçali Paşa Cami, Nüshetiye Camii, Fındıklı’da Mimar Sinan eseri Molla Çelebi Cami, Dolmabahçe’de bir başka yalı cami olan Dolmabahçe Camii yer alır.

Meydanın Damak Tatları Güllüoğlu, Çerkezköy, Mabel.
Karaköy meydanı’ndan gördüğünüz gibi ayrılamıyoruz. Niye mi? Çünkü öyle tatlar öyle lezzetler var ki uğramadan olmaz. Mesela Karaköy Kat Otoparkı altında satış dükkânı bulunan Güllüoğlu Baklavacısı vardır ki fıstıklı, cevizli baklavaları, nuriye, şöbiyet, su böreği, kaymağı harikadır. İsterseniz üzeri lüle kaymaklı bir porsiyon baklavayı ayaküstü kemali afiyetle yersiniz. İsterseniz hediyelik paket yaptırırsınız. Güllüoğlu sahasında iddialı olup, Cuma namazında dükkânı kapatır. Bayramlarda müşteri sırası dışarıya taşar, uzar da uzar. İstanbul’a gelen yabancı transatlantiklerin yanaştığı Galata Limanı sahilinde bulunması nedeniyle gemi yolcuları şerbeti ayrı verilen kuru baklavalarından alıp, çok uzaklara götürürler. Kat kat baklavalarda ustalık, hamuru ince açmakta saklı olsa gerek. 1947 den bu yana Karaköy’de olan Güllüoğlu baklavacısı, fabrikasında günde bir ton baklava imal edip satıyor, başka yerde şubesi bulunmuyor.
Güllüoğlu Tel: 0 (212) 293 09 10

Baklavadan geçiyoruz bir başka tatlı yiyeceğe, çikolatalar. Karaköy Meydanı ile Necatibey Caddesi bağlantı yerinde yılların çikolatacısı Mabel bulunuyor. Çikolataya hayır diyemeyenlerdenseniz, mesela 250 gram portakallı veya kestaneli, belki de çilekli, krokanlı, likörlü, ne bileyim ben, çeşit çok, mutlaka aklınızın birinde kalacağı çıkacaktır. Upuzun cam vitrinde sergilenen çeşitler arasında neler yok ki. Madlenler, spesiyal fındıklı, fıstıklılar, şekilleri değişik el ürünü baton çikolatalar, likörlü, vişneli, viskili, bademli, fındıklı, üzümlü, portakallı drajeler, renkli drajeler, çakıl taşı görünümlü olanlar. Bitti mi derseniz, tabiî ki hayır. 1947 den bu yana süregelen özel yapım kakao, Mabel gofret, şemsiye çikolata, Mabel çiklet nostaljiye meraklı olanlara, bir başka deyişle çocukluğunun çikolatalarını anımsamak isteyenlere “ye beni” der gibi duruyorlar. Şık şekilli cam kavanozların, süslü tepsilerin içinde sunulan çeşitlerden diğerleri, çikolatalı lokum, kahveli, badem ezmeli, framboisesli olarak sıralanıyor. Sipariş verirken dikkat edilmesi veya belirtilmesi gereken hususlar da var, mesela kız çocuk doğmuş ise hazırlanacak çikolata kutu ambalaj pembe yapılıyor, erkekse mavi. Nişan çikolatası ambalajı farklı, teşekkür mahiyetinde götürülecek olanlar daha farklı. Uzun lafın kısası Mabel, uğramaya değer lezzetlerle tanışacağınız bir mekân, tek kötü tarafı alışınca bırakamıyorsunuz, ya da aklınız orada kalıyor. Mabel’in son çıkardığı çeşitler arasında geçmiş yılların özlenen tadı, kurutulmuş hakiki muzdan yapılan Muz Çikolata, içindeki çikolata bitince ambalajı kumbara olarak da kullanılabilen Bebekli Kumbara Çikolatası, kahve çeşitleri yanında sunulabilen kaşık biçimli Kaşık Çikolatası, az şekerli ve gerçek %70 yoğun kakaolu sütlü bitter bulunuyor. Mabel Tel: (0212) 249 71 63 – 244 34 62

Necatibey Caddesi başında ilerlerken fazla gitmeden meydana yakın sağ kolda bir mezeci. Kuruluşu 1956, ben 35 yıldır tanıyorum. Böyle lezzetli çeşitler bulunduran bir mezecinin niçin Karaköy’de bulunduğunu hep merak ederdim. Zamanla öğrendim ki tüm iş adamları, demir tüccarları, banka müdürleri, avukatlar, deniz şirketlerinde çalışan armatörler, Levantenler, Karaköy’deler. Haliyle iş yerinden çıkanlar, evlerine giderken telefonla sipariş verdikleri kahvaltılıkları buradan alıyor. Üstelik öğlen yemek yerine az ama öz leziz bir sandviçle geçirenlere, francalaya çok lezzetli sandviçler yapılıyor. Uzaklardan gelenler bile var. Peynir çeşitleri içinde bıçakla kesince dağılmayan tam yağlı Ezine beyaz peyniri, eski kaşar, dil peyniri, Siirt otlu, Balıkesir Mihaliç, İzmir, Erzincan teneke tulum peynirleri kalitesiyle beğeniliyor. Zeytinler de leziz, salam, sucuk, sosis, dil güvenilir, tereyağı, kaymak kalitesinde istikrarlı. Tüm yiyecekler yıllarca denenmiş belirli yerlerden getirtiliyor. Unutmadan yazayım mezecinin ismi Çerkezköy Meze Evi Tel: 0212 293 90 38

Karaköy’de İlle de farklı restoran arayanlara, Liman Restoran var. Limana yanaşan turist gemisi varsa gemiyi, yoksa Topkapı Sarayına, Boğaz’a, Haliç girişine, bakarak yiyorsunuz.

    null

    Futbol takımıyla bütünleşen sakinleri, ilçe sınırları içinde bulunan üç sarayı, yedi üniversitesi, müzeleri, camileri, boğazın yalılarıyla dolu sahili, parkları, bahçeleri, çeşmeleri ve daha neleriyle Asya ile Avrupa’nın buluşma noktası Beşiktaş!

    Beşiktaş öylesine dolu, öylesine gezilip görülecek yeri, mekânı, müzesi var ki öyle kolay kolay bitiremez, nerede nasıl vakit geçireceğinize bilemezsiniz. Dinlenmeyi, yeşili sevenlere Yıldız Parkı, müzeleri, sarayları, kasırları gezmeyi sevenlere tarihi yerler, eğlenceyi sevenlere sinemalar, tiyatro ve gösteri merkezleri, kafeler, restoranlar, meyhaneler, alış veriş merkezleri, çarşıları, galerileri eklerseniz ortaya çıkan çok renkli dünyasıyla Beşiktaş’a doyamazsınız.

    Gezimize Kabataş’tan Dolmabahçe’ye doğru başlıyoruz. Beşiktaş’ın stadını solumuza, Dolmabahçe Camii, saat kulesi ve Dolmabahçe Sarayını sağımıza alıp sarayın yüksek duvarları önünden yürürken her iki kaldırımda gökyüzüne yükselen tarihi çınar ağaçlarının birbirine kavuşarak meydana getirdiği ağaç tünelinde olduğumuzu fark ediyoruz. Yolun bir başka görülmesi gereken duvarlarında ise Ortaköy’e dek uzanan ve 105 fotoğraftan oluşan Atatürk temalı daimi fotoğraf sergisinin bulunuyor olması. Bir kilometrelik bu eşsiz güzellikte ki yolun bitiminde Beşiktaş’ın merkezine yaklaşırken sağımızda Mimar Sinan Üniversitesi, Resim ve Heykel Müzesi, solumuzda yukarı bir yokuşun çıktığını görüyor ve tereddütsüz çıktığımız Akaretler ismiyle anılan yokuş bizi Maçka’ya ulaştırıyor. Parke taşı kaplı yokuş çok dik olmamasına rağmen İstanbul’un taşıt sürücüleri 1955–1965 yıllarında bazı yokuşlar için stadın arkasından gazhane tarafından çıkan yol için “Öldüm Bayıldım Yokuşu”, Akaretler yokuşu için de “Kargadan başka kuş, Akaretlerden başka yokuş tanımam” derlerdi. Zamanın kötü hava koşullarında dur kalk yapmak ve yolun kaymasından dolayı böyle bir şöhreti varken günümüzde yoğun trafiğe sahne olmaya devam ediyor. Yokuş boyunca sağlı sollu yer alan ve yenilenen Akaretler evleri, içinde Atatürk’ün annesinin bir süre kaldığı dönemin antika eşyaları ile döşenerek Atatürk müze evi haline dönüştürülen 36 nolu evde bulunuyor. Antika demişken yeni açılan butikler, oteller eşliğinde çıktığımız yokuşun üzerinde yer alan bembeyaz mermerlerle süslü Valideçeşme önünden geçiyoruz. Ardından yokuşun bitiş yeri olan ve Beşiktaş Kulübünün efsanevi başkanının ismiyle anılan Süleyman Seba Caddesi başına yani Antika meraklıların vazgeçilmez durağı Antik Palas’a geliyoruz. Antik A.Ş. nin düzenlediği müzayedeler öncesi sergilenen eserlerle bir müze görünümlü göz okşayan estetik konak, aynı zamanda sergi salonları, konserler, çeşitli etkinliklerle hayranlık uyandırıyor. Yol, devamında İTÜ önünden geçerek Hilton Oteli vadisini bir baştan bir başa geçiş imkânı veren telefrig istasyonuna, sonrada Teşvikiye’ye, Rumeli Caddesi uzanıyor. Swiss Otel, İsmet İnönü’nün evi ve heykelinin bulunduğu Maçka’dan ayrılarak daha ileriye gitmeyi bir başka bölüme bırakıp sahil yoluna geri dönüyoruz.

    Çarşı Solumuzda Cadde boyunca uzanan dükkânlar, bankalar, kitapçılar ve de duraklar. Otobüs durağının yanı sıra Taksim minibüslerinin hareket noktası olması, karşı yakadan gelen gemi yolcularının geçitleri kullanarak duraklara gelmesiyle bu daracık kaldırım platformun her daim canlılığını, kalabalıklılığını koruduğunu görüyorsunuz. Çarşı yine solumuzdan içeri sapan yolda başlıyor. Beşiktaş Spor Kulübüne gönül vermiş taraftarların, yaratıcı sloganlarını atarak Beşiktaş’ın maç günleri toplandığı, takım deplasmandaysa maç seyrettiği Kazan Birahanesi ve çevresi merkez olarak dikkat çekiyor.

    Çarşı içinde uğramadan geçemeyeceğimiz birçok alış veriş noktası var. Daha girişte yer alan Kabalcı Kitapevi zengin kitap arşivi, DVD, CD, kırtasiye çeşitleri ile aklınızı çelecek birçok cazip obje barındırıyor. Çay bahçesi, banka, şubeleri, butikler, marketler, şarküteri, bijuteri, rüccaciye, eczane, sağlık kuruluşları, terziler, pastane, restoran, büfelerle devam eden çarşıda, yolun çatallaştığı mevkide iki yan yana dükkân dikkatimizi çekiyor. Zaten damak zevkine görüntüsü ve kokularıyla hitap eden dükkânlardan biri tarihi Şöhretler Köftecisi, diğeri turşucu. Köfteci futbolcuların, ünlülerin portreleri ile doldurduğu duvarlarına bakarak ızgara köfte, piyaz, irmik helvası yiyenlerin vazgeçilmez mekânlarından biri sayılıyor. Turşucu derseniz tüm Beşiktaş sakinlerinin uğrak noktalarından biri olarak hiç boş kalmıyor.

