Hukuki sorularınız ve cevaplarım

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #68

 

 

Bir hastanede çalışmakta iken ücretlerimiz ödenmemeye başladı. Birkaç ay sonra grup halinde işten ayrıldık. İşverene ihtarname çektik, bir kısmımız parasını aldı, ben alamadım. Şimdi hastanenin el değiştirme ihtimalini duyduk. Bu durumda hakkımız kaybolur mu?

 

Bir şirket ortak değiştirebilir veya eski ortakların hisselerini devralarak ortaklık yeni kimselere geçebilir. Ancak alacakları ve borçları baki kalır. Zaten hisse değişimi ile hükmi şahsiyet yani şirketin kendisi değişmez. Size borçlu olan şirket ortağı kişiler değil şirket hükmi şahsiyetidir. Yani anlayacağınız gibi ortakların değişmesi sizin alacağınızın ortadan kalkması anlamına gelmez, alacağınızı tahsil için vakit geçirmeden iş mahkemesinde dava açmanızı öneririm. Bu konuda gecikmeyin. Çünki davanız biraz zaman alabilir.

 

 

15 yıllık evliyim. Kocamdan gördüğüm şiddet nedeni ile 2007’de boşanma davası açtım ama hâlâ boşanamadım. Şiddet nedeni ile eşimin evden uzaklaştırılmasını talep ettim. Aile mahkemesi bu konuda da hâlâ karar vermedi. Ben bu ızdırabı çekmek zorunda mıyım? Ne yapabilirim?

 

Eskiden boşanma davaları yıllar sürerdi. Hatta bazı şartların varlığı halinde eşler ölene kadar boşanamazdı. Bu husus elbette toplumda önemli problemler yarattı. 1990’da yapılan değişiklikle bu çıkmaz sonlandırıldı. Daha sonra da ailenin korunması konusunda kanun çıkarıldı ve örneğin şiddet gören eş kanun korumasına alındı.
Birincisi boşanma davasının iki sene sürmesi uzun bir süre. Bu sürede eşlerin boşanması veya boşanmaması gerektiği anlaşılır. Neticede toplanacak deliller en çok bir yıl içinde toplanır. Davalar iş yükü denilip dört ay talik edilmekle uzatıldı. Duruşmayı dört ay atarsanız zaten senede üç duruşma yaparsınız, bu da tarafları mağdur eder.
Ayrıca şiddet gösteren eşin şiddetini engellemek için alınacak kararda uzun uzun delil toplama ihtiyacı yoktur. Şiddetin varlığının ihtimal dahilinde olması halinde dahi derhal karar verilir. Bu kararın verilmemesi hatadır. Bu hataları söylerken acaba niye hatalı karar bu kadar yaygındır? Belki okuldaki eğitimden sonra karar mekanizmasında bulunanların eğitimlerinin yenilenmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Üstelik ekonomik nedenlerin de aile birliklerini sarstığı günümüzde konu önem kazandığından problemlere hassasiyetle yaklaşmak şarttır.

 

 

Bir okuyucum boşanma davası ile ilgili soru sormuş ama yanıtımı mail yolu ile göndermemi istiyor. Ben yanıtlarımda özel bir yanıt sistemi uygulamıyorum. Ancak bu köşemde yanıt veriyorum. Böylece sair okuyucularım da bundan yararlanıyor.
Okuyucumun problemini gizli tutmak istediği için sorusunu ben genel bir soru haline getireceğim ki okuyucumun kimliği anlaşılmasın. Okuyucumun boşanma davası sürüyormuş, eşi (hanımı) bir evde oturuyor.
Kirasını okuyucum ödüyormuş. Bir de evleri var, kirasını eşi alıyormuş ama hakim koca aleyhine nafakaya hükmetmiş. “Bu nasıl iş?” diye bana soruyor?

 

 

Bu işin nasıl bir iş olduğunu bana sormanızda, biraz hedefte yanılma var gibi geliyor. Bu tip kararlardan ben de rahatsızım. Bizim Medeni Kanunumuz özellikle hanımların talebi ile 2002 yılında değiştirildi ve sanki erkek ve kadın eşitlenmiş gibi yapıldı. Ancak bugün hâlâ duruşmalarda görüyorum ki kadının sosyal durumu ne kadar iyi olursa olsun koca aleyhine nafaka kararı veriliyor.
Nafaka dışında eşit sosyal durumlar ortaya çıktığında yine kadın lehine karar veriliyor. Peki 1926 yılından bu yana uygulanan bir Medeni Kanun varken kadın erkek eşitliği sağlanmak amacı ile niye bir kanunun tamamı yok edildi de yeni bir kanun yapıldı? Peki yapıldı iyi de o zaman eşitlik niye hâlâ benimsenmedi?
Kanunun uygulanması üzerinden yedi yıl geçti. (Doğrusu yeni kanunun diğer hususlarda da başarılı olduğunu söyleyemem.) Dolayısı ile okuyucuma vereceğim yanıt mahkemelerdeki yanlış uygulamadır. Bu yanlış uygulamayı da istisnai değil tam tersine çoğunlukla yaşıyoruz. Dolayısı ile ben hatanın devam etmekte olduğunu söyleyeyim zira hataların düzeltilmesi gerektiğini söylemek dışında tavsiye edeceğim bir husus kalmadı.

 

Çok kıymetli 1200 metrekare arsam var. Ağabeylerim buraya sanayi tesisi yapar sana da hisse veririz dediler, kabul ettim. Ancak bunun için teminat olarak arsanın yarısının mülkiyetini istediler. Ben de verdim ama arsa üzerine çivi bile çakmadılar. Şimdi ben ne yapayım?

 

Böyle kıymetli mallar arasındaki alışverişte, yapılacak işlemler ve karşılıklı menfaatlerin nasıl dağıtılacağı ancak yazılı sözleşme yapılarak belirlenir. Böyle bir yazılı sözleşme yoksa, amacı, zararı gibi konuları ispatlayamazsınız. Hele hele sizinle sözlü anlaşma yapan kardeşlerinizin niyeti kötü ve yaptıkları planlı ise belki de tapuda satış göstermişlerdir ve ileride ihtilaf halinde “Verdik parayı satın aldık” diyeceklerdir. Dolayısı ile size bu kadar bilgi ile yararlı olabileceğim bir çözüm öneremiyorum. Kazanamayacağınız birtakım davalar da öneremiyorum. Dava kaybı demek ilave masraf, yani harç ve karşı tarafa ödenecek vekalet ücreti demek. Elinizde yazılı anlaşma olsaydı elbette tavsiyelerim olacaktı ama bu hali ile durumunuz biraz fazla ümitsiz

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #67

 

 

Bir arkadaşa kefil oldum. Arkadaş daha işin başlarında taksitlerini ödemekten kaçınmaya başladı. Banka bana bildirdi ben de taksitleri ödemeye başladım. Öyle görünüyor ki tamamını ödemek zorunda kalacağım. Ben ödedikten sonra bunu arkadaşımdan alabilecek miyim?

