Hukuki sorularınız ve cevaplarım #68

Bir hastanede çalışmakta iken ücretlerimiz ödenmemeye başladı. Birkaç ay sonra grup halinde işten ayrıldık. İşverene ihtarname çektik, bir kısmımız parasını aldı, ben alamadım. Şimdi hastanenin el değiştirme ihtimalini duyduk. Bu durumda hakkımız kaybolur mu?
Bir şirket ortak değiştirebilir veya eski ortakların hisselerini devralarak ortaklık yeni kimselere geçebilir. Ancak alacakları ve borçları baki kalır. Zaten hisse değişimi ile hükmi şahsiyet yani şirketin kendisi değişmez. Size borçlu olan şirket ortağı kişiler değil şirket hükmi şahsiyetidir. Yani anlayacağınız gibi ortakların değişmesi sizin alacağınızın ortadan kalkması anlamına gelmez, alacağınızı tahsil için vakit geçirmeden iş mahkemesinde dava açmanızı öneririm. Bu konuda gecikmeyin. Çünki davanız biraz zaman alabilir.
15 yıllık evliyim. Kocamdan gördüğüm şiddet nedeni ile 2007’de boşanma davası açtım ama hâlâ boşanamadım. Şiddet nedeni ile eşimin evden uzaklaştırılmasını talep ettim. Aile mahkemesi bu konuda da hâlâ karar vermedi. Ben bu ızdırabı çekmek zorunda mıyım? Ne yapabilirim?
Eskiden boşanma davaları yıllar sürerdi. Hatta bazı şartların varlığı halinde eşler ölene kadar boşanamazdı. Bu husus elbette toplumda önemli problemler yarattı. 1990’da yapılan değişiklikle bu çıkmaz sonlandırıldı. Daha sonra da ailenin korunması konusunda kanun çıkarıldı ve örneğin şiddet gören eş kanun korumasına alındı.
Birincisi boşanma davasının iki sene sürmesi uzun bir süre. Bu sürede eşlerin boşanması veya boşanmaması gerektiği anlaşılır. Neticede toplanacak deliller en çok bir yıl içinde toplanır. Davalar iş yükü denilip dört ay talik edilmekle uzatıldı. Duruşmayı dört ay atarsanız zaten senede üç duruşma yaparsınız, bu da tarafları mağdur eder.
Ayrıca şiddet gösteren eşin şiddetini engellemek için alınacak kararda uzun uzun delil toplama ihtiyacı yoktur. Şiddetin varlığının ihtimal dahilinde olması halinde dahi derhal karar verilir. Bu kararın verilmemesi hatadır. Bu hataları söylerken acaba niye hatalı karar bu kadar yaygındır? Belki okuldaki eğitimden sonra karar mekanizmasında bulunanların eğitimlerinin yenilenmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Üstelik ekonomik nedenlerin de aile birliklerini sarstığı günümüzde konu önem kazandığından problemlere hassasiyetle yaklaşmak şarttır.
Bir okuyucum boşanma davası ile ilgili soru sormuş ama yanıtımı mail yolu ile göndermemi istiyor. Ben yanıtlarımda özel bir yanıt sistemi uygulamıyorum. Ancak bu köşemde yanıt veriyorum. Böylece sair okuyucularım da bundan yararlanıyor.
Okuyucumun problemini gizli tutmak istediği için sorusunu ben genel bir soru haline getireceğim ki okuyucumun kimliği anlaşılmasın. Okuyucumun boşanma davası sürüyormuş, eşi (hanımı) bir evde oturuyor.
Kirasını okuyucum ödüyormuş. Bir de evleri var, kirasını eşi alıyormuş ama hakim koca aleyhine nafakaya hükmetmiş. “Bu nasıl iş?” diye bana soruyor?
Bu işin nasıl bir iş olduğunu bana sormanızda, biraz hedefte yanılma var gibi geliyor. Bu tip kararlardan ben de rahatsızım. Bizim Medeni Kanunumuz özellikle hanımların talebi ile 2002 yılında değiştirildi ve sanki erkek ve kadın eşitlenmiş gibi yapıldı. Ancak bugün hâlâ duruşmalarda görüyorum ki kadının sosyal durumu ne kadar iyi olursa olsun koca aleyhine nafaka kararı veriliyor.
Nafaka dışında eşit sosyal durumlar ortaya çıktığında yine kadın lehine karar veriliyor. Peki 1926 yılından bu yana uygulanan bir Medeni Kanun varken kadın erkek eşitliği sağlanmak amacı ile niye bir kanunun tamamı yok edildi de yeni bir kanun yapıldı? Peki yapıldı iyi de o zaman eşitlik niye hâlâ benimsenmedi?
Kanunun uygulanması üzerinden yedi yıl geçti. (Doğrusu yeni kanunun diğer hususlarda da başarılı olduğunu söyleyemem.) Dolayısı ile okuyucuma vereceğim yanıt mahkemelerdeki yanlış uygulamadır. Bu yanlış uygulamayı da istisnai değil tam tersine çoğunlukla yaşıyoruz. Dolayısı ile ben hatanın devam etmekte olduğunu söyleyeyim zira hataların düzeltilmesi gerektiğini söylemek dışında tavsiye edeceğim bir husus kalmadı.
Çok kıymetli 1200 metrekare arsam var. Ağabeylerim buraya sanayi tesisi yapar sana da hisse veririz dediler, kabul ettim. Ancak bunun için teminat olarak arsanın yarısının mülkiyetini istediler. Ben de verdim ama arsa üzerine çivi bile çakmadılar. Şimdi ben ne yapayım?
Böyle kıymetli mallar arasındaki alışverişte, yapılacak işlemler ve karşılıklı menfaatlerin nasıl dağıtılacağı ancak yazılı sözleşme yapılarak belirlenir. Böyle bir yazılı sözleşme yoksa, amacı, zararı gibi konuları ispatlayamazsınız. Hele hele sizinle sözlü anlaşma yapan kardeşlerinizin niyeti kötü ve yaptıkları planlı ise belki de tapuda satış göstermişlerdir ve ileride ihtilaf halinde “Verdik parayı satın aldık” diyeceklerdir. Dolayısı ile size bu kadar bilgi ile yararlı olabileceğim bir çözüm öneremiyorum. Kazanamayacağınız birtakım davalar da öneremiyorum. Dava kaybı demek ilave masraf, yani harç ve karşı tarafa ödenecek vekalet ücreti demek. Elinizde yazılı anlaşma olsaydı elbette tavsiyelerim olacaktı ama bu hali ile durumunuz biraz fazla ümitsiz