    Soydan Turşuları Ahmet – Murat Öğretmen işletmesi turşu çeşitleri, salamura dolma yaprakları, biber salçası kavanozları, zeytinleri, sirkeleri ile ev hanımlarının mutlak uğrak yerlerinden biri olarak ilgi görüyor. Ziyaretçiler turşu siparişleri yapılırken ayaküstü bardakta hazırlanan turşu ve suyunu içebiliyor. Şair Leyla Sokak No 19 Tel no: 0(212) 259 32 02
    Yolun devamında Kara Kartal heykelli küçük bir meydana geliyoruz ki burası 7-8 Hasan Paşa Fırınından yeni çıkmış simit, paskalya çöreği, kurabiye kokularının derinden hissedildiği, dondurmacı Mado’nun, lahmacuncu Hacı Salihoğlunun çevrelediği işlek bir tür merkez.
    Doğrusunu isterseniz Beşiktaş dediğim semtin çarşısı labirent gibi bir yer, girdik bir kere, ne tarafa çıkacağımızı bulmak gerçekten tecrübe istiyor. Her tarafta görülesi bir mekân mutlaka bulunuyor. Şunu mu alsam bunu mu alsam, burada mı şurada mı otursam aaa bu da varmış dedirten Çarşıdan Barbaros Bulvarına doğru giderken yeni yapılan Beşiktaş Köy içi balıkçılar çarşısını solumuzda, simit sarayını sağımızda bırakıyoruz. Arada bir sokak var, köşesinde bir zamanlar ana cadde üzerinde, durakların arkasında bulunan küçük dükkânın yeni taşındığı yer olarak İş Bankası Yayınlarını, yeni çıkan kitapları satıyor. Gözlükçü, çorapçı, kilise, bankalar, önünden ilerlerken içeri doğru uzanan sayısız dükkânlı pasajları bırakıyor, bir köşesi Sinanpaşa Pasajı, bir köşesi İskender, sucuk dönerci lokantadan Barbaros Bulvarının iniş yakasıyla kucaklaşıyoruz. Bu noktadan daha sonra sahili dolaşıp tekrar geçeğiz. Dedim ya Çarşıdan öyle kolay kolay çıkılmıyor. Beşiktaş’ın sembolü Kartal heykelli meydanda bu defa dümdüz gidiyoruz bu sokak ve bu sokağa açılan diğer sokaklar yerleşimin çok yoğun olduğu mahalleleri kapsadığı için ailelerin ihtiyaçlarına göre şekillenmişler. İlk dikkati çekenler, marketler, beyaz eşya dükkânları, mobilyacı, halıcı, perdeci, döviz büfeleri, telefoncular, nalbur, resim çerçevecileri, fırınlar… Yol öylesine vitrin baktıran dükkânlarla dolu ki dükkânların bitiminde Ihlamur yokuşu başına geldiğinizde derin oh çekecek kısa bir aralık bulabiliyorsunuz. Burası genişleyen ve biraz da yeşillik bulunan bir zamanlar padişahın avlanmaya geldiği av sahası. Aşırı yapılaşma ile neredeyse bir bahçe içinde kalan görüntüsüyle taşın oya gibi işlendiği çarpıcı görüntüsüyle hayranlık uyandıran Ihlamur Kasrı.

    İskeleler
    İşte bir güzel yapı daha Beşiktaş İskelesi, milyonlarca yolcunun bir kıtadan bir kıtaya ayak bastığı unutulmaz boğaz gezilerinin işlek ayağı Beşiktaş İskelesi sadece iskele değil, çevresi ile bütünleşen hafızalarda iz bırakan estetik bir yapı. Biraz ilerde aynı kıyıda, bir de Hayrettin İskelesi ile diğer tarafta deniz otobüsü iskelesi de var amma, Beşiktaş İskelesi mimarisi ile de İstanbul Boğazında ki vapur iskelelerin en güzeli konumunu koruyor.

    İki yakayı birleştirenlerin diğer durakları Barbaros İskelesinin solunda yer alan Motor iskelesi. Üsküdar Beşiktaş arasını komşu kapısı yapan dolmuş motorları, turnikeden geçenleri açık ve kapalı mekânları ile bekletmeden bir yakadan diğerine sistemli biçimde taşıyorlar. Üsküdar’da hiç işiniz olmasa da Beşiktaş’tan çıkıp boğaz havası almak için bile motor iskelesi kişi başı 1,5 TL ödeyip, 15 dakikada size deniz aşırı yolculuğu yapma imkânı veriyor. Artık karşıya kadar geçmişken Üsküdar’dan Beşiktaş’ı seyretmek için iskele çevresinde ki parklarda soluklanmak veya Salacak sahiline yapacağınız kısa yürüyüşle Kızkulesi’nden Beşiktaş seyri seçeneklerden bir başkası olabilir.

    Yıldız Parkı
    Kent içinde gizli kalmış nefes borusu. Uzun boylu ağaçlar, yeşillikler, çiçekler, süs havuzları, estik ahşap köprüler, kamelyalar, banklar. İsterseniz trafik ve şehir koşturmasından uzak pakta dolaşın, isterseniz tarihi köşklerin birinde oturup bir şeyler içerek soluklanın. Her iki seçenekte de kentin ortasında bu imkânı bulmayı kendinize sunulmuş bir armağan olarak algılayacaksınız. Çırağan Sarayı karşısında bulunan Yıldız Parkına Beşiktaş Polis Merkezi önünden geçerek ücretli giriş yapıyorsunuz.

    Malta Köşkü
    Yıldız Parkı içinde bulunan estetik mimarisiyle ilgi çeken Malta Köşkü, ziyaretçilerine asırlık çınarlar, dereler, gölcükler arasında yemyeşil bir vadinin içinde dinlenme imkânı sunuyor. Tarihte Beşinci Sultan Murat’ın zorunlu ikametgâhı olan köşk, günümüzde çevreyle bütünleşmek isteyen, konuklara huzur içinde dinlenme sağlıyor.
    Aynı parkta bulunan Şale Köşkü’nde ise II. Abdülhamit döneminden bu yana Almanya, Avusturya, Macaristan, Pakistan’dan gelen birçok devlet büyüğü konuk ağırlanmış.

    Yıldız Porselen Fabrikası
    Yıldız Parkı içinde bulunan müze fabrika Osmanlı Sarayının cini ihtiyaçlarını karşılamak için 1894 yılında Sultan Abdülhamit’in talimatıyla kurulmuş. Fransız Serves ve Limoges şirketinden ithal edilen teknoloji ile üretime geçmiş, Fransa’dan uzman ve çeşitli kalıplar getirilmiş. Deprem sonrası İtalyan Mimar Raimondo tarafından onarılan fabrika vazolar, figürler, desenler içeren tabaklar, yazı ve sofra takımları, aşurelikler, şekerlikler, tepsiler, çay takımları, abajurlar, fincan takımları, resimli duvar tabakları büyük titizlikle üretiliyor. Üretilen ürünlerin satıldığı mağaza ise fabrikanın girişinde yer alıyor. Evinize veya sevdiklerinize gururla verebileceğiniz, itinayla göz nuru eserler barındırıyor. Fabrika çıkışından birkaç metre geriye dönerseniz, Yıldız Parkının Ortaköy sırtlarına açılan ikinci kapısından çıkarak, 30 bin metre kare üzerine kurulu Ulus Parkına ulaşabilirsiniz. İstanbul Boğazının köprülü panoramasıyla en güzel seyir terasına sahip Ulus Parkı, aracınızı park edebileceğiniz, bir şeyler yiyip içebileceğiniz ücretli girişiyle tercih edilen dinlenme yerlerinin biri sayılıyor. Biraz ilerde Etiler’de ünlü alış veriş merkezi “Akmerkez”, Levent tarafında “Kanyon” ziyaretçileri ağırlıyor. Ticaret merkezi konumunda olan İstanbul’un yükselen değeri Beşiktaş, gün be gün içerde ve dışarıda tanınınca buna paralel konuk ağırlama ihtiyacı artmış olmalı ki İlçe sınırları içinde lüks otel yapımına hız verilmiş. Bebek, Conrad İntercontinental, Çırağan Kempiski, Dedeman, La Maison Hotel, Ortaköy Princess Hotel, Parksa Hilton, Sürmeli Hotel, Plaza Hotel, Les Oltomas, Swiss Hotel The Bosphorus, W. Hotel bunlardan bazıları. Ortaköy’e geçmeden önce ve bu kadar genç nüfustan, üniversitelerin benzersiz yoğunluğundan söz etmeden geçmek olmaz. Gerçekten de Türkiye’de başka yerde göremeyeceğiniz bir üniversite yoğunluğuna şahit oluyorsunuz. Yıldız, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İTÜ, Boğaziçi, Galatasaray, Bahçeşehir Üniversitesi, Harp Akademileri ile yedi üniversiteye ek olarak liseleri, özel dershanelere gidenleri, kursiyerleri de eklediğinizde bu kadar gencin arasında yaşlı bile olsanız kendinizi onlardan biri gibi genç hissediyorsunuz


    Taksim’den Harbiye, Teşvikiye, Nişantaşı, Osmanbey, Şişli, Mecidiyeköy üzerinden Etiler’e dek uzanan gezimize başlıyoruz. Bu güzergahın Taksim – Levent hattını yer altından metro ile on dakika gibi kısa bir sürede gitme imkanı var ama, biz yol üstünde her iki yakada ne var ne yok diye bakıp yürüyerek tamamlayacağız.

    Taksim postanesi önünden başladığımız ilk adımlarda bize eşlik edenler fast-food türü yiyecek satan mekanlar, kafeler sıralanıyor. Paralelinde bulunan Taksim parkı kent merkezinde hala yeşillikler arasında oturup dinlenme imkanı veriyor. Parkın bitiminde karşılaşılan Divan Kavşağı ilk mola yerimiz oluyor. Köşe başında yer alan Divan Oteli, pub’ı, bar’ı, ile müdavimleri olan başlıca uğrak noktalarından biri sayılıyor. Yıllarca hizmet veren Divan pastanesi yerini, yeni açılan bir restorana bırakıp bitişiğine taşınsa da pastalar, çikolata çeşitleri nefasetini eskisi gibi koruyor. Sipariş üzerine özel gün pastaları yapıldığı gibi, ayak üstü bir iki küçük pasta çektiyse canınız, pastane bu isteğinizi hemen yerine getirecek hizmetler sunuyor. Özellikle framboazlı, kestaneli, muzlu, çilekli, ananaslı meyveli pastalar, kekler, ekmekler, likörlü, viskili, portakallı, çikolatalar, hediyelik madlenleri ile Divan Pastanesi haklı şöhretini devam ettiriyor.
    (Önemli not: Bir süreden beri otelde restorasyon nedeniyle inşaat hali devam ediyor. Ocak 2009)
    Yolumuzun üzerinde restoran, bar ve gece kulüpleri yer alırken bunlar içinde Crayz Show “Regina”, “Karafaki”, turistik eğlence merkezi “Kervansaray” bulunuyor. Şişli Belediyesinin Yaptığı son düzenlemelerle yenilenen yürüyüş platformları çiçek havuzları ile süslenmiş yürüyüşe elverişli güzergahla İstanbul Radyosunun tarihi binasını ve İstanbul’un ilk otellerinden biri olan bahçesi, havuzu, lobisi, roof barı ve restoranları ile oteller arasında ayrı bir yeri olan Hilton Otelini sağımızda bırakarak Harbiye’ye geliyoruz. Askeri Ordu Evi bitiminde yer alan Askeri Müze önünde yol ikiye ayrılıyor. Bu iki işlek güzergahta birbirinden özellikli mekanlar dikkat çekiyor. Yolun sağını takip edenler için küçük, temiz bir park Maçka yönüne doğru kademelerle alçalarak uzanırken park girişi Türk büyüklerinin büstlerini barındırıyor. Askeri Müze ile Maçka arasında yer alan bölümde ise Cemil Topuzlu Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, Cemal Reşit Rey Konser Salonu bulunuyor. Parkın karşı yakasında İstanbul’un köklü geçmişe sahip “Yekta Restoran” yer alıyor. Yolun devamı olan Vali Konağı Caddesi, İstanbul’un Beyoğlu’su kadar modanın kalbinin attığı Rumeli Caddesi ile kesişiyor. Birbirinden göz alıcı, albenisi olan butiklerin alış veriş merkezlerinin yer aldığı moda merkezi Nişantaşı’nda, bizi kavşakta tarihi bir dikilitaş karşılıyor. 1920′lerin konaklar ve saraylar semti Nişantaşı’nın tarihi 1790-91 yıllarına III. Selim’in ilk nişan taşını diktirmesine kadar dayanıyor. Semt, yıllar önce kendisinden sonra gelen padişahlardan II. Mahmut’un ve Abdülmecid’in de ilgi odağı oluyor. 1853 yılında taşlara kazınan buyruk ile semt olma macerası başlıyor. Abdülmecid Topkapı Sarayını bırakıp Dolmabahçe sarayına taşınması sonrasında Ihlamur mesire yerinde bir de kasır yaptırıyor. 1857 yılı ile birlikte sarayın sosyal etkinliklerini de buraya taşımaya başlıyor.
    Nişantaşı’nda günümüzde de görülebilen beş dikilitaş bulunuyor


    Sarayburnu’ndan Beylikdüzü’ne
    Konu başlığımız Yeşilköy ama Sarayburnu’ndan başlayıp sahil yoluyla Beylikdüzü’ne doğru uzanacağız. Bu güzergâh üzerinde bulunan uğrak yerlerinde molalar vereceğiz. Nerelerde vakit geçirip, nerelerde gezer, nasıl eğlenir, yemek yer dinlenir, neler görür, nerelerde alış veriş yapabiliriz bunlara bakacağız.
    Gezimize tarihi yarımada’nın Sarayburnu ucunda ki Ahırkapı Deniz Fenerinden başlarsak sağımızda kentin surları, solumuzda Marmara Denizi yol boyunca bizi hiç yalnız bırakmayacak. Yenikapı’ya yaklaşırken Kalyon Otel bir kahve içimi ilk mola yerimiz olabilir.
    Deniz manzaralı nezih otelin yolun yanı başında yer alması, restoran ve barına ilgiyi artırıyor. Aynı mevkide bulunan bir başka rağbet gören konaklama yeri ise Armada Otel oluyor.