 

Hatırlayacaksınız, bir söz var. Sözün ikinci yarısı “… Paran çoksa kefil ol” şeklinde, anladığım kadarı ile paranız çok, artık başka arkadaşlara da kefil olursunuz, hiç olmazsa sevabı var. Şaka şaka, kefil dediğiniz olay tek çeşit değil, adi kefalet var müteselsil kefalet var. Adi kefalette asıl borçlu takip edilir de tahsilat sağlanamazsa bu halde kefile başvurulur.
Müteselsil kefalette ise doğrudan doğruya kefile başvurulabilir. Tahmin ediyorum siz müteselsil kefilsiniz. Bu halde size başvurulması normal. Evet siz bu parayı ödedikten sonra elbette asıl borçluya yani arkadaşınıza başvurabileceksiniz ama banka parasını bulamadıysa siz nasıl bulacaksınız? Şayet bulursanız elbette alırsınız. Ancak sorunuz içinde bulunan bir noktayı da açıklayayım. Ana veya babasının malvarlığı bugün için sizin işinize yaramaz. Ancak miras kaldığı zaman.

 

Bir arkadaşıma yanlışlıkla kefil oldum, bankadan da gold kart aldım 705 liralık alışveriş yaptım. Bunu ödeyemedim, son kredi kartı yasasından istifade etmek istedim, bankanın hukuk servisi borcun kredi kartı borcu değil tüketici kredisi olduğunu söyledi. Ben bundan istifade edemeyecek miyim?

 

Önce, sorunun ne kadar anlaşılır olduğu konusunda okuyucularımın aklı karışmasın, soru aynen bu. Yani kavramlar karışık. Arkadaşa yanlışlıkla olunan kefillik, şahsi kredi kartı ile karışmış. Şunu söyleyeyim. Kefil olunması nedeni ile borç altına girildi ise hukuki yönden incelemeye değer ama hataen kefil oldum ibaresi herhalde en son değerlendirilecek husustur.
Sonra kredi kartları için zaman zaman çıkarılan yasalar, kredi kartı borçluları için bazı imkanlar yaratır ama hukuk servisinin söylediği gibi bu yasaların uygulanabilmesi için kredi kartı borçlusu olmak lazım. Oysa soruda anlaşılan arkadaşın aldığı tüketici kredisi için kredi kartına tanınan imkanlardan yararlanmak istenilmiş. Buna hukuk servisinin verdiği yanıtı da yadırgamamak lazım. Ancak hâlâ tereddüt varsa konuyu yüz yüze bir hukukçu ile görüşmekte büyük yarar var

 

 

Üç yıl önce boşandım. Dokuz yaşındaki kızımın velayeti mahkeme tarafından annesine verildi. Artık ben almak istiyorum. Bu mümkün mü? Bunun için ne yapmam lazım?

 

Reşit olmayan çocukların velayeti boşanma halinde anaya veya babaya verilir. Bu konuda kararı boşanma davasına bakan hakim verir. Bu konuda karar verilirken öncelikle çocuğun menfaati düşünülür. Çocuğa kim daha iyi bakacaksa çocuk kimin yanında daha iyi bir geleceğe hazırlanacak ise hakim bunu araştırır ve velayet konusunda karar verir. Ancak zaman içinde şartlar değişebilir. Bu halde de çocuğun velayeti, veli olandan alınıp diğer eşe verilebilir. Ancak bu konuda da kararı hakim verir. Dolayısı ile çocuğun velayetini almak isteyen eş aile mahkemesinde dava açmalı ve velayetin kendisine verilmesi için haklı nedenlerini ispatlamalıdır. Tabii burada da hakim çocuğun menfaatini düşünerek gerekli kararı verir. Ya talebi kabul eder veya reddeder.

 

 

Eşimden boşandım. Boşanma anlaşmalı oldu. Eşim bana ve çocuğumuza nafaka vermeyi ve tazminatı kabul etti. Ama boşanma kararından sonra bunları vermedi. Üzerine gitmeye korkuyorum çocuğumu kaçırabilir. Böyle bir şey olabilir mi? .

 

Önce sormam lazım: Nafaka ve tazminat hususu mahkeme kararına geçti mi? Yani boşanma kararında bunlar var mı? Bazı hallerde, eşler hukukçu olmadığı için, sözlü anlaşmanın yeterli olduğunu zannedip bu hususu mahkeme kararına geçirmekte ihmal gösteriyorlar. Şayet karara geçti ise ve nafaka ödenmiyorsa, nafaka borcunun diğer borca göre özelliği vardır. Nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkında üç aya kadar hapis cezası verilir. Dolayısı ile hapis tazyiki altında nafaka borçlusu borcunu öder. İkincisi, çocuğu kaçırma konusu. Velayeti bir tarafa verilmiş çocuğu, velayeti kendisine verilmemiş ana veya babanın kaçırması halinde kaçıran kişiye Türk Ceza Kanunu’na göre üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Kaçırma olayı cebir-şiddet kullanılarak yapılmışsa veya çocuk on iki yaşını bitirmemişse verilecek ceza bir katı oranında artırılır. Bunu bilmenizde yarar var ve hatta sanki aklınıza gelmiyormuş gibi bir bahane ile eşinize duyurmanızda da belki yarar var. Zira bahsettiğim cezalar az bir ceza değil, caydırıcı olabilecek cezadır

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #66

 

 

Apartmanımız müteahhit tarafından eksik yapıldı ve müteahhit öldü. Binamızdaki kat malikleri toplandık eksiklikleri tamamladık, asansörü tamamlama taahhüdü ile de iskan iznini aldık. Ama bundan sonra kat malikleri asansör için yan çizmeye başladı. Asansör yarım kaldı. Ben belediyeye başvurdum, “Kat maliklerini mahkemeye ver” dediler. Kat maliklerini mahkemeye vermeden bu işi nasıl hallederim?

 

Kat maliklerini mahkemeye vermeden nasıl halledeceğinizin yanıtını vermek çok zor. Bir kimsenin cebinden parasını zorla alamazsınız ki. Olsa olsa olay şöyle gelişebilir. Siz cebinizden masraf edip asansörü tamamlayacaksınız, ondan sonra diğer kat maliklerine arsa payları oranında rücu edeceksiniz. Bu durumda belki işin ciddi ciddi yapılmakta olduğunu gören bir kısım kat maliki masrafa katılır, katılmayanlar için de işin bitiminde dava açarsınız yani böylece hasım sayısını azaltmış olursunuz.

 

 

Eşimden bu yıl boşandım. Evimizi yüzde 50 hisse itibarıyla paylaştık. Ben evden ayrıldım, eşim o evde oturmaya devam etti. Ben çocuklarımla bir daire kiraladım, halen kira ödüyorum. Yani geçim kaynağım çok sınırlı. Ancak eşimin oturduğu evden gelir elde etmek zorundayım ama tabii ki kiraya da veremiyorum. Bir çözüm yok mu?

 

Eşinizden bu yıl boşanmışsınız, boşanmakla maddi zarara uğrayacaksanız eşinizden nafaka talep edebilirdiniz, bu bir. İkincisi, iki çocuğunuz olduğunu söylüyorsunuz ve bunlar okuyor. O halde çocuklarınız için iştirak nafakası talep edebilirsiniz. İştirak nafakası çocuklarınızın ihtiyacının yaklaşık yarısı kadar olacaktır.
Ayrıca yüzde 50’sine sahip olduğunuz evde oturan eski eşinizden, bu yerin aylık kirasının yüzde 50’sine denk gelecek biçimde bir tazminat yani ecr-i misil talep edebilirsiniz. Zira burada eski eşiniz oturmasaydı siz kirasının yüzde 50’sinden istifade edecektiniz, şimdi bundan mahrumsunuz. O halde eşiniz bunu tazmin edecek. Muhtemeldir ki bu anlattıklarım sonuçlandığında maddi yönden rahatlayacaksınız. Bu arada bir eleştiri yapma ihtiyacını da duyuyorum.
Halen bizim mahkemelerimiz çalışma gücü ve imkanına sahip kadınlar çalışmadığı için eski kocalarına nafaka bağlama yönünde karar veriyor. Gerekçe kadının çalışmayıp muhtaç duruma düştüğü. Pek çok kadın kaçak çalışıp para kazanıyor, bir de nafaka alıyor. Oysa nafaka kararı verilirken kadının çalışma imkanının göz önüne alınması şarttır, aksi halde bu kararlar hukuki hatadır.

Otopark ortak alandır

 

14 daireli bir binada iki dairem var. Araç parkında tüm araçları alacak kadar yer yok. Ben geç geldiğimde parketmiş araçların arkasına parkettiğimde ertesi sabah erkenden ‘aracını çek’ diye uyandırılıyorum. Araçların parkı için adil bir çözüm yok mu?

 

Yasamıza göre ortak mahallerden tüm bağımsız bölüm malikleri amacına uygun olarak kullanmak kaydı ile yararlanır. Otopark da böyledir. Tüm bağımsız bölüm malikleri buradan araç parkı için yararlanır. Dolayısı ile ana kural, erken gelen aracını park eder.
Ancak proje safhasında araç park alanı bağımsız bölümlerin eklentisi olarak gösterilebilir ve bu halde araç park alanı bağımsız bölümün eklentisi haline gelir. Bağımsız bölüme malik olan araç park alanının da bağımsız bölümünün eklentisi olarak kullanma hakkına sahip olur. Böyle bir tahsis yok ise ortak mahalleri herkes amacına uygun kullanır yani kısaca önce gelen park eder.

Kayıtlar düzeltilir

 

1989 yılında Bulgaristandan ailece geldik. Ben evliydim sonra boşandım. 1991 yılında ise nüfus kayıtları bir iş için çıkarıldığında benim babamın nüfusunda olmadığım görüldü. Bunu nasıl düzeltiriz?

 

Nüfus kütüklerinde değişiklik yapılabilmesi ancak mahkeme karı ile olur. Sizin nüfusunuzda geldiğiniz tarihte hatalı bir yazılım var gibi görünüyor. Bunu düzeltmek için bulunduğunuz yerdeki asliye hukuk mahkemesinde dava açacak ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesini isteyeceksiniz.

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #65

 

 

Gemide çalışan iki arkadaşız. Ben dokuz aydır, arkadaşım dört aydır ücret alamıyoruz. Gemi üzerinde ne yapabiliriz? Tüm çalışmamız iki yıl. Ayrılırsak kıdem tazminatı alabilir miyiz?

 

Elbette yapabileceğiniz şey var, iş akdini feshetmek. Deniz İş Kanunu hükümlerine göre de ücretin ödenmemesi iş akdinin haklı fesih nedeni. İş akdinin haklı feshi halinde de işçi alacaklarını almayı hakeder. Bunun içinde alamadığı ücreti, kıdem tazminatı ve sair hakları vardır. Bunun için gemide iş akdinin feshedildiğini bildirirsiniz ve işveren, sözleşmede bir hüküm varsa bu hükme göre, yoksa bağlama limanına işçiyi iade etmek zorundadır. Yurda geldikten sonra da alacaklarınızın hüküm altına alınması için iş mahkemesine başvurabilirsiniz. İki yıllık çalışmanız için de kıdem tazminatını haketmiş bulunuyorsunuz. Buna göre davranabilirsiniz.

 

 

1970 yılında Posof’ta dokuz parsellik arazi büyük amcama bir parsellik arazi dedem adına kaydedilmişti. 2009 yılında buralardan kadastro geçmiş ama telefonla öğrendiğimize göre bu yerler akrabadan birinin adına tescil olunmuş. Kadastro böyle büyük bir hata yapar mı? Şimdi araziler göz göre göre kaybedilir mi?

 

Kadastro çalışmaları sırasında bu tür hatalar çok olur. Zira çoğunlukla sınırları önceden belli olmayan arazi parçaları sınırları belirlenirken o mahalde bulunan kişilerin beyanları esas alınarak kayda geçirilir. Bu sırada kadastro çalışması yapan heyete yanlış bilgi verilmesi halinde kayıtlara da yanlış geçer. Yani bu olabilir. Ancak uzun bir süre, tam 10 yıl bu yanlışın düzeltilmesi için dava açma imkanı vardır. Kadastro çalışması bu yıl yapıldığına göre önünüzde 10 yıl var ama bana kalırsa bir telefon görüşmesine tabi olmayın. Biri yaz aylarında Posaf’a kadar gidip tapu kayıtlarını mahallinde incelesin sonra davaya karar verin.

 

Yurt dışında ve Türkiye’de iş yapan bir firmanın yurt dışındaki işinde çalıştım. Alacağımı alamadım. Bize yurt dışında iflasımızı verdik dediler ama yurtta işleri sürüyor. Alacağımı nasıl alırım?