    Otelin alt kat salonları kadar, Ayasofya, Sultanahmet siluetli manzaralı teras restoranları sevilen mekânlar arasında sayılıyor.
    Sağ tarafımızda devam eden surlara biraz dikkatli bakınca tarihin önemli yapıtlarından olan Beoucoleon Sarayı kalıntılarını görüyoruz. Biraz içerde ise Ayasofya Müzesi kadar önem taşıyan Küçük Ayasofya Cami yer alıyor. Kumkapı’ya geliyor, balık dükkânlarıyla başlayıp İstanbul Balık Hali ile devam eden kompleksin tam karşısında ki tren yolunun altından geçerek giriyoruz.

    Kumkapı
    Ara sokaklarına kadar taşan balık restoranları ile ünlü semtte, özellikle akşamın ilk saatlerinden itibaren hızla dolan masalarına yaklaşan keman, klarnet, darbukalı gezici müzisyenler, kısa sürede konukların rakı ve ızgara balık kokularının hâkimiyetinde ki gecelerini eğlenceli hale çeviriyorlar. Yerli ve yabancı turistlerin, ülkemize gelen ünlülerin mutlaka balık yemeye gittikleri Kumkapı’da ki balık lokantalarının müdavimleri kendilerini bambaşka bir atmosferde buluyorlar. Renkli geçen Kumkapı gecelerinde sokaklara kurulan masaları dolaşan seyyar satıcılar, sürekli servis edilen ızgara balıklar, mezeler, her masadan ayrı dilde yükselen konuşmalar, kahkahalarla eğlenceler geç saatlere kadar sürüyor. Kumkapı’yı geride bırakıp kentin önemli kavşaklarından biri olan Aksaray’a girerken solumuzda İstanbul’u Bandırma, Avşa, Marmara Adalarına bağlayan seferlerin yapıldığı deniz otobüsü iskelesi bulunuyor. Güllerle süslü bahçe içinde, çardaklı oturma üniteleri, araç turnikeleri ile düzenlenmiş terminal binası Bandırma ve üzerinden İzmir yolcularına konforlu geçiş kolaylığı sağlayarak hizmet veriyor. Son yıllarda yeniden düzenlenen sahil yolu denizden toprak doldurularak kazanılmış geniş alanlar sayesinde yeşil alana dönüştürülmüş, çay bahçesi, mini spor alanları ile donatılmış. Birçok ailenin deniz kıyısında gezinti ihtiyacını karşıladığı yeşil alanlar, piknikçilerinde gözde mesire yerleri arasında yer alıyor. Bilhassa sıcak tatil günlerinde mangalını alıp gelen piknikçi ailelerin yanan kömürlerinden et, tavuk, balık ızgara kokularıyla sahil boyunun adeta bir mesire yerine döndüğü gözleniyor. Kazlıçeşme’nin deri işleme fabrikalarından arındırılıp yeşil alana dönüşmesiyle geçilen, çeşmesiyle anılan Kazlıçeşme sonrasında cadde üzerinde kentin Derimod, Kırcılar, Silvano, Gianni gibi önemli deri markalarının satış mağazaları yer alıyor. Önlerinde bulunan geniş araç parkları ile otobüslerle gelen turist gruplarına da hizmet veren bu mağazalarda ayakkabı, kemerden cüzdan, çanta, mont, pardösü, valiz çeşitlerine kadar modayı yakından takip eden modeller bulunabiliyor. Yolumuzun sağında yer alan Yedikule’de, burçları, kent giriş kapıları, hendekleri ile surların görkemini bir kat daha artırırken, kent mimarisi bu bölümde farklı bir hareket kazanıyor. Özellikle halk konserlerinde daha da renklenen Yedikule Surları, zindanları turistlerin de ilgisini çekiyor. Restore edilen surların kapılarından girenler eski İstanbul’un izlerine rastlayabiliyor, fotoğraf kompozisyonları bulabiliyorlar. Yedikule surları her yıl tekrarlanan İstanbul’un fethi temsili törenlerinde mehteran bölüğü, leventlerin geçişi ile farklı bir çehreye bürünüyor. Büyük aşama kaydedip gelişen Zeytinburnu sağımızda, renk renk kayıkları, çekek yerleri, balıkçı barınakları ile sıralı deniz kıyısını solumuza alarak devam ettiğimizde Bakırköy’e yaklaşıyoruz.

Akçay

Akçay
Kaz dağları eteğinde, Edremit Körfezi kıyısında doğal klimalı havası, şifalı sularıyla emekli cenneti Akçay.

Edremit Körfezinin en iç kıyısında bulunan Akçay bir tarafında Küçükkuyu, Altınoluk, diğer tarafında Ören, Gömeç karşısında ise Midilli adasını seyre koyulmuş şirin, sakin ve yılların eskimeyen tatil köylerinden biri. Çanakkale, İzmir Balıkesir yönlerinden gelenlerin kesişme noktasında bulunması ulaşımını kolaylaştırırken, çevre zenginliği, şifalı suları, temiz denizi, esintili havası gençlerin olduğu kadar, orta yaş ve üstü ailelerin ilk tercihleri arasında yer almasına neden olmuş. Kamuya açık plajların gerisinde kalan tüm sokaklar aralıksız ve karşılıklı çoğu bahçeli evlerle dolmuş, konaklama tesislerinden daha fazla olan konutlarda oturanlar, bölgeyi adeta emekli cennetine çevirmiş.

Akçay, dış turizme Akdeniz kadar açılmasa da yerli turistlerin gözbebeği sayılmış. Son alınan kararla Zeytinli belediyesi ile birleşince sahil şeridi daha da uzamış. Bu uzama sadece sahil şeridi ile sınırlı kalmayınca, plajların paralelinde satış yapan tezgâhlarla çarşılar, Sahil boyunca omuz omuza vermiş çay bahçeleri, gezinti alanları kilometrelere ulaşmış.

Akçay’da yaşam
Çanakkale gelişinde Küçükkuyu, Altınoluk, Güre yerleşimlerini bitirip Akçay’a gelince son yılların klasik kavşaklarından birine giriyor, dev alış veriş marketleri arasından düzenli bir bulvarı geçerek sahile, limana doğru yöneliyorsunuz. Sokakların neredeyse tümü otopark olarak kullanılan Akçay’da araçlarından ayrılanlar limana gelince Cumhuriyet Meydanı ismiyle anılan geniş alanda Kaz dağlarında Sarıkız efsanesiyle ünlü, kaz güden Sarıkızın heykeli ile karşılaşıyorlar. Heykel su dolu bir süs havuzu içinde yer alıyor, dilekte bulunup para atılıyor ve Akçay’a gelen turistlerin mutlaka fotoğraf çektirdikleri yöreye özgü simge durumunu koruyor.

Geniş alanda çocuk parkı, özenle düzenlenmiş yürüyüş yolları, su kanalları, gezi ve dinlenme alanları yer alıyor. Sahil boyunca omuz omuza sıralanan bahçeler, kafeler, çay, kahve içip gün boyu doğal klimalı rüzgârlı havada gölgede oturarak dinlenen, etrafı seyredenlerin mekânı olarak önemli bir ihtiyaca cevap veriyor.
Dondurmacılar, büfeler, yöresel lezzetleri bahçe lokantalarına taşıyanlar, Kazdağı eteklerinde yetiştirilen şifalı otları satmak üzere sunanlar, sahil yoluna uzanan paralelde konumlanıyorlar. Bunlara ilave olarak dekoratif eşya satıcıları, takı tasarımcıları, kilim halı dokumacıları, plaj malzemesi satıcıları Akçay sahillerini tam anlamıyla sabit pazara çeviriyor.
Yaz turistlerinin yolları kaplayan geniş yürüyüşleri, bazen bisiklet sürücülerine geçiş yolu bile bırakmazken, tatil mevsiminde 150 bin kişiye ulaşan nüfusuyla başka kalabalıklar dar kumsallarda yaşanıyor. Güneş şemsiyelerine, şezlonglara küçük kiralar ödeyerek yerleşenler, sıcak esen rüzgâra karşı bunalmadan denizin tadını çıkarıyorlar. Akçay’ın diğer sahil köylerinden bir farkı da Bin Pınarlı Dağ olarak anılan Kaz dağlarından doğup kimi yerde karadan, kimi yerde adadan yeryüzüne fışkıran soğuk sular Akçay’da da denizden fışkırıyor. Sahile 15-20 metre uzaklıkta deniz içinde bulunan ve iskelenin her iki yanında yer alan iki kayalıktan oluşturulmuş minik adacıkta suyun bu çıkışını bizzat görüyor, suyu kullanıyorsunuz.
Deniz suyu ısısının düşmesine neden olan Kazdağının buz gibi soğuk pınarları aynı zamanda deniz suyu tuz oranını da dengeliyor. En önemlisi su bolluğu sayesinde Akçay’da su şebekesi, kapalı şişe suyuna ihtiyaç duyulmayan yurdumuzun yegâne tatil beldesi olma özelliğini taşıyor. Günlük ihtiyaçlar, 20-30 metre derinlikten gelen artezyen kuyularından karşılanıyor. 60 ve 80 metre derinliklerde ise üst katmanlarda ki bol ve buz gibi soğuk sulara tezat sıcak kaplıca suları bölgeye gelenlere şifa dağıtıyor. Akçay’ın her iki ucunda yaşanan bu zenginlik bölgeye olan cazibeyi katlayarak artırıyor.

Kaplıca Suları
Edremit Akçay çevresi jeotermal bakımdan zengin kaplıca suyuna sahip. Teşhiş ve tedavi bölümleri olan ve hizmet veren termal tesisler, yüzme havuzları, masaj üniteleri, buhar banyoları, sauna, Türk hamamı gibi yerleriyle büyük ilgi görüyorlar. Termal Turizm Bölgesi ilan edilmesiyle canlanan Bostancı Bölgesi başta olmak üzere yörenin kaplıca suyu, önem kazmış görünüyor. Kaplıca suyunun bağırsak tembellikleri, safra kesesi, pankreas bezi salgılarının düzensizliklerinde, romatizmal hastalıklar, damar hastalıkları, esansiyel tansiyon yüksekliği, yaralanma ve ameliyat sonrası eklem ve adale fonksiyonlarının geri kazanılması, kısmı felçler, kadın hastalıkları, siyatik, kol boyun ağrılarına neden olan sinir baskıları tedavisinde iyi geldiği belirtiliyor.

Akçay çevresi ve aktiviteler
Hazır deniz kenarındayken çevre gezilerine meraklı olanlar için ilk gezi alternatifi yine limanda görülüyor.
İskele girişine kurulu stantta günlük tekne turuna katılmak isteyenlere rehber bilgiler verilirken gezi kayıtları yapılıyor. Akçay S.S. Deniz Taşımacılığı Kooperatifince organize edilen tekne turları sabah 11.00 de başlıyor. İlk etapta Bağlar Burnuna gidiliyor ve koyda 45 dakika yüzme molası veriliyor. İkinci mola yeri olan mavi bayraklı Artur Güvercin Koyu berrak denizi ve mavi rengiyle 45 dakikalık ikinci yüzme mola yeri oluyor. Ayvalık takımadaları olan 23 adanın Tavşan, Yumurta, Eşek, Kız Adaları çevresinde yüzülüyor adalara çıkılmıyor. Burhaniye İskelesine yanaşıp tura katılanlara serbest kara yürüyüşü veya alışveriş için 45 dakika süre veriliyor. Çıkmak istemeyenler yüzüyor. 19.30 da Akçay iskelesine geri dönülüyor. Tur boyunca içecekler ekstra sayılıyor. Öğle yemeğinde balık, salata, meyve veriliyor. Bir sonraki tura bedava bilet ödüllü yarışmalar, animasyonlar düzenlenip, müzik dinleniyor. Turlar 10.30′da Assos, Behramkale ve 23.00 de mehtap turları olarak çeşitlendiriliyor. Düğün, nişan, sünnet ve özel günler için de hizmet veriliyor. Akçay: 0532 293 70 91 – 0532 227 63 39 – 0532 235 61 70

Dağ Turları
Kaz dağlarına Demre Tour tarafından düzenlenen jeep safari turları oldukça rağbet görüyor. Günübirlik düzenlenen profesyonel orman rehberleri gözetiminde yapılan turlara katılanlar, Türkiye’nin 34 milli parkından biri olan Kazdağı milli park sınırları içinde doğa güzelliklerini, tarihi, kültürel özelliklerini, bitki ve hayvan varlığı zenginliğini, farklarını bizzat görerek yaşıyorlar. Şahinderesi Kanyonu, Sarıkız Tepesi, Ayı Deresi yürüyüşü yapanlar, Sutüven şelalesi, Hasan Boğuldu mevkiinde serinliği, doyasıya yaşıyorlar.