 

Bir şirket muhtelif yerlerde iş yapar. Önemli olan idare merkezidir. Bir şirketin iflası şubelerinden birinin iflası sureti ile olmaz. Merkezi mahkemelerinde iflası açılır ve şubesini vs. kapsar. Sizin olayınızda iki ihtimal var. Birincisi size ödeme yapacak grup aslında iflas etmedi. Maddi sıkıntıya düştü, bunu size iflas olarak yansıttılar. Bu halde dava açacaksınız, alacağınızı hüküm altına aldıracaksınız. İkinci ihtimal şirketin gerçekten iflas ettiği yani mahkeme kararı ile iflasının açıldığı. Bu halde alacağınızı iflas masasına kaydettireceksiniz. Kabul görmezse kayıt kabul davası açacaksınız

 

 

Babam vefat etti. Gayrimenkulü vardı. Geriye annem, ben ve kardeşim yani üç mirasçı kaldık. Veraset ilamı alıp adımıza tescil yaptırmadık ama annem ve kardeşim hisselerini satış vaadi ile satmışlar. Şimdi adımıza tescil mümkün mü? Ortaklığın giderilmesi davası açabilir miyim?

 

Babanızdan kalan mirasın adınıza tescili için önce veraset ilamı çıkarılır, veraset beyannamesi verilir ve adınıza elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) şeklinde tescil imkanı doğar. Bugün anneniz ve kardeşiniz hissesini satmamış, satış vaadinde bulunmuştur. Yani bugün için şu demektir. İleride sahip olacakları hisseyi üçüncü kişiye satacaklar. İyi güzel de öncelikle elbirliği mülkiyeti olarak tescil yapılacak ya, işte bu halde dahi anneniz ve kardeşiniz hissesini tapuda devredemez. Çünkü elbirliği mülkiyetinde sizin iştirakiniz olmadan satış yapılamaz. Yapılabilmesi için ya tüm hissedarların satış işlemine katılması veya ortaklığın elbirliği mülkiyetinden paylı mülkiyete (müşterek mülkiyete) dönüştürülmesi lazım. Bunun için de elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi talebi ile dava açılması gerek. Bu dava sonuçlanır da mülkiyet paylı mülkiyete çevrilirse ancak ondan sonra annenizin ve kardeşinizin payının üçüncü şahsa devri mümkün olur. Bu durumda da sizin şufa hakkınız yani öncelikli alım hakkınız gündeme gelir veya izale-i şuyu yani ortaklığın giderilmesi davası açma imkanınız doğar.

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #64

 

 

 

1999’da babamın halasının eşine evlatlık olarak verildim. Onun yanında büyüdüm. Bu tarihte o kişi 66 yaşındaydı. Yakın tarihlerde öldü, daha yakın başka mirasçısı yoktu malları bana kaldı. Ancak yeğeni olan biri çıktı ve evlatlık sözleşmesinin feshini talep etti. İddiası 66 yaşındaki adamın aldatılarak bu ilişkiye zorlandığı yolunda. Elimde mahkeme kararı, noter sözleşmesi sağlık raporu, hepsi var. Buna karşın bana diyorki 30 bin lira verirsen davadan vazgeçerim. Ne yapayım?

 

Biliyorsunuz, içinde yaşadınız, evlatlık ilişkisi mahkeme kararı ile kurulur, noterde sözleşme yapılır, nüfusa kaydolur. Bütün bunlar içinde en önemlisi dava safhasıdır. Evlatlık almanın bir takım şartları vardır ve hakim bu şartların varlığını araştırır. Dolayısı ile bir vasiyetnamede olduğu gibi vasiyetnameyi yapan aldatıldı veya aklı başında değildi demek kolay değil. Evlatlık ilişkisinin kurulması sırasında bütün bu hususlar gözden geçirildiği için açılan davanın pek tutacak yanı yok gibi. Öyle

 

Kredi kartı borcu yüzünden bir işe giremiyorum. Banka sigortadan biliyor, maaşıma haciz koyuyor, işveren korkuyor işime son veriyor. Bu hacizler beni işsiz bırakıyor, nasıl halledebilirim? .

 

Biliyorsunuz maaş haczi maaşın dörtte birine kadar yapılır. Ancak dörtte birine kadar olan veya olmayan sizi ilgilendirir işverene ne? İşverene olsa olsa icra dairesinden bir ihbar gider, denilir ki bu kişinin ücretine haciz konuldu, bundan böyle kendisine değil icra dairesine öde. İşveren de icra dairesine öder. Yani işverenin cebinden fazladan para çıkmaz. O halde işveren işinize niye son versin. Siz de çalışmazsanız bu borç ödenmez. Peki bu iş ne zamana kadar sürecek? Bana kalırsa iş bulun çalışın borç ödensin bunun başka yolu yok.

 

 

Arsamı 1994’te noterden bir kooperatife devrettim. Arsaya inşaat yapacak, inşaat dört yılda bitecek, bana da dört daire verecekti. Aradan on dört yıl geçti, kooperatif bırakın inşaatı bitirmeyi daha başlamadı bile. Şimdi arsamı da kullanamıyorum dairemi de alamıyorum. Ne yapabilirim?

 

Benim okuyucularıma çok sık tavsiye ettiğim önemli hususlar var. Bunlardan biri mutlaka kira sözleşmesini yazılı yapmaları, bir diğeri gayrimenkul satış sözleşmesini mutlaka noterde yapmaları. Şimdi bunlardan üçüncüsü karşımda. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılacak ise arsa sahibinin peşinen arsasını veya arsadan hisseyi müteahhide devretmemeleri. Devir, inşaat ilerledikçe parti parti yapılmalı. Burada geliyorum okuyucumun sorusuna. Okuyucum arsayı noterden devrettim diyor. Devir noterden olmaz tapudan olur. Ama şimdi ben iki ihtimale göre yanıt vereceğim. Şayet okuyucum sözleşmeyi noterde imzalamış ama tapuda kooperatif adına devretmemiş ise yapacağı şey sadece sözleşmeyi feshetmek ve kooperatifin arsadan el çekmesini sağlamaktır. Gerektiğinde bunun için bir dava açılabilir. İkinci ihtimal sözleşmeyi takiben kooperatife arsanın mülkiyetinin devredilmiş olması ihtimalidir ki bu halde dava açmaktan başka çare yoktur. Davada sözleşmenin feshi (veya şartlara göre yokluğunun tespiti) ve arsanın kendi adına tescilini talep edecektir. Üstelik on dört sene beklemek gerekmezdi, bu çok uzun bir süre. Hemen gerekli girişimde bulunmasını tavsiye ederim.

 

 

Birkaç sorum var

Oğlum yaralamadan dolayı cezaevinde. Beni de vasi tayin ettiler. Olay olalı dört sene oldu. Şimdi hastaneden fatura geldi. Olay olduğunda yaralanan kişinin hastane masrafıymış. Benim bunu ödeme gücüm yok. Benden bu parayı alabilirler mi?

 

Anlattığınız olayda biraz tuhaflık yok mu? Birincisi aradan dört yıl geçmiş, bugüne kadar hastane ne yaptı ki dört yıl bekledi? Bu işin birinci tuhaf yanı. İkincisi hastane hastayı takip eder. Kime hizmet verdi ise parayı da ondan ister. Yani hastane faturayı size değil tedavi olana göndermeli. Size niye gönderdi? Şayet tedavi gören parayı ödedi de size rücu ediyor olsa, olabilir diyeceğim ama hastane icra dairesimi ki sizi takip etsin? Bu noktalarda tereddüdüm var. Sonra haksız fiilerden dolayı talep bir yıl içinde yapılmalı, bu dört yılda ne oldu? Bitmedi. Siz vasisiniz, olayı yaratan ise oğlunuz. Dolayısı ile borç sizin değil oğlunuzun. Bir yasal tahsil durumu söz konusu olacak ise bu para oğlunuzun malvarlığından karşılanacak sizin değil.

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #63

 

 

Yıl 2007 sonu. Bankadan kredi talebinde bulundum. Bir süre sonra kredinin çıkmadığını, zaten 2008 yılına girildiğini, talebin geçerliliğinin kalmadığını, dosyamın arşive kaldırıldığını söylediler. Ben de evime döndüm. Aradan birkaç ay geçti bana aynı bankadan kredi kartı gönderildi. 2009 yılına kadar kartı kullanmadım. 2009 yılında 3400 liralık harcamam oldu.
Bankayla bu nedenle muhatap oldum ve öğrendim ki benim bankaya dağlar kadar borcum var. Bakın nasıl: Kredi talebin rafa kaldırıldı demelerine rağmen bana 10 bin lira kredi çıkarmışlar. Hesabımı bloke etmişler, borcu 36 aya bölmüşler, taksitleri bu paradan çekip çekip ödemişler, benim haberim yok. Bu para bitince de beni arayıp bakiyesini istiyorlar. Ben bu krediyi ne aldım, ne bir belge imzaladım, ne de krediden haberim var. Siz olsanız ne yaparsınız?

 

Okuyucumun mektubunun aynını yayınlamak isterdim ama mecburen bu kadar özetlemek zorunda kaldım. Soru, ben olsam ne yaparım? Önce böyle kredi kurumlarının karşısında olduğum için utancımdan yerin dibine batarım. Sonra bu kurumların yaptıkları işlemlerin denetlenmemesinden dolayı kamunun denetleme mekanizmasını suçlarım. Elimdeki bütün kredi kartlarını iade ederim, bunlarla en ufak bir iş yapmamayı tercih ederim. Bunlar benim aklıma gelenler. Evet unutmadan şunu da yaparım siz de yapın: Tüketici mahkemesine başvurup borcunuzun bulunmadığını tespit için menfi tespit davası açın.

 

Apartmanımızda kat mülkiyetine yeni geçiyoruz. Gazetede ilanı bekliyoruz ancak alt komşumuzla geçinemiyoruz. Onlar da daire sahibi ama kapımıza kadar gelip eşimi dövüyorlar. Savcılığa veriyoruz, dava açılıyor ama onlar yine kapımıza gelip saldırıyorlar. Polise şikayet ettik, artık polis de bıktı. Bunlara karşı kendimi nasıl savunuruz?

 

Öncelikle bir yanlışı düzelteyim. Kat mülkiyeti kurulması için gazeteye gidilip ilan verilmez, tapuya gidilip dilekçe verilir. Burada bir yanlış var dikkat edin. Sonra kat mülkiyetine geçmekten söz ediyorsunuz ya, acaba şimdi kat irtifakı yok mu? Şayet kat irtifakı varsa veya kat mülkiyetine geçildiğinde bu mevzuata uygun önlemlerden söz edeceğim. Kat mülkiyeti mevzuatında olup da mahkemelerin uygulamakta çekingen davrandığı bir madde var. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 25’inci maddesi. Bu madde, çekilmez olan bağımsız bölüm malikinin dairesinin rayiç bedel karşılığı elinden alınması hükmünü içeriyordu.
Son değişiklikle zaten zor uygulanan bu madde değiştirildi. Daha zor hale sokuldu. Zorlaştırılan husus, bu kararın önce kat malikleri kurulunda alınması gerektiği. Düşünebiliyor musunuz, zaten senede bir defa toplanacak kat malikleri kurulunda böyle bir karar alınmama ihtimali daha yüksek. Çünkü bu sıkıntıyı ancak komşu daire sahibi çeker. Diğer daire sahipleri mağdur olmadığı için de bu izni vermez. Yani sizin için çözüm olan bir madde böylece ortadan kaldırıldı. Şimdi savcılığa şikayet alternatifi ile 33’üncü maddeye göre hakimden rahatsız edici davranışa son verilmesi ihtarı kaldı ki, bu da pek derdinize derman olmayacak gibi. Yani yasa, mağduru değil suçluyu korudu. Oluyor böyle terslikler ama can yakıyor.

 

 

Bir apartmanın bodrum dairesinde oturuyorum. Binada asansör var ama biz asansör kullanmayız. Çünkü bizim kata inmiyor ama bizden asansör bakım ücreti isteniyor. Bundan kurtulmanın bir yolu yok mu?

 

Bu konudaki ana kural şudur: Kat Mülkiyeti Kanunu’na tabi binalarda tüm bağımsız bölüm malikleri ortak gidere katılır. Ortak tesisi ve ortak yeri kullanmadığını veya kullanma ihtiyacı bulunmadığını ileri sürerek ortak gidere katılmaktan kaçınamazlar. Bu kurala göre asansör ortak tesis ve bunun gideri ortak gider. O halde kullanmasanız dahi ortak gidere katılacaksınız. Ancak kural bu olmakla birlikte bu kural yasada amir hüküm olmadığından bunun aksi yönetim planı ile belirlenebilir.
Yani yönetim planında “Asansör kabini inmeyen bodrum kat daireleri asansör giderine katılmaz” hükmü bulunabilir. Bu nedenle öncelikle yönetim planınızı inceleyin. Elinizde yoksa tapu dairesinden bir örnek alın. Orada da yoksa yönetim planı değişikliği talebi ile dava açacaksınız. Zira sizin asansör gideri ödemeniz bayağı bir haksızlık oluyor.

 

 

Babamızı çok yakın zamanda kaybettik. Suda boğulmuştu, intihar olarak değerlendirdiler. Olayın başlangıcını gören yok, sadece babamın çırpındığını görüp haber verenler var. Ancak bu bir intihar, bir kaza veya bir cinayet olabilir. Ancak savcılık biri atsa bile yakalanmadığı sürece intihardır dedi, bu yargı doğru mu?