Sarıkız Efsanesi
Efsaneye göre bir zamanlar Güre Köyünde yaşayan Cılbak Baba adında bir çoban ve kızı yaşarmış. Baba sürülerini otlatırken kızının canı sıkılmasın diye ona da bir kaç kaz alır, dağlara birlikte çıkıp dönerlermiş. Bir süre sonra Cılbak Baba, hacca gitmek üzere karar verince kızını aile reisi imam olan bir aileye emanet etmiş.
Bu dönemde Sarıkız çok alımlı bir kız olmuş, köyün delikanlıları sarıkızla evlenmek için rekabet haline girseler de sarıkız bunlardan hiç birisine yüz vermemiş. Bunu hazmedemeyen delikanlılar sarıkız’ın namusu hakkında olmadık dedikodular yaymaya başlamışlar. Haçtan dönen babanın kulağına giden bu dedikodular nedeniyle baba kızının namusunu temizlemek için onu öldürmeyi çare olarak düşünmeye başlamış. Kendi eliyle biricik kızını öldürmeye de kıyamamış. Sarıkızı ve kazlarını alarak yaylaya çıkmış, kızını oyuna getirip dağda yalnız bırakarak köye dönmüş. Zaman geçince yaptığına pişman olup hasretine dayanamayarak kızını bıraktığı yere Sarıkız tepesine tekrar çıkmış. Kızını karşısında gören baba pişmanlığını anlatıp, namaz vakti abdest almak üzere kızından su istemiş. Sarıkız, yanında ki uzun saplı su kabağını alarak oturduğu yerden kolunu Edremit Körfezine uzatarak deniz suyu ile doldurup babasına vermiş. Baba tuzlu su değil tatlı su istediğini söyleyince bu defa kız kolunu Güre Çayına uzatıp kabağı o suyla doldurmuş. Bu kerametleri gören baba gözünün yaşıyla kızından özür dilemiş, bağıra bağıra dağlarda koşmuş ve bir yerde ölmüş. Sarıkız’da Rabbine el açıp kendisine dil uzatanlara beddua ederek oracıkta ölmüş. Çobanlar onları iki ayrı tepede ölü bulmuşlar ve etraflarını taşla çevirip türbe yapmışlar. Bir başka söylenceye göre Baba dağda bırakıp kaçtığı kızına geri dönüp pişmanlığını dile getirince aniden bir fırtına kopmuş her yer göz gözü görmez olmuş. Hava durulup sis çözülünce çobanlar bir tepede kızı, bir başka tepede sarıkızın babasının ölüsünü bulmuşlar etrafını taş çevirip türbe yapmışlar.
Sarıkız Kazdağı’nda çaresiz insanlara, yolunu şaşıranlara aç ve susuz kalanlara yardım eden, mucizeler gösteren evliya olarak biliniyor, dilden dile dolaşarak efsaneleşiyor. Geçmiş zamanda Sarıkızın yaşadığı bu tepeler günümüzde Sarıkız Tepesi ve Sarıkızın Babası Tepesi olarak adlandırılarak Kaz Dağlarına çıkan safari gruplarının ziyaret yeri olarak geziliyor. Akçay Cumhuriyet Meydanında ise heykeli dikilerek Sarıkızın anıları, efsanesi yaşatılıyor.

Mesire yerleri
Akçay’a yedi kilometre mesafede bulunan Zeytinlide yer alan “Hasan Boğuldu Mesire Yeri” çevresinde bulunan göçlükleri, gölgelik alanları ile piknikçilerin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. onbeş metre yükseklikten dökülen “Sutüven Şelalesi” gerek safaricilerin gerekse piknikçilerin suyun tadını yüzüp, seyrederek doyasıya çıkardıkları yer alarak rağbet görüyor. Akçay’a altı kilometre mesafede bulunan Güre sınırları içinde yer alan “Pınarbaşı Mesire Yeri” Orman Müdürlüğünce işletilen gökyüzünü görünmez yapan anıt ağaçların yer aldığı, bol suya ve alabalık tesislerine sahip, önemli sayıda ziyaretçi ağırlayan bir başka seçenek olarak ilgi çekiyor. Kızılköyü sınırları içinde çağlayan, Küçükkuyu sınırlarında “Mıhlıçay”, “Başdeğirmen Mesire Yeri”, Akçay’a 35 kilometre uzaklıkta bulunan Kalkım yolu üzerinde ki “Hanlar Piknik Alanı” ulu çınarlar gölgesinde, sık bitki dokusu, soğuk pınar suları, geniş alanları ile piknikçilere istediklerinden fazlasını veren yerler olarak tercihlerde ilk sırayı alıyor.
Ören, Pelitköy, Gömeç sahilleri, Edremit’i kuş bakışı gören manzaraya sahip, ülkemizde ki en büyük Atatürk siluetinin bulunduğu tepelerden biri olan Ülkü Tepe Atatürk portre silueti seyir noktası, Edremit, Burhaniye, Güre, Tahtakuşlar Köyü ve Etnografya Galerisi, Altınoluk, Küçükkuyu, Yeşilyurt gibi gün içinde gidip gelebileceğiniz birçok gezi alanı alternatifler arasında bulunuyor.

NASIL GİDİLİR?
Akçay, Balıkesir iline bağlı Edremit ilçe merkezine 9 km uzaklıkta, Akçay deresinin denize döküldüğü yerde bulunuyor. Karayolu, hava yolu, deniz yoluyla ulaşma imkânı bulunuyor. Çanakkale 110 km, Balıkesir 96 km, İstanbul 470 km, İzmir 218 km, Ankara 628 km, Assos 75 km, Truva 100km, Bursa 240 km, Körfez havaalanı 15 km. yer alıyor. İstanbul Yenikapı’dan kalkan feribotlarla Bandırmaya gelenler sonrası kara yoluyla 4-5 saate Akçay’a ulaşabilirler.

Gezerek, tadarak gitmesini sevenlere
Karayolu ile İstanbul’dan Tekirdağ yönüne hareket edenler köfte cenneti Tekirdağ’da kent merkezi yoluyla kendilerine bir köfte molası verebilir. Devamında Malkara tek yön geçiliyor Keşan Kavşağına rahat bir yolculukla ulaşılıyor. Kamyon trafiğine pek rastlanmayan güzergâhta Koru Dağı rampası bitiminde denizi görerek Gelibolu’ya geliniyor. Burada liman içi lokantalarında Tekirdağ’da köfte molası vermemiş olanlar, sardalye kebabına hayır diyemeyecekler. Gelibolu sardalye konserveleri nostaljik hediyelik olma vasfını koruyor. Lapseki veya Çanakkale’ye geçiş için Gelibolu ya da Eceabat iskelesinden saat başı kalkan feribotlar kullanılabilir, beklemek istemeyenler için dolunca kalkan Alınteri isimli feribotlar hızlı sefer yapıyorlar. Önümüzde Truva antik kenti var. Çanakkale Güzelyalı çıkışı, güzergâhı nispeten iyileştirilmiş. Buna rağmen Küçükkuyu inişinde gidiş geliş iki şeritli yolda trafiği durma noktasına getiren kamyonların arkasına takılırsanız 4-5 kilometre boyunca virajlı iniş sıkıntılı oluyor.
Kamyonlar sık sık fren yapıyor, fren balataları ısınıyor, hız yapamıyorlar. Orman içi yol üzeri cep yok, bekleyecek yer bulamıyorlar. Arkasına biriken araç kuyruğu uzadıkça uzuyor, sabırsız olanlar risk alıp geliş şeridini görmeden sollamaya kalkıyorlar. Sebep oldukları bu durum için kamyon sürücüleri adına üzülüyor insan.
Meryemana’yı Efes’i Avrupa’ya bağlayan haç yolunun bu çağda, 2009 yılında hala böyle daracık kalmış olması turizme ümit bağlayan bir ülke adına ilginç! Sollamaya izin vermeyen yolun acilen, bir an evvel en az bir şerit ilavesiyle genişletilmesi, akabinde dünya aleme, Avrupa’dan aracıyla, karavanıyla gelecek olanlara duyurulması, “Yolu açtım Efes, Meryemana, Truva, Bergama artık size daha yakın” diye duyurulması, tanıtılması gerekiyor.
Yol boyunca kurulu tezgâhlar zeytin kavanozları, zeytinyağları, köy ürünlerini sergiliyorlar. Küçükkuyu, Adatepe, Yeşilyurt’ta bulunan otlu gözlemeciler yol üzerinde bulunan Zeytinyağı müzesi uğrak noktaları olabilir.
Altınoluk iskele meydanında Vardar Dondurmacısı şöhretini hak eden nefasette dondurmaları ile ünlü. Editör tavsiyesi, sakızlı, tarçınlı, cevizli, keçiboynuzlu, kavunlu, kivili olabilir. Karamelli, ananaslı, yoğurtlu, çilek, çukurlata, kaymak ve sayamadığım geriye kalan 100 çeşit tercihinize kalmış. Altınoluk sahil çay bahçeleri dinlenmek ve balık hali önünde bulunan akvaryumdaki Vatoz (çuçuna) balıklarının yüzü görülmesi gerekenlerden olabilir. Güre sonrası zaten artık Akçay’a gelmiş oluyorsunuz.
Bir küçük not: Edremit yaklaşımında yol üzerinde küçük bir ahşap cami dikkatinizi çekebilir. İçinde antika objeler var, metal, cam, ahşap, bez objeler ummadığınız eşyalar karşınıza çıkıyor. Hiç aklınızda yokken enteresan şeyler bulabiliyorsunuz!
Anadolu yakasından çıkanlar için Eskihisar feribotla Topçular, sonrasında Yalova rampasından mis gibi Bursa çevre yolunu kullanarak il merkezine girmeden trafikle muhatap olmadan Karacabey kavşağı yönünden Bursa. Yine kent merkezine girmeden çevre yoluyla Havran Kavşağı Edremit. Ya da Yenikapı – Bandırma feribot geçişi, devamında Balıkesir Edremit yapılabilir. İzmir yönünden gelenlere tek seçenek sahil yolu.

NE YENİR?
Yaz mevsimi boyunca Akçay’ın en hareketli yeri olan kordon boyunda bilhassa akşam yemekleri çok sayıda ki restoranlarda, kebapçı, pideci ve fast food ve bahçe içi lokantalarda yeniyor. Bölgenin altın değerinde ki zeytinyağlarını, zeytinleri, yöresel otlar, baharatlar, şifalı çayları Akçay’ın her köşe başında bulmak mümkün oluyor.
Edremit Körfezinin yöresel balıkları başta sardalye olmak üzere, zeytinyağının kullanımıyla lezzetleniyor. Yemek sonrası ve kordonda yürüyüşe çıkanların uğramadan geçemedikleri dondurmacılar, dondurma severleri meyveli çeşitleriyle ağırlıyorlar.
Kafe-barlar, diskolar, canlı müzik yapılan mekânlar gençlerin uğrak noktaları olarak Akçay’ın en renkli yerlerini oluşturuyor. Her yıl düzenlenen şenlikler, konuk sanatçıların verdiği konserler Akçaylıları coşturmaya yetiyor.
Her Cuma kurulan semt pazarında Akçay’ın ve bölgenin en hareketli günü yaşanıyor. Akçay Limanına yanaşan tekne ise deniz üstünde balık ekmek, midye tava lezzeti yaşatırken Akçay’a bakarak yemek yeme imkânı veriyor.

Antalya

NASIL GİDİLİR?
Antalya’ya en pratik ulaşım hava yolu. Havalimanı çıkışı kent bağlantısı ise hala tam manasıyla organize olmuş değil. Otobüs yolculuğunu seçenler Ulusoy acentasının direk gidiş seyehatleri mevcut.