 

Hayır bu yargı doğru değil ama bana kalırsa bir yanlış anlaşılma söz konusu. Bir insanın intiharı ile ayağı kayıp düşmesi arasında, olay anı tespit edilemedikçe farkı anlamak zordur. Ancak özellikle intiharda bazı deliller bulunabilir. Örneğin intihar edecekler bazen bir not bırakır, bazen üzerindeki eşyadan bir kısmını bir kenara bırakır, bazen intiharı bir anda yapmaz bir bekleme süresi vardır, sonra intihar eder. Bazen de ailesi onun psikolojik durumunu bilir, intihara eğilimi vardır. Kaza ile intihar bu durumlar göz önüne alınarak taspit edilebilir. Cinayete gelince. Bir insanı hiçbir itiş kakış olmadan kucaklayıp suya atamazsınız. Bu halde de ceset üzerinde morartı veya yaralanma izleri vardır. Tırnak aralarında katilin deri parçaları vardır. Yani cinayet ceset üzerindeki izlerden anlaşılır. Hiç ama hiçbir iz bulunamazsa çoğunlukla kaza denilir. Tahminim size bu anlatılmak istenilmiştir.

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #62

 

 

İnanılmaz bir olay yaşıyorum. Ben bir devlet memuruyum ve benim telefonlarım altı ay boyunca dinlenmiş. Bu nedenle gözaltına alındım. Yaptığım konuşmalar, arkadaşlarımla ve meslektaşlarımla yaptığım konuşmalar. Bu yüzden üç gün sorgulandım. Başka bir göreve geçici gönderildim, görevi kötüye kullanma gerekçesi ile soruşturma izni istendi ve bu izin verildi. Sonra yaptığım itiraz kabul olundu ama müfettişler idari soruşturmayı tam dokuz ay sürdürdü. Savcılık takipsizlik kararı verdi. Ben yüksek tahsilli bir memurum ve acaba yasaları ben mi yanlış okuyorum veya yanlış anlıyorum, ne diyorsunuz?

 

Doğrusunu isterseniz hepimiz paranoyak olduk. Bu paranoya içinde millet birbiri ile konuşmaya korkar oldu. İnsanlar bir taraftan “Oolum seni niye dinlesinler ki” diye arkadaşlarını teselli etmeye çalışırken bir taraftan da kendisinin dinlendiği şüphesi içinde. Böyle bir toplum düşünülemez. Bu usul hukuku, ceza hukuku bir yana önce Anayasaya aykırı. Bu kadar yaygın ve bu kadar baskıcı bir dinleme Anayasa suçudur. Bakın neden: Size Anayasa’nın 22’nci maddesinden söz edeyim. Diyor ki, “Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bu kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merci kararı yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim kararını kırk sekiz saat içinde açıklar. Aksi halde karar kendiliğinden kalkar.” Görüldüğü gibi hakim kararı dahi konfeksiyon olmaz, her halin özelliğine göre ve sair yasalarda belirlenen hususlar göz önüne alınarak karar verilir. Örneğin kuvvetli suç şüphesi ve başka türlü delil elde edilememe hali gibi. Toplu isim listesi altına “Dinlensin” yazmakla karar verilemez. Bütün bunlar anayasa suçudur ve bu suç işlenmektedir. Bu suçu işleyenler hakkında suç duyurusunda bulunmaktan, gerektiği hallerde manevi tazminat talep etmekten kaçınmayın derim.

 

 

Bir yazlık sitede daire satın aldım. Aldığım daire en üst kat. Benden önceki malik çatıya güneş enerji paneli koymuş. Şimdi benden bunu sökmemi istediler. Benim hukuki durumum nedir?

 

Önce genel kural. Ortak mahalleri tüm bağımsız bölüm malikleri kullanır. Ancak amacına uygun olarak kullanır. Dolayısı ile çatı ortak alandır ve herkesin kullanması mümkündür ama çatı amacına uygun nasıl kullanılır. BANA GÖRE, binanın üstünü örter. Yani çatı güneş paneli için yapılmamıştır, dolayısı ile anten, güneş paneli gibi tesisler kurulamaz. AMA Yargıtay benim görüşümde değil. Uygulamada da benim dediğim değil Yargıtay’ın dediği olur. YARGITAY’a GÖRE: Çatı ortak mahal ise ve ortak mahaller tüm bağımsız bölüm malikleri tarafından kullanılabilirse, bir bağımsız bölüm maliki kendi arsa payı çerçevesinde çatıya güneş paneli koyabilir. Yani sizden kaldırmanız isteniyorsa bırakın açarlarsa dava açsınlar, konuyu mahkeme halletsin.

 

 

Anneme dedesinden miras kaldığını annemin dayısı 1996’da söylemiş. Bu hakkı devralmak için de anneme para teklif edildi. O tarihlerde babam hastaydı annem ilgilenmedi. Konu yeniden gündeme geldi. Annemin dedesinin mirasını araştırmak için tapu kadastroya dilekçe yazdım. Benden harç yatırmamı istediler. Biz annemin dedesine ait mirası nasıl buluruz?

 

Annenizin dedesine ait mirası bulmak diye bir kavram yok. Kavram şu: Öncelikle anneniz sulh hukuk mahkemesine başvuracak ve dedesinden itibaren veraset ilamı isteyecek. Veraset ilamını alınca, şayet miras kalan gayrimenkul ise gayrimenkulün kayıtlı bulunduğu tapu dairesine başvurup tescil talebinde bulunacak. Sizden istenilen harcı tahmini olarak söyleyeyim. Anladığım kadarı ile size miras kalan yer sizce sınırları tam belli olmayan bir gayrimenkul. Bunun için kadarstro memurunun gidip parselin sınırlarını belirlemesi lazım. Bunun için de bir harç gerekli. Harcın bu olduğunu tahmin ediyorum. Bir de gayrimenkullerin tescili için Veraset Vergisi gerekir. Veraset Vergisi yatırılmadan tapuya tescil için gerekli yazı Veraset Vergi Dairesi tarafından verilmez. Bu yazıya temiz kağıdı deniyor. Ancak bunu Veraset Vergi Dairesi hesaplar ve tahsil eder. Dolayısı ile tapu dairesi ile ilgisi yoktur. Yani bu harcı yatıracaksınız.

 

 

Bir arsayı el senedi ile satın aldık, ekip biçtik. Sonra bu arsa ile birlikte çevresindeki evlerin hazine arsasında olduğunu söylediler. Zaman zaman da bizden ecrimisil diye para aldılar. Şimdi bu yerin yeşil alan yapılması gündemdeymiş. Peki benim durumum ne olur?

 

Bakın benim yazılarım bu yıl 29’uncu senesini tamamladı. Ağustos 2010’da tam 30 sene olacak. Ve ben tam 29 senedir tapu dairesi dışında gayrimenkul satın alınmaz diye yazıyorum. Bu 29 senede okuyucularıma çok şey anlattım. Gelen mektuplardan da okuyucularımın bayağı hukuki bilgi sahibi olduğunu anlıyorum. Şimdi sizin elden satış senedi ile aldığınız arsanın geçerli bir yanı yok. Yani verdiğiniz para boşa gitti. Bu yerin sahibi olmadınız. Her yıl ecrimisil ödüyor olmanız da sizin malik olduğunuz anlamını değil tam tersine malik olmadığınız anlamını taşıyor. Yani yarın bu yerden tahliye edilirseniz talep edebileceğiniz hiçbir şey yok. Ne yazık ki uğradığınız zararla kalacaksınız. Belki bugüne kadar ekip biçtiğiniz ve gelir elde ettiğiniz değerler size kâr kalacak.

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #61

 

 

Bir işyerinde çalışıyorum ama öyle görülüyor ki işten toplu çıkarmalar olacak. İşyeri bizi her yıl işten çıkarıp yeniden almış gibi yapmış. Bu durumda kıdem tazminatını hak etmiyormuşuz. Bu doğru mu?

 

Hayır doğru değil, bir işyerinde işçilerin kıdemleri hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler göz önüne alınarak hesaplanır. Sizin sözleşmenizin sonlandırılıp yeniden yapılmış olmasının tazminatınıza etkisi olmaz. Siz ilk sözleşmenin başından itibaren hesaplanacak kıdem tazminatını alacaksınız. Tabii arkadaşlarınız da.

 

 

Çalıştığım yerden askerlik nedeni ile ayrılmak durumundayım. Bu nedenle tazminatı hakettiğimi biliyorum. Ancak işyeri beni ayırmıyor istifamı istiyor. Onlara istifamı verirsem tazminat hakkını kaybeder miyim?

 

Genel kural sizin düşündüğünüz gibidir. İşçi kendi isteği ile işten ayrılırsa kıdem tazminatını haketmez. Ancak öyle durumlar vardır ki işçi işten kendi talebi ile ayrılsa dahi kıdem tazminatını hakeder. Askerlik bunlardan biridir. Kanun, muvazzaf askerlik hizmeti dolayısı ile kendi isteği ile işten ayrılacak olanların kıdem tazminatını hakedeceğini yazıyor. Bu durumda işverenin sizi işten ayırmasını beklemeniz gerekmez. Askerlik hizmeti nedeni ile işten ayrılacağınızı bildirerek işten ayrılırsanız kıdem tazminatını hakedersiniz. Ödenmemesi halinde de iş mahkemelerinde dava açarak bunu talep edebilirsiniz.

 

 

Kat irtifakımız var. Binada kendimiz oturuyoruz iskana gerek var mı?

 

Şu soruya bakın ne kadar kısa ve öz. Ciddi söylüyorum, sahifelerce yazanların da özü bu kadarcık bir soru. Şimdi bakalım iskana gerek var mı? Doğrusu kat irtifakı bir geçiş dönemi. Asıl gaye kat mülkiyeti kurmak. Kat mülkiyeti kurmaktan da maksat, anayapı içindeki bağımsız bölümlerin tapusunu almak ve gerekirse tek tek satabilmek. Şayet bina tamamen kendiniz tarafından kullanmak üzere planlanmışsa kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulması dahi gerekmez. Çünkü kat mülkiyeti mecburi değil. Ancak kat irtifakı kurulmuşsa ve binada tasdikli projeye aykırılık yoksa o halde eksik kalmasın diye kat mülkiyetine geçmenizi tavsiye ederim. Ama tavsiye dışında bir gerçekten de söz etmeden geçemeyeceğim. Çevrenizde gördüğünüz binaların belki yüzde 80’i kat irtifakı şeklinde kullanılıyor. Kat mülkiyeti kanunu ilk yapıldığı yıllarda kat irtifakını belli süre kat mülkiyetine çevirmeyenlerin kat irtifak kaydı siliniyordu. Sonra bununla başa çıkılamadı ve bu hüküm kanundan çıkarıldı. Şimdilerde pek çok kişi binasını kat irtifakı

 

 

1997’de eşimden boşandım. Hakim çocuğumuzun velayetini bana verdi. Babasının ödemesi için de nafaka tayin etti. Ancak baba o günden bu yana bir tek kuruş ödemedi. Bugünlerde çocuğum bir hastalık geçirdi ve masrafı benim karşılayacağım rakamın üstüne çıktı ama yine babadan para gelmedi. Baba için dava açsam olur mu?

 

Boşanma kararında babanın ödemesi için hakim nafaka tayin etmiş. Üstelik de karar verileli 12 sene olmuş. Bugüne kadar elbette bu paranın ödenmesi gerekirdi ama bu para ödenmediği takdirde yapılacak şey icra takibi yapmaktı. Bugüne kadar yapılmamış ama şimdi bu kararı icra takibine konu yapıp birikenle birlikte talep edebilirsiniz. Yani bu paranın tahsili için yeni bir davaya gerek yok. Ancak 12 sene içinde çocuk büyüdü, üstelik bugün de hasta. Dolayısı ile masrafı arttı. Bu halde mahkemeden nafakanın artırılması talebinde bulunmak mümkündür. Dolayısı ile artırım talebi ile bir dava açmak da mümkündür. Yani önceki birikmiş nafaka için dava açmaya gerek yok, ancak artırım talebi ile dava açmanız gerekir.

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #60

 

 

 

Bir yıl önce telefonumun aboneliğini iptal ettirdim. Ancak bu yıl bana telefon ücreti diye 75 lira ödettiler. Bitmedi şimdi de beni icraya vermişler 280 lira daha ödemem için maaşıma da haciz koymuşlar. Ben memurum ve benim bir yerde onurumla oynandı. Buna karşı ne yapabilirim?

 

Okuyucumun sorusu bana daha geniş bir konuyu hatırlattı. Sadece telefon aboneliği değil kredi kartı sözleşmelerinin de iptali talep olunduğunda ‘iptal olunmuştur’ yazısı almadan rahat etmeyin. Mutlaka başvurduğunuz yetkiliden kaşeli imzalı bir yazı alın. Çünkü hesap kapatılmıyor. Kullanmadığınız karta veya telefona böyle para geliyor. Benim okuyucuma tavsiyem. Önce maaşına haciz konulan icra dosyasını bir tetkik ettirsin.
Zira icra takibi yapılır ama bu takibe ait tebligat borçluya yapılmadan ve itiraz süresi geçmeden haciz uygulanamaz. Yani okuyucuma yapılmış bir tebligat olması şarttır. Bu tebligat eline geçmeden bu haciz konulmuş ise itiraz veya şikayet hakları vardır ve haciz kaldırılabilir. Ayrıca bir menfi tespit davası (borcu bulunmadığının tespiti davası) açılarak borcun bulunmadığının tespiti mahkemeden istenebilir. Yani yapılabilecek şeyler vardır ama başında işi sağlam tutup feshe dair yazılı belgeyi alıp dosyaya koymak en iyisidir.