Ulusoy (Otogar İstanbul)
Tel: (0-212) 658 30 00 Özel araçla İstanbul’dan yola çıkanlar Adapazarı, Bilecik, Kütahya veya Bursa, Orhaneli, Harmancık, Tavşanlı, Kütahya üzerinden Afyon-Burdur yoluyla Antalya’ya ulaşabilirler. Bursa-Kütahya yolunu tercih edenler nispeten daha az trafikli, ormanlık, manzarası güzel, virajlı ama serin ve bol çeşmeli bir güzergah takip edebilirler.
Antalya çevresindeki görülecek yerlerin hemen hemen hepsi asfalt ve yeni düzenlemelerle genişletilmiş. Buna rağmen Kaleiçi ve Kemer-Tekirova arasında tatil merkezlerinden safari gezileri için oto, jeep, motorsiklet kiralayan, tur organizasyonu yapan bir çok acentayla temasa geçebilirsiniz.

Cennetin bir başka adı; “Antalya”
Tarih ve doğanın birbiriyle sarmaş dolaş olduğu Antalya’yı yüz binlerce turist her yıl bitmeyen bir sevgi, hayranlık ve özlemle kucaklıyor. Antalya’ya gelen turistler kendilerini tatmin edebileceği her türlü aktiviteyi gerçekleştirebiliyorlar. İster cennet kıyılarında tekne gezintisi, ister altın kumsallarında plaj keyfi, ister şelalelerinde doyumsuz seyirler, ister kanyonlarında ya da nehirlerinde heyecan fırtınası yaşamak istesinler, Antalya, bütün olanaklarıyla konuklarına unutamayacakları ikramlarda bulunuyor.

Hayat bazen monotonlaşır ya, buna yorgunluk, bıkkınlık, isteksizlik de eklenince hiçbir şey zevk vermez… Heyecan kaybolur, yerini endişeye bırakır, beklentiler artar… İşte böyle bir duruma girdiğinizi sezinliyorsanız sizin acil olarak tatile, dinlenmeye, yeni heyecanlara ihtiyacınız var demektir. Fakat günümüzde dinlenmek, öyle ayakları uzatıp uyumakla olmuyor. Önemli olan kafayı boşaltıp, beyin yorgunluğundan, düşüncelerden kurtulmak. İlle de bir yere gidip, sabit kalmak da şart değil. Biz bu defa sizi, herkesin çok iyi bildiği doğal güzellikler, antik kentler ve alternatif turizm çeşitleriyle ünlü, güneyin incisi Antalya’ya götüreceğiz. Evet, merkez üssümüz Antalya belki ama kent çevresinde günübirlik gezilip görülecek öyle çok yer var ki, hangi birine gideceğinizi, hangi tura katılacağınızı karar vermekte zorlanacaksınız.
Kaleiçi, Kurşunlu Şelalesi piknik yeri, tekne turları, Phaselis antik kenti, Aspendos Tiyatrosu, Perge, Olimpos Milli Parkı’nda jeep safari, Köprüçay Kanyonu’nda rafting, Termessos antik kenti, Antalya Müzesi, Saklıkent, Kemer sahilleri veya Konyaaltı, Lara Plajları, parklar, Aqualand, Aquaworld, Aquapark su eğlence merkezleri unutulmaz anılarla vakit geçirilen yerlerden sadece bazıları. Şimdi de bunlardan bir kaçına sihirlitur.com okurları için şöyle bir göz atalım.

Köprüçay’da rafting
Artık sıcaktan bunalanların bir kaçış yolu da rafting. Köprüçay Kanyonu’nda yapılan rafting turlarına katılmak için 17 acenteden birine rezervasyon yapmanız yeterli. Otelinizden servislere alınıp, tur sonrası yine aynı yerlere bırakılıyorsunuz. Günde yaklaşık 2500 kişinin rafting yaptığı Köprüçay’ın Antalya’ya uzaklığı 95 km. Çam ağaçlarıyla kaplı yeni güzergah, Beşkonak üzerinden 1.5 saatlik bir yolculukla Rafting acentalarının kalkış yeri olan Köprüçay Köprüsü altına ulaşım sağlıyor.
Saat 11:30′da başlayan rafting turlarına kendi araçlarıyla gelenler, acente servisleriyle gelenlere oranla farklı ücret ödüyorlar. Parkur 12 km. Yolculuk akşam 16:30′a dek sürüyor. 13:00-14:00 arası yemek molası verilirken, parkur boyunca bir çok yer görülüp, küçük şelaleler geçiliyor. Sulu animasyonlar, oyunlar, su savaşları yapan raftingçiler dönüşe geçtiklerinde hazırlanan fotoğraflarını alarak günü noktalıyorlar.
Köprüçay’ın su sıcaklığı ise Antalya’ya inat, sadece 12 derece.
Kentte kalanlar, nemli sıcaktan bunalırken raftinge katılanlar hiç etkilenmeden hoş vakit geçiriyor, heyecan, hız ve moral kazanıyorlar.

Kemer ve Aquaworld
Kemer, en yoğun tatil beldelerinden biri. Akdeniz’e has mavisiyle cazibesini koruyan temiz denizi Toroslar’ın yemyeşil çam ormanları, narenciye bahçeleriyle çevrili. Kemer’de gündüz ve gece apayrı dünyalar yaşanıyor. Plajın sahil kesimi rengarenk şemsiyelerle, şezlonglarla görünmez olurken, denizin açıklarında jet-ski, banana, su kayağı, parasailing, surf hamburgere binenlerle renkleniyor. Kemer’de son yıllarda hizmete giren Aquaworld isimli bir de su cenneti var. İşletmede,türlü su eğlenceleri, kaydıraklarla coşarak, akşama dek eğlenilebilir.

Kurşunlu Şelalesi
Antalya, yemyeşil bitki örtüsü, seraları ve şelaleleriyle cennetten bir köşe gibi. Aksu ilçesinde yer alan Kurşunlu Şelalesi yaz-kış gezgincileri ve piknikçileri ağırlarken, içindeki 7 gölette yüzün üzerinde bulunan kuş çeşitleri, ender rastlanan bitki örnekleriyle görsel lezzetler sunuyor. Antalya’dan Alanya yönüne doğru 17 km, sonra Isparta-Kurşunlu sapağı ile ayrılıp 8 km de ulaşılan Kurşunlu’da günübirlik mesire keyfi yapılıyor. Merdivenlerle inilip, patika yolu takip edenler şelale altına inince, bu anı da görüntülemeyi ihmal etmiyorlar. Kaktüsler, bitki tünelleri, suya doymuş anıt çınar ağaçları arasında devam eden yürüyüş sırasında su sesiyle zümrüt yeşili bitkiler gözünüzü ve dimağınızı dinlendiriyor.

Antik kentler
Kurşunlu Şelalesi’ne giderken yolunuz üzerinde görülmesi gereken antik kentlerden biri de Aksu İlçesi’nin 2 km içerisinde bulunan Perge antik kenti. Restorasyon çalışmaları nedeniyle tiyatrosu kapalı olsa da kent kalıntıları görmeye değer güzellikte. Antik kentlere meraklıysanız, Serik İlçesi’ni geçtikten sonra sola ayrılan yolda bulunan Aspendos’u görmelisiniz. Günümüzde birçok sanatsal gösteriye sahne olan Aspendos’un en güzel seyri ise öğleden sonra ışığında, yanından çıkılan tiyatro tepesinden yapılabiliyor.

Phaselis

Antalya-Fenike karayolundan 1 km mesafede olan Phaselis, Rodoslular tarafından M.Ö. 693 yılında Liman Kenti olarak kurulmuş. Bu güzel beldenin kuzey, orta ve güney olmak üzere 3 limanı bulunuyor. Rahatlıkla gezilen antik kentten günümüze kadar gelen kalıntılar arasında agora, tiyatro, su kemerleri, kent surları, sarnıç, hamam ve kilise görülebiliyor. Çamyuva’ya 12, Antalya’ya 60 km uzaklıkta bulunan, yaz-kış gezilebilen antik kent, çevresini saran binlerce çeşit çiçekle bezenmiş.
Bu nedenle de parfüm deposu olarak ün salmış.
Sığ, temiz, kum zeminli ve Ekim ayı sonuna kadar 26 derecede kalan ılık denizi, ağaç gölgeli alanlarıyla, Phaselis piknikçilerin gözde mekânı.

Olympos
Phaselis’ten devam ederek Antalya-Fenike karayolundan sola ayrılan Adrasan yolu sizi bir başka sahil kenti Olympos’a götürüyor.
Kuruluşu helenistik döneme rastlayan kent Lyklia’ya bağlı bir yerleşim merkezi iken Phaselis gibi korsan saldırılarına hedef olmuş. Denizci kenti Roma komutanı İsavrieus tarafından kurtarılmış. Liman avantajıyla deniz ticareti alanında M.S. 3.yy. kadar parlak dönem yaşamışsa da sonunda Ceneviz ve Venediklilerin etkisi altına girmiş.
Akropolde Kaptan Endemos’a ait anıtsal kabartmalı lahit, Bizans bazilikası, tiyatro kapısı, Roma tapınağı, kent agorası gezilebilir.

Antalya Kaleiçi
M.S. 4 yüzyıla kadar uzanan Helenistik devirden sonra Antalya, 10. asır Bizans-Selçuklu dönemini yaşamış. 14. ve 15. yüzyıllarda Hamitoğulları ve Tekeoğulları beyliklerinden sonra, Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı egemenliğine girmiş. 1670 yıllarında kenti gezen Evliya Çelebi, üç tarafı bahçelerle çevrili şehrin kale içinde dar sokaklı üç bin evli dört mahalle bulunduğunu, limanın 200 parça gemi alacak genişlikte olduğunu ve çarşının surlar dışında yer aldığını yazmış. Bu gün Kaleiçi olarak anılan 42 hektarlık bölgede sokak ve evlerin orijinalliği korunarak eğlence merkezine dönüştürülmüş. Restoranlar, cafeler, barlar, konaklama tesisleri, dükkânları, çarşılar ve marina yaşantısı ile turistlerin olduğu kadar yerli halkın da en önemli uğrak yerlerini oluşturuyor.
Antalya’da Gezilecek Yerler
Kaleiçi’nden kiralıyabileceğiniz özel teknelerle, Antalya falezlerini, kentin denizden manzarasını, Düden Şelalesinin denize dökülüşünü tüm görkemiyle, zahmetsizce ve yorulmadan seyredebilirsiniz. Şelalenin etrafa dağılan su zerreciklerinin yarattığı serinlik ve özellikle gün batımında çıkılan tekne gezisinde, günün tatlı yorgunluğunu denize yansıyan Torosların gölrüntüsü eşliğinde seyretmeye doyum olmuyor.
Yaklaşık bir saat süren tekne gezintisi sonrasında, kentin sayısız restoranlarına kabaran iştahlarla oturmadan önce yine Kaleiçi evleri ve hediyelik eşya dükkânları arasında alış verişe veya foto safariye çıkabilirsiniz. Kaleiçi’nde yer alan deniz manzaralı bahçe barları ise akşam saatlerinde çok keyifli oluyor.
Hadrian kapısı, Kesik Minare gezinize renk katarken Karaalioğlu Parkı, görsel açıdan olduğu kadar ruhunuzu da dinlendirecek özelliklere sahip. Kent Müzesi bir başka alternatif olabilir. Ödüllü müzelerimizden olan Antalya Müzesi eserleri sergileme başarısına da sahip. Yivli Minare ve çevresi gerek çarşı dükkanları gerekse dönerciler çarşısı, reçel dükkanları, şiş köfte satıcıları renkli ortamlardan sayılıyor.
Korkuteli yolunu seçenler Su Parkına uğrayabilir, Termesos Antik Kenti’ni gezebilirler.
Merdiven tırmanmayı göze alanlar bir hayli yüksekte bulunan Karain Mağarasını görebilirler.
Bir başka Antik Kent te Antalya’dan Burdur’a yol alırken kent çıkışından hemen sonra karşınızda yer alan Ariassos Harabeleri gezilebilir.
Kentin en önemli plajı ise geniş kumsalı, imrendirici renkteki, temiz denizi,eğlence mekanlarıyla Konyaaltı sahili ziyaretçilerini ağırlıyor.

Belkıs’ın Efsanesi
Aspendos adıyla da bilinen Belkıs harabelerinin Anadolu efsaneleri arasında ilginç bir öyküsü bulunuyor. Antonius Pius (138- 164) tarihleri arasında inşa edilen tiyatro kadar, kentin su ihtiyacını karşılayan kemerlerin de öyküsü halk arasında dilden dile dolaşıyor. Romalılar Döneminde kent idaresinin başında bulunan valinin dillere destan güzellikte bir kızı varmış. Kentin iki ünlü mimarı da aynı kıza âşıkmış.
Vali ise kızını hangisi ile evlendireceğine karar vermekte güçlük çekerken damat adayını seçmek için bir yol bulmuş.
Mimarları çağırıp teklifini iletmiş “Hanginiz kent için yararlı ve güzel bir eser ortaya koyarsa kızımla o evlenecektir” buyurmuş.
Mimarlar yoğun çalışma dönemi sonrasında eserlerini sunmuşlar. Mimarlardan biri Belkıs’a su getiren su yollarını, kemerleri inşa edip kentin su ihtiyacını giderirken, diğeri görkemli Aspendos tiyatrosunu tamamlamış. Her iki muhteşem eser karşısında zor durumda kala kalan güzel kızın babası hükümdar, bu defa kızını hangisinin daha çok sevdiğini anlamak için bir başka yolu denemiş. “Her ikiniz de çok yararlı eserler yarattınız bu nedenle sözümü tutmak için kızımı ortadan ikiye bölüp, bir yarısını birinize diğer yarısını diğerinize verip evlendireceğim” demiş.
Mimarlardan biri kızın ortadan bölünmesine kıyamayarak “Ben vazgeçtim, kızınızı rakibime verin, yeter ki o ölmesin” demiş.
Baba da kızının ortadan bölünmesine razı gelemeyecek kadar çok seven mimarın o olduğuna inanıp kızını ona vermiş.




NE YENİR?
Hareketli geçen günün tüm yorgunluğunu çıkartmak için en uygun şey; akşamın nispeten serinliğinde Kaleiçi kafelerinde oturup soğuk birşeyler içmek veya Konyaaltı yolu Antalya Müzesi yakınındaki “Barbaros Aile Çay Bahçesi”nde dinlenmek. Uzun boylu çam ağaçları altında fıskiyeli, süs havuzlu bahçede buram buram çay kokan bir semaver siparişi verip, içinizdeki harareti bastırmak en isabetli karar olacak. Yılların deneyimli Tayyar Usta’sı tarafından hazırlanan semaverler servis yapılıyor. Kimsenin siparişi ise beklemiyor. Oflaya puflaya dumanlar, buharlar çıkaran semaver ekose örtülü masanıza gelince demliğe sıcak suyu koyup demlenmesini bekliyorsunuz. Suyundan mı, çayından mı, sıcaktan mı bilinmez; 10 dakikada öylesine kokulu, hafif buruk acımsı tavşan kanı bir dem oluyor ki, ince belli bardaklarla üst üste içtiğiniz çaya doyamıyorsunuz. Çocukların tercihi gazozların kapakları, yazlık sinemaları anımsatırcasına arka arkaya, pat pat açılırken, kaymaklı dondurma siparişiyle yarışıyor. Tek tük de olsa özenle hazırlanan nargileleri palmiye ağaçları altında keyifle fokurdatanlara da rastlanıyor. Akdeniz’in leziz deniz ürünleri, şiş köfteler, şakşuka, acılı ezme, humus, haydari gibi mezeleriyle ünlü Antalya’da, bunlara ilaveten hemen hemen her yerde ızgara alabalıklar gözleme çeşitleri, minik acılı turşular bulabilecekleriniz arasında.

Antalya’nın ünlü restoranlarından Yedi Mehmet, yöresel mezeleri, balık yemekleri ile konuklarını ödül alan binasında ağırlıyor

FOTOLAR







Elazığ


Yüzölçümü: 3.153 km²

Nüfus: 518.325 (1997)

İl Trafik No: 23

İl Telefon Kodu: 424

GENEL TARİHİ

ELAZIĞ ili doğal şartların elverişli olması nedeniyle paleolitik (yontma taş) döneminden beri çeşitli toplulukların yerleştiği bir alan olmuştur.
Keban ve Karakaya barajları eski eserleri kurtarma projesi çerçevesinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar ,yöre tarihinin bilinmesine büyük katkılar sağlamıştır.
Bu çalışma ışığında Elazığ-Harput yöresinin bilinen en eski sakinleri Hurriler’dir. Arkeolojik kazılar sonunda elde edilen tabletlerden anlaşıldığına göre Hurriler ,Ön Asya da büyük bir bölgeye yayılmış ,M.Ö.2 bin yılının sonlarında kuvvetlenerek ırkdaşları Subar Beyleri’ni de egemenlikleri altına alarak ,sınırlarını genişletmişlerdir. Hurriler den sonra bölge Hititlerin hakimiyeti altına geçmiştir.
M.Ö.IX, yüzyıldan itibaren Urarturlar bölgeye egemen olmuşlardır. Urartu dönemine ait Palu,Kömürhan ve Bağın’da çivi yazılı kitabeler bulunmaktadır. M.Ö.VII. yüzyıllar da bölgeye Medler hakim olmuş , sonraki yüzyıllarda Pers Straplar’ın Büyük İskender’e yenilmesiyle Pers hakimiyeti sona ermiş , bölge İskenderin ordularının denetiminde kalmıştır.M.Ö.546 yılında Roma ordusu Persler’e yenilince yörede Persler’in hakimiyeti görülmeye başlamıştır.
Bu hakimiyetle birlikte yöre M.S.III. yüzyıla kadar Pers-Roma mücadelesine sahne olmuş ,Büyük Roma İmparatorluğu’nun M.S.395 yılında ikiye bölünmesinden sonra yörede ,Sasani Bizans mücadelesi başlamıştır. Sonuçta Fırat’ın batısı Bizans,doğusu Sasaniler ,hakimiyetine girmiştir.

Buzluk Mağarası

Yeri: Elazığ, Harput BeldesiBuzluk Mağarası, tarihi Harput beldesinin kuzeydoğusunda Elazığ’a 12 km. uzaklıkta olup, Keban Baraj gölünün seyir tepesi konumundadır.

Özellikleri: Buzluk Mağarası, jeomorfolojik yapısı nedeniyle gerçekleşen klimatolojik şartlar ve hava sirkülasyonu özelliğinden dolayı yaz ayları içinde doğal olarak tabakalar, sarkıtlar ve dikitler halinde buz oluşturmakta, kış aylarında ise tam tersine buz teşekkül etmemekte ve sıcak hava oluşturmaktadır. Mağarada oluşan buzun bazı hastalıkların tedavisinde kullanıldığı hususu yöre halkı tarafından belirtilmektedir. Bölgede meydana gelen büyük bir çöküntü ile çevresinde bulunan kayaların üst üste yığılmasıyla oluştuğu sanılan mağaranın bulunduğu yer ağaçlandırılmaya elverişli olup, mesire olarak da değerlendirilebilir durumdadır.

Buzluk Mağarasının tarihinin, kuruluş tarihi Urartulara kadar uzanan Harput’un tarihinden daha eski olduğu bilinmektedir.

Meryem Ana Kilisesi
Harput kalesinin sol tarafında yer alır. Arka duvarlarını kalenin kaya kütleleri teşkil ettiğinden kilise sanki kalenin kayalıkları içine gömülmüş gibidir. İnşaa tarihi MS 179′ dur. Bu kilise Kızıl Kilise, Süryani Kilisesi ve Yakubi Kilisesi adlarıyla da anılmaktadır.

Dağlar :

Elazığ, doğusundan, batısından ve güneyinden, Güneydoğu Torosların batı uzantıları ile çevrili olup, Güneydoğu Toroslar, Malatya ili sınırları içinde doğuya doğru uzanarak Elazığ’dan geçer. Van gölünün güneyine doğru kıvrımlar halinde devam ederek ülkemizin sınırlarını terk ederler. Bu dağların en yüksek noktasını İl’in batısındaki Hasan Dağları (2118 mt) oluşturur. Hasan Dağının güneyinde Bulutlu Dağı (2004 mt.) , Karga Dağı (1925 mt.) ve Kamışlık Dağı (2016 mt.) yer alır.

Elazığ ovasının güneyinde bulunan Meryem Dağının yüksekliği 1490 metredir. Sıra dağlar Elazığ ovasının kuzeyinde , yeniden yükselir. Beydoğmuş yöresinde 1724 metreye çıkarak, Keban Barajı çöküntü alanına dek sürer. Çöküntü alanından sonra doğuya doğru, önce Asker Dağını, sonra Palu İlçesinin doğusunda Gökdere Dağını oluşturur. Kuzeye doğru açılarak İl’in Bingöl ile olan sınırını çizer. Burada bulunan Karaboğa dağlarının en yüksek noktaları, Elazığ İl sınırları içinde kalır. Hazar Gölünün kuzeyinde 2140 metre yüksekliğindeki Mastar Dağı yer alır. Güneyinde ise en yüksek dağ silsileleri Hazar baba (2230 metre) dağını meydana getirir.

Nehirler :

Elazığ, akarsu havzası açısından açısından İlin güney kesimi dışında bütünü ile Fırat Havzası içinde kalmaktadır. Fırat Havzası, Basra Körfezi Havzası’nın bir parçasıdır. Fırat Irmağı ile anılan havzanın sularını boşaltır. Fırat Doğu Anadolu’nun en önemli akarsuyudur. Keban ilçesine kadar olan bölümü başlıca iki ana koldan oluşur. Bunlar Karasu ve Murat Nehirleridir. Elazığ ilinin sularını ise Murat ve onun kolları boşaltır.

Murat Nehri :

Murat nehrinin Palu İlçesi civarında Keban Baraj Gölü’ne karıştığı noktaya kadar olan uzaklığı yaklaşık 500 Km.dir. 42000 km2’lik akaçlama havzasıyla, Fırat’ın en önemli koludur. İlk kaynaklarını İl sınırları dışından, Van Gölünün kuzeyindeki Aladağ’ın kuzey eteklerinden alır. Gülizar Yaylalarından gelen pek çok suyuda toplar. Murat nehri, Ağrı’dan geçtikten sonra Güneybatıya yönelir. Bingöl’ün Genç İlçesini geçerek Elazığ topraklarına girer. Sürekli batı yönünde akarak Palu ilçesine ulaşır ve Keban Baraj Gölüne dökülür.

Fırat Nehri :

Fırat nehrinin kolları olan Murat Irmağı ile Karasu, Keban İlçesinin kuzeyinde birleşir. Bu noktadan sonra oluşan Fırat Nehri, önce güneybatı yönünde akar. Keban İlçesinin Dummu yöresinden sonra Elazığ-Malatya İl sınırlarını oluşturacak şekilde geniş bir yay çizer ve Elazığ-Diyarbakır sınırına kadar gelir. Toplam uzunluğu 2800 Km.’dir.

Dicle Nehri :

Hazar Gölü’nün Güneydoğusundan süzülen sular, Dicle Havzasının üç deresinden biri olan Behremaz Deresi ile birleşerek Dicle Nehrinin ilk kaynağını teşkil eder. Maden dağlarından ve Behramaz ovasının ortasından kuzeydoğu yönünde akan nehir, önce doğuya, sonra güneydoğuya yönelerek Maden İlçesini geçer ve İl sınırları dışına çıkar.

Peri Çayı :

Murat nehrinin en önemli kollarından biridir. Saniyede ortalama 100-200 m3su akıtan Peri Çayı, Bingöl’ün Şeytan dağlarından doğar. Munzur dağlarından çıkan Munzur suyu ile birleşerek İl sınırlarımız içerisinde Murat Nehrine katılır.

Ovalar :

Elazığ İlindeki ovalar genellikle depresyon alanlarına karşılık gelmektedir. Bu çöküntü alanlarının akarsuların taşıdığı maddelerle dolması sonucu oluşmuşlardır. Genellikle alüvyal topraklarla kaplı bu verimli ovaların, İl tarımında önemleri büyüktür.