 

 

Meselem şu 3G. Bana telefonumun çektiği her yerde çeker vaadi ile internet paketi sattılar. Ancak evimde telefon çektiği halde internet çekmiyor. Bana birtakım sözleşmeler imzalatmışlardı şimdi iki yıl geçmeden feshetmiyorlarmış. Ben bunu feshettirebilir miyim? Ş.K.

 

Önce hatırlatayım. Böyle bir maddeyi satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kurallarına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir. Ayrıca: Eğer sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeni ile tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketici ile müzakere edilmediği kabul edilir. Yani aynen sizin anlattığınız gibi, yukarıda anlattıklarım olayınıza tam uyuyor. O halde evet tüketici mahkemesine başvurabilir, şartların geçersizliğinin tespitini isteyebilirsiniz.

Kimin teslim aldığı anlaşılır

 

 

Lise diplomamı askerlik şubesine ibraz etmem gerekiyordu. Çalıştığım işyeri de beni sigortasız çalıştırıyor ve beni işten çıkarmak için fırsat arıyordu. Neticede beni işten çıkardı. Bu arada benim diplomam da postayla gönderildi ama işyerime gönderildi, benim elime geçmedi. İşyerim de gelmediğini söylüyor. Şimdi ben çok müşküldeyim. Postayı alıp atmış olabilirler mi? Ne yapmamı tavsiye edersiniz?

 

 

S.E. Postayla işyerine gönderilen bir diploma adi posta ile gelmemiştir. Muhtemelen taahhütlü gelmiştir. Hatta tahminimi söyleyeyim, şimdilerde bunları kurye ile gönderiyorlar. Bu iki halde de alanın imzası alınıyor. Dolayısı ile siz gönderenle irtibat kurup hangi yolla gönderdiğini öğrenin ve teslim belgesi varsa kim tarafından imzalandığına bakın. Bu postanın işyerine gelip gelmediğini, geldiyse kim tarafından alındığını gösterir. Ancak sizin tahmininiz, yırtıp atılma olabilir diyorsunuz. Peki yırtıp atıldı ise ne olacak. Beklediğiniz lise diploması. Yaşınız askerlik yaşı, o halde diploma yakın tarihlerde alındı. Bu halde mezun olduğunuz okul ile irtibat kurup bu okuldan mezun olduğunuza dair bir belgeyi veya diploma suretini isteyebilirsiniz.

Hukuki sorularınız ve cevaplarım #59

  

  

Birkaç yıldır sigortasız çalıştırılıyorum. Bunun için yasal olarak ne yapabilirim?

 

Çalıştırılan herkesin sigortalı olması mecburi. Bunun için sigortaya ihbarda bulunmak mümkün. Ancak çalışanların işverenin korkusu ile buna yanaşmadıkları oluyor. Bu halde işten ayrıldıktan sonra da çalıştığını ispatlamak ve çalışma süresini sigortalılıktan saydırmak için iş mahkemelerinde dava açmaları mümkün. Bunun için şimdiden çalışıldığına dair delil olacak belgeleri toplamakta yarar var.

  

1995 yılında inşaatı biten evimin kat mülkiyetini almaya ne zaman hak kazanırım? 

 

Bir binada kat mülkiyeti tesisi için binanın belli bir yaşa gelmesi beklenmez. Kat mülkiyeti ile ilgili mevzuat her zaman uygulanabilir. Örneğin bir binanın projesi tasdik edildikten sonra kat mülkiyeti mevzuatı dahilinde bulunan kat irtifakı tesis edilebilir. Sonra inşaat ilerler ve inşaatın bitimi hukuken iskan izninin alınmasıdır. İskan izninin alınması ile de kat mülkiyeti kurulur. Bir bina inşa edilirken kat irtifakı kurulabilir ama bina tamamlanmışsa kat irtifakı kurulmaz, iskan izni alınır ve doğrudan kat mülkiyetine geçilir. Okuyucumun binasında da iskan izni varsa her istediği zaman kat mülkiyeti kurabilir. Bunun için ilgili tapu dairesine başvuracak, bazı basit belgeleri tamamlayacak. Yeterki binasının iskan izni olsun. Tasdikli projesine aykırı inşaat olmasın. Tabii şunu da hatırlatmamda yarar var: Kat mülkiyeti kurmak mecburi değildir, isteğe bağlıdır.

 

Amcamızın bu yıl ölümü üzerine yeğenler bir araya gelip veraset ilamı aldık. Sonra tapu dairesine gittik, üzerindeki tarlanın adımıza tescilini talep ettik. Ada, pafta, parsel numaralarını bilmeden işlem yapılamayacağı söylendi. Zorla parsel komşusunu bulduk, onun parsel numarasından hareketle bizim parsel numarası çıktı ama tapu kütüğü açıldığında o sahifenin yırtılıp atılmış olduğunu gördük. Şimdi biz bu işi nasıl halledeceğiz?

 

Size tapu müdürü de böyle bir şeyi ilk kez gördüğünü söylemiş ama onun bunu söylemeye pek hakkı yok. Bunu bizler söyleyebiliriz ve evet ben farelerin yediği tapu kütüğü veya nüfus kütüğü gördüm ama yırtılıp atılmış bir sahife hiç görmedim. Bu işlerde hem hukuki hem cezai bir sorumluluk var. Ancak bu sizin adınıza şimdilik tescili engelleyen bir durum. Ancak tapu müdürlüklerinde bilgi edinilen tek kaynak tapu kütüğü değil. Bir de işlem dosyası var. Öncelikle işlem dosyasının içindeki belgelerin incelenmesi gerekir. Bu dosya tapu kütüğünden farklı, arşivde saklanan ve her gayrimenkul için ayrı açılan bir dosyadır ve o gayrimenkul için yapılan tüm işlemlerin belgeleri bu dosyada saklanır. Burada son işlemin kiminle ve ne için yapıldığı bellidir. Gerektiğinde bu işlem dosyası içindeki belgelerden istifade ile tapu kütüğünün yeniden oluşturulması ve gerektiğinde mahkemede bunların delil olarak kullanılması mümkündür.