Elazığ Ovası :

Güneybatı- kuzeydoğu yönünde uzanan küçük bir depresyondur. Denizden yükseltisi 1000-1050 m.dir. 36 Km2 lik alanı kaplayan ova, bir çöküntü havzasının alüvyonlarla dolması sonucunda meydana gelmiştir. Ovanın kuzeyinde üzerinde tarihi Harput şehrinin yer aldığı eski bir aşının yüzeyine karşılık gelen geniş dalgalı yüksek bir düzlük bulunur. Elazığ Ovası, yükselmiş, yükselirken çarpılmış ve genel olarak güneye meyilleşmiş bu yontukdüz (Penelen) sahasından dik yamaçlarla ayrılmıştır. Ovayla bu yontukdüz arasındaki yamaçların dik oluşu ovanın kuzeyinde çok belirgin birikinti konilerinin meydana gelmesine yol açmıştır. Etrafı dağlarla çevrili ova güneye doğru eğilimlidir. Elazığ ovasının sularını Uluova’ya taşıyan Elazığ Deresi, Gümüşkavak boğazından geçer. Ovayı, Uluovadan ayıran eşik güneybatıda yer alan Meryem Dağı ile birleşir. Meryem Dağı ile Elazığ ovasının batı ve kuzeybatısındaki Sarını (Cip Çayı) suyunun direne ettiği Kuzova’ dan ayıran bir tepelik alan yer alır. Bugün Elazığ kentinin kurulmuş olduğu ova, gerçekte geniş depresyon dizilerinden biri olan Uluovanın bir parçasıdır.

Uluova :

Güneydoğu Torosların uzanış yönüne bağlı ve Hazar depresyonuna paralel olarak, Güneybatı-Kuzeydoğu yönünde uzanır. Elazığ’ın en geniş ovasıdır. Kuzeyden kırık hatlar halinde uzanan, yükseltisi az Karakaya dağları ile çevrilidir. Güneyden Çelemlik, Mastar ve Kamışlık dağları dizisi ile sınırlanmıştır. Kuzeydoğuda Keban Baraj gölüne kadar uzanır. Ovanın uzunluğu yaklaşık 56 Km., genişliği l5 Km. kadardır. Yüzölçümü 325 Km2 yi bulur. Yükseltisi azalarak Keban Baraj Gölüne kadar sokulan bu ova, kalın bir alüvyal toprak tabakası ile örtülüdür. Ovanın ortasından Haringet Suyu geçer. Bu akarsu sağdan ve soldan kaynak suları ile beslenen birçok dereden oluşur. Haringet Suyu, yazın sulamada yoğun olarak kullanılır. Bu nedenle genellikle yaz aylarında Keban’a Baraj Gölüne ulaşmadan kurur. Uluovanın uzun ekseni boyunca yerleşmiş bulunan Haringet Çayının kuzeyinde tipik bir Piyetmont kuşağı (Dağeteği ovası) uzanmaktadır. Meryem Dağı kütlesinden Uluova’ya inen kolların oluşturduğu bu dağ eteği ovası kuşağı, aynı zamanda yoğun tarımsal faaliyetlerin görüldüğü bir alandır. Yerleşmeler, bu birikinti konileri üzerinde yer alırlar.

Kuzova :
Kuzeye akarak Murat Nehri ile birleşen Cip (Sarını) Çayının iki yanında yer alan uzun bir ovadır. Kuzeye gidildikçe genişleyen denizden 900-1000 metre yükseklikte olan ovanın, yüzölçümü yaklaşık 110 Km2’ dir. Basamaklı bir durum gösteren Kuzova verimli bir ovadır. Sadece Sarını çayı vadisinde alüvyal topraklara rastlanır. Bu ırmağın suyu az olduğundan sulamaya yetmez. Bu nedenle ovada sulama amacına yönelik Cip Barajı yapılmış, birçok kuyu açılmıştır. Kuzova, Güneyde Tilki Tepe Karşıdağ-Kurt tepe-Kızıldağ ve Kekliktepe’den oluşan ve güneybatı ve kuzeydoğu yönünde uzanan ve bir sırtı andıran tepeler dizisi ile adeta iki bölüme ayrılmıştır.

Çok daha geniş bir alanı kaplayan asıl Kuzova’ya karşılık gelen ovanın kuzey bölümü bir senklinal halindedir. Kuzova havzasının doğusu volkanik bir araziden meydana gelir. Yaklaşık 48 Km2’ bir alan kaplayan bu volkanik arazi, Elazığ’ın 8-10 Km. kadar kuzeybatısında yer alan kısım “Karayazı” adıyla anılır. Burada doğu-batı yönlü bir kırık çizgisinden çıkmış olan olivinli bazaltlar kuzeye doğru ova eğimi yönünde akarak bir lave yelpazesi meydana getirmiştir.

Behremaz Ovası :

Sivrice İlçesinin güneyindeki Hazar baba Dağı ile Maden dağları arasındaki Behremaz Deresinin iki yanında yer alan bir ovadır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanır. Hazar Gölüne yaklaştıkça genişler. Alüvyonlarla kaplı olan ovada, daha çok buğday, arpa, mısır ve fasulye ekimi yapılır.

Palu (Yarımca) Ovası :

Palu ilçesinin batısında Murat Nehrinin taşımış olduğu eski alüvyonlarla kaplıdır. Daha çok buğday, şeker pancarı, mısır, arpa ve baklagiller ekimi yapılır.
Elazığ ilinde bu ovaların dışında, Harput’un kuzeyinde genellikle üzüm bağlarının yaygınlık kazandığı, meyve ve sebzeciliğin yapıldığı Mürüdü Ovası ile Harput’un kuzeyinde yaz aylarında suyu kuruyan Çakıl Deresi çevresinde Zahini Ovası vardır. Bu ovalarda nohut, arpa, buğday ve burçak ekimi yapılmaktadır.

Platolar (Yaylalar) :

İl alanı daha çok dağlar ve platolarla kaplıdır. İl toplam alanının çoğunu platolar oluşturur. Platolara Elazığ’ın kuzeyinde Harput çevresinde Murat Nehrinin kuzey kesimlerinde ve Ağın yöresinde rastlanır. Hayvancılık faaliyetinin yoğunluk kazandığı alanlar, İl’in doğusunda Bingöl ile sınır oluşturan Karaboğa Dağlarında Gökdere ve Akdağ üzerindedir. Urfa yöresinde kışlayan göçerler, Mayıs sonu ve Haziran ayı başlarında Siverek ve Ergani üzerinden Palu çevresine gelirler. Bir bölümü yöredeki yaylalarda kalır, bir bölümü ise Bingöl dağlarındaki yaylalara göçerler.

Göller :

Hazar Gölü (Gölcük) :

İlin Güneydoğusunda bulunan ve İl merkezine 25 Km. uzaklıkta, Elazığ-Diyarbakır Karayolu’na paralel olan Hazar Gölü, tektonik bir göldür. Güneyinde Hazar baba Dağı bulunan göl, Uluova’dan Mastar Dağlarıyla ayrılır. Denizden 1250 mt. yükseklikteki gölün uzunluğu yaklaşık 22 Km. en geniş yeri ise 5-6 Km. ‘dir Yüzölçümü 86 Km2.’yi bulan gölün derinliği 200-250 metre arasında değişmektedir. Hazar Gölünden turistik ve ekonomik olarak yararlanılmaktadır.

Keban Baraj Gölü :

Keban Baraj Gölü Türkiye’nin en büyük yapay gölüdür. Doğal Göller arasında 675 km2’lik alanıyla 3. sırada yer almaktadır. Baraj Gölünün Murat vadisi boyunca uzunluğu 125 km.dir. Genişliği yer yer değişmektedir. Keban baraj gölünde elektrik üretiminin yansıra su avcılığı yapılmakta ve balık üretimi de gerçekleştirilmektedir.

Cip Baraj Gölü :
İlimizin 10 km. batısında bulunan Cip Barajı, Murat Nehri ile birleşen Cip Çayı üzerinde ve Cip Köyünün güneyinde yer almaktadır. Barajın yapımıyla oluşan göl sularıyla 800 hektar alan sulanmaktadır. Göl çevresi ise mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

İklim :

Doğu Anadolu Bölgesinin güneybatısında yer alan Elazığ İlinde bölgenin diğer bölümlerinden oldukça farklı ve karakteristik bir iklim dikkati çekmektedir. İlin gerek coğrafi konumu, gerekse morfolojik özellikleri bu elverişli durumun ortaya çıkmasında en büyük etken olmuştur. İlde karasal iklim egemen olup, kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçmektedir. Ancak il çevresinde oluşturulan baraj gölleri, iklimde kısmen sapmalar göstermektedir.

ULAŞIM :

Elazığ, Doğu Anadolu’yu batıya bağlayan yolların bir kavşak noktası konumundadır. Elazığ’dan; Elazığ-Bingöl, Muş, Van, Elazığ-Diyarbakır, Elazığ-Tunceli, Erzincan, Erzurum, Elazığ- Malatya karayollarıyla; Elazığ-Muş,Tatvan ve Elazığ- Diyarbakır tren hattı geçmekte olup, hava yolu ile ulaşım Ankara’ya ve Ankara bağlantılı İstanbul, İzmir ve Antalya’ya yapılmaktadır.

Batıdan gelen karayollarını, doğunun çeşitli illerine bir yelpaze gibi bağlayan Elazığ, bu bölgenin önemli bir ulaşım merkezidir. Genel olarak; Ankara, Kayseri, Malatya yönünden Elazığ’a gelen, Bingöl, Muş yönüne giden; Adana, Kahramanmaraş, Malatya yönünden Elazığ’a gelen, Tunceli, Erzurum yönüne giden; Mardin, Diyarbakır yönünden Elazığ’a gelen ve Keban-Arapkir-Sivas yönüne giden devlet yolları Elazığ’ın başlıca ana yollarıdır.

Hava Yolu Ulaşımı :
Elazığ’dan, haftanın her günü , Türk Hava Yolları uçakları ile Ankara’ya Salı, Perşembe ve Cumartesi günleri ise Ankara bağlantılı İstanbul, İzmir ve Antalya’ya tarifeli uçak seferleri yapılmaktadır.

Karayolu Ulaşımı :
İlde karayolu ile ulaşım, hemen hemen tüm bölgelere (bu bölgelerdeki bazı illere) özel otobüs işletmeleri tarafından sağlanmaktadır.

Demiryolu Ulaşımı

Elazığ İl merkezi Malatya’dan gelerek Maden ve Ergani ilçesi üzerinden Diyarbakır’a giden demiryoluna 1934 yılında açılan Yolçatı – Elazığ hattıyla bağlanmış, bu hat Elazığ İlinden geçerek Tatvan’a ulaşmaktadır. Bununla birlikte Elazığ’dan İstanbul’a ve Adana’ya demiryolu ile yolcu ve yük taşımacılığı yapılmaktadır.

Feribot Ulaşımı
Keban Baraj gölü üzerinde, Elazığ-Pertek, Elazığ-Çemişgezek, Elazığ-Ağın arasında ulaşım feribotla sağlanmaktadır. Bu feribotlar belirtilen ilçe belediyeleri tarafından işletilmektedir.




Bursa

Bursa’ya gitmek için çok neden var

İpek yolu üzerinde bulunan tarihi şehrin verimli ovası üzerinde, yolun her iki yanına dizili son derece modern fabrikaları görünce önceleri sanki bir Alman kentine giriyormuş izlenimi uyanıyor. Fakat şehir merkezine yaklaştıkça standart Bursa’da olduğunuzu çok geçmeden anlıyorsunuz.

Sadece camiler, türbeler, ipek, kadife, kestane şekeri, şeftali, Uludağ, teleferik turu, kılıç kalkan oyunu değil tabii Bursa’da yaşanan. “Bursa” denince aklımıza tekstil ürünleri, özellikle havluları, bıçakları ve ipek böcekçiliği geliyor.
Daha bitmedi. Roma Bizans döneminden kalma tarihi eserleri, müzeleri, medrese, han, hamam, kervansaray, imarethaneler, köprüler, çeşmeler, parklar, anıt olmuş çınar ağaçları, kapalıçarşısı, yaşanası güzellikteki evleri, çevre köyleri, şifalı termal kaplıcaları gezip gördükten sonra iskender kebebını yemek için de sıraya giriliyor Bursa’da.
Tarihi Ulucami’nin mimarisini, iç duvar hat sanatı örneklerini ve fiskiyeli havuzu ziyaretinizde hayran kalıyorsunuz.
Yeşil Cami ve Yeşil Türbe’nini ihtişamı, duvar çinileri ve mermer çeşmesi tekrar tekrar gelmenize neden oluyor. Hepsi de son derece etkileyici Ata yadigarı eserlerimiz.
Bunlara ilave olarak bir yer daha var ki imrendirici yerlerin başında geliyor. Daha Bursa’ya girişte, 3 km kala yani çevre yolunun hemen altında, çölde vaha misali bir emekliler parkı var.
Emekli olunca toprakla ilgilenmek ne keyifli bir uğraştır. Ama araziniz, bahçeniz yoksa bu zevki nasıl tadacaksınız : Bu sorunun yanıtını Bursa Belediyesi veriyor.

Kiralık bahçeler
Bursa’nın eski Belediye Başkanı Ekrem Barışık, Almanya ziyaretinde gördüğü bir uygulama üzerine Bursa’da dere yatağını düzeltip 250 metre karelik bahçeler parsellemiş, etrafını tel örgüyle çevirip içlerine de ahşap küçük kulübeler kondurup emeklilere kiralamış.
Kiralama şartları çok basit:
Emekli olacaksınız ve her yıl bahçeyi ekip biçeceksin o kadar. Bursa’lı emekliler her sabah büyük hevesle kiralık bahçelerine geliyor, kimisi çiçek yetiştiriyor kimi sebze. Su sorunu yok; parkta buz gibi kuyu suyu var, kullanımı da ücretsiz. Emekliler parkında akla gelen her türlü hizmet düşünülmüş. Parkın 24 saat görev yapan bekçisi var, postacı bile geliyor, telefon kulubesi de var hemde çalışıyor. Bahçeler arası yarışmalar yapılıyor. Emekli Şükrü Çerezci gül birincisi olmuş. Eski Başkan sürekli hayır duasıyla anılıyor. Emekli İbrahim Albayrak ise “Emekliler parkındaki” bahçesinde marul, maydanoz, dereotu kısaca kış sebzeleri yetiştiriyor. Neredeyse gerçek tadını, yaprağının kokusunu unuttuğumuz domatesleri, taze soğanlardan yaptığı demeti sarıp evine götürüyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nce kiralanan bu bahçelerin benzerini de Yıldırım Belediyesi Vakıf köyde 50 dönüm araziyi parselleyerek yapmış ve hemen kapışılmış.
Şehirlerde apartmanlara sıkışmış sakinlerin böyle kiralık bahçelere ne büyük ihtiyacı olduğunu düşünerek yazdığım satırlar umarım diğer Belediye Başkanlarına da örnek olur. Hergün bir yenisi sırıtarak yükselen gökdelenlerden arta kalan arazilere bir de belki bu gözle bakarlar!

Türkiye’de tek
Bursa’da gezilip görülmesi gereken yerlerden birisi de kendi konumu itibariyle Türkiye’de ilk ve tek olma özelliğine sahip Ormancılık Müzesi. Çekirge semtinde aynıisimle anılan caddesi üzerindeki “Saatçi Köşkü”, 19.yüzyıldan kalma Barok mimari tarzı mimari ve çevresiyle dikkat çekiyor. Köşk günümüzde ormancılıkla ilgili bir nevi ihtisas müzesi olarak da işlev görüyor.
Ormancılık Müzesi’nin kurucusu ve müdürü olan Bülent Zafer Öztaptık, ziyaretçilere ormancılık hakkında bilgi verildiğini, çevre bilinci konusunda fikir sahibi olmarı sağlandığını belirtiyor. Müze teşhir salonlarından doldurulmuş orman canlıları; vahşi hayvanlar ve kuşlar, orman hayatında görülebilecek zararlı ve faydalı böcekler, biyolojik mücadele, kudağ’da zirveye yakın yer bitkileriyle beslenen endemik kelebekleri görülüyor. Ayrıca dünyada sadece Amerika’da bulunan “Sekoya” ağaçlarının Anadolu’da bulunup ve doğadaki konservasyonu ile günümüze gelebilmiş fosilleri, ağaç kesitleri de sergileniyor. Pazartesi hariç her gün ücretsiz görülebilen Ormancılık Müzesi gezisinden sonra dönemin özelliklerini yansıtan Saatçi Köşkü bahçesindeki terasta kamelya ve havuz yanında oturup ağaçlar altında dinlenebilirsiniz.
Aynı cadde üzerinde Karagöz ile Hacivat’ın mezarı ve kendilerine ayrılan temsili maketlerinin bulunduğu bölüm de yer alıyor.

Bursa Saat Kulesi
Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Sultan 1.Osman ve Sultan Orhan türbelerinin kuzeyindeki Tophane Parkı içinde bulunuyor. Osmanlı devrinde Ramazan ayı iftar vaktini bildiren topun atıldığı yerde bulunması nedeniyle “Tophane” diye de anılan kule, Sultan 2.Abdülhamit’in tahta çıkışının 30′uncu yıldönümü olan 31 Ağustos 1906′da bitirilerek, Vali Reşit Mümtaz Paşa tarafından törenle Bursalılar’ın hizmetine sokulmuştu. 4.65 x 4.65 metre planlı, 6 katlı saat kulesi, 25 metre yüksekliğinde. Günümüzde orijinali yerine elektronik bir saat takılan kule, Bursa Belediyesi’nce yangın gözetleme amacıyla da kullanılıyor.
Açık hava müzesi görünümündeki şehir turunuz bitince dönüşte alabilecekleriniz arasında şubeleri büyük şehirlere de yayılan ünlü havlucuların ürünleri olabilir. Bursa ile özdeşleşen iskender kebabın lezzet sırrı, Uludağ eteklerinin kokulu ot ve kekikleriyle beslenen koyunlarının eti ve özel mandıranın imali tereyağından geliyor.
İsmini de 4000 yıllık Türk yemeği kuzu çevirmeyi döner kebabına çeviren İskender’den almış. Yüzyıllarca yerdeki ateşe paralel olarak pişirilen kuzuyu sinir ve kemiklerinden arındırıp dikey metal çubuk üzerine kendi ekseninde dönmesini sağlayan İskender pişen kısımları uzun bıçakla yaprak yaprak keserek döner kebabını bulmuş.
Kuruluş tarihi 1867 olan Kebapçı İskender’in devamını oğulları Nurettin, Süleyman ve Cevat kardeşler sağlamış. Babaları Süleyman olan üçüncü kuşak Fahri, Yavuz ve torun İskender yüz yılı aşkın süreyi geride bırakmanın gururunu yaşıyorlar.

Hünkar Köşkü Müzesi
1844 yılında Osmanlı padişahı Abdülmecit adına av kşökü olarak inşa edilen Hünkar Köşkü, 19 günde bitirilmiş. Abdülaziz ve V.Mehmet Reşat kalmış. 1925 yılında ise Atatürk, resmi ziyaretlerin dışında 4 kez dinlenme amaçlı kısa sürelerle kalmış. 1995 yılında restorasyona başlanarak, 29 Mayıs 2003 tarihinde ziyarete açılan Hünkar Köşkü, pazartesi günü dışında 09:30 – 17:00 arası ücretsiz gezilebiliyor. Sanat tarihçisi Zehra Ursavaş’ın müdürlüğünü yaptığı Hünkar Köşkü, tavan kalem işi süslemeleri, Bursa seyir panoramasına hakim bahçesi, dönemi yansıtan orijinal eşyaları ve Atatürk odasıyla ilgi çekiyor.


Bursa Anadolu Arabaları Müzesi


Ücretsiz gezilebilen müze, pazartesi hariç her gün 10.00-17.00 arası açık. Tel: 0224 329 39 41

NASIL GİDİLİR?İstanbul Sirkeci’den şehir hatları vapurları 2 saatte, Kabataş’tan kalkan deniz otobüsleri bir saatte Yalova’dalar. (Tatil günleri ve mesai günleri için iki ayrı program uygulanıyor.) Yalova’dan Bursa’ya çalışan otobüslerle yolculuğu tamamlayabilirsiniz.
Özel araçla yola çıkanlar körfezi dolaşmayı gözlerine kestiremiyorlarsa Eskihisar’da Topçular’a feribotla geçiliyor. Acaba hafta sonları bir kaç fazla feribot daha fazla konulamaz mı diye sorup, olmasını arzu ediyorsunuz.
Çözümsüz gibi görünen Bursa şehir içi trafğine girince tarihi şehrin metroyu çoktan hakettiğini düşünebilirsiniz.
Otoyolun büyük bölümü hizmete girmiş. Çanakkale yönünden gelenler Mudanya Kavşağına dek rahatlıkla kullanıyorlar. Bursa giriş çıkışı yapılan iyileştirme çalışmaları ile daha düzenli ve geniş yollara kavuşmuş. İstanbul’a dönüşte Topçular İskelesi’ne yaklaşırken son benzin istasyonu Shell hem aracınızı yıkıyor, hemde yakıtı İstanbul’dan daha ekonomik fiyatlı. Feribotla geçiyorsanız ağırlaşan deponuzu zaten gemi taşıyacak. İstasyonun marketi zengin butiği ve gazete-mecmua standı var.

NE YENİR?
Bursa’nın ünlü İskender Kebabı hazır. Yemek olmadığı için dönerin pişmesi bekleniyor. Haftasonu talep çok olduğundan, sırada bekleniyor.
Isıtılmış tabakta gelen kebabın yağı donmaması için hızlı yenen bir yemek sayılabilir. Bir veya bir buçuk porsiyon uzun kayık tabakta servis edilirken kesilmiş pide üzerindeki kebabın renk lezzet armonisi domates ve biberle tamamlanıyor. Kenarına konan yoğurt Uludağ’ın karlarını anımsatsa da üzerine eritilmiş tereyağı gezdirilince içiniz ısınıyor. Kebabın yanına en uygunu ayran, şıra, soda, kola. Niye içki içilemez mi diye soran olduysa eğer, içki soğuk ve uzun sürede tüketildiği, İskender kebap soğuyunca lezzeti kaçtığı için hızlı yenen yemekle yavaş içilen içki bağdaşmadığından kebapla içki içilmiyor.
“Tatlı olarak ne var?” derseniz, Bursa’nın kestane şekeri de çok ünlü.
Heykel yakınlarındaki Kafkas’ın kestane şekerleri, çikolatalısı, sadesi, tatlısı gibi çeşitleri bulunuyor.

1930 yılından bu yana lezzeti ve ismiyle efsane haline gelmiş olan Uludağ gazozları değişmeyen tadıyla Bursa’nın ünlü markalarından biri olmayı başarmış.Geçmiş yıllarda yazlık sinemaların vazgeçilmezlerinden biri olarak içenleri serinleten gazoz, okul yıllarında talebelerin de en sevdikleri içeceklerden olmasıyla hafızalarda tat anıları bırakmış. Çay bahçelerinde tahta masalar etrafında oturulup, koyu sohbetlerde, ağır yemeklerin hazmettirici ilacı olarak içilirken keyiflere keyif katan Uludağ gazozu, yudumlarla günümüzde bile sevenlere nostalji yaşatıyor.

Hediyelik eşya almak isteyenler için Bursa Koza Han’da faaliyet gösteren Moripek Galerisi zengin çeşitler sunuyor. Textile Designer Şinasi Çelikler tarafından tasarlanan ipek üzeri baskı resimler, ipek kravatlar, cazip motiflerler süslü eşarplar, fularlar, bluzlar hayranlık uyandırıyor.
Moripek
Tel: (0-224) 223 82 83

NEREDE KALINIR?
Bir çok konaklama tesisinin bulunduğu Çekirge’de yer alan Çelik Palas Hoteli 5 yıldızlı. Doğal sıcak sulu banyolu, kablolu TV’li, minibarlı, klimalı 156 odasıyla hizmet veriyor. Odalarda konuklara verilen karbeyazı bornozlar ve kağıt terliklerle termal havuzdan ve dinlenme ünitelerinden yararlanmaları sağlanıyor. Haftasonu artan talep nedeniyle Hotel ve termal havuza rezervasyon gerekli. Mayonuzu almayı unutmayın. Solaryumda diğer hizmetler arasında.

Çelik Palas Hoteli
Tel: (0-224) 233 38 00

Kervansaray Termal Hoteli
Tel: (0-224) 233 93 00

Almira Hotel
Tel: (0-224) 250 20 38

Holiday Inn Hotel
Tel: (0-224) 442 86 17

Anatolia Hotel
Tel: (0-224) 233 94 00

Büyük Yıldız Hotel
Tel: (0-224) 239 69 90

Dilmen Hotel
Tel: (0-224) 233 95 00

Kervansaray Bursa Hotel
Tel: (0-224) 220 00 00

Özçakır Hotel
Tel: (0-224) 272 23 30

Otantik Club Hotel
Tel: (0-224) 211 32 80
Central Hotel
Tel: (0-224) 273 55 00

Hotel Gönlüferah
Tel: (0-224) 233 92 10

Kent Hotel
Tel: (0-224) 223 54 20

Yıldız Hotel Termal
Tel: (0-224) 239 69 85

Kırcı Hotel
Tel: (0-224) 220 20 00

Ada Palas Hotel
Tel: (0-224) 233 39 90

Boyu Güzel Termal Hotel
Tel: (0-224) 239 99 99

Artıç Hotel
Tel: (0-224) 225 55 05

Efehan Hotel
Tel: (0-224) 225 22 60

Safran Hotel
Tel: (0-224) 224 72 16