arsiv Mart 2010

Yarım kalan aşklar..

Aslında biten değil, bitmeyen aşklar acı verirler… Aslında, dibine kadar yaşadığın değil, doymadan kalktığın aşklar ızdırap verirler…

Aslında biten değil, bitmeyen aşklar acı verirler… Aslında, dibine kadar yaşadığın değil, doymadan kalktığın aşklar ızdırap verirler…

Aslında, karşındakinin suçlu olduğuna değil, kendinin suçlu olduğuna inandığın aşklar, hayatı mahvederler…

Sorumluluğu karşı tarafa değil, kendine de yıktığın aşklar, içini acıtırlar…

Cız ettirirler…

Aşkın acısı, keşkelerin sayısıyla orantılıdır…

Keşkeler fazlaysa, aşkın acısı çoktur…

Keşkeler yoksa, artık aşk da yoktur…

Aşkı bitirmek, suçun karşı tarafta olduğuna inanmaktan geçer…

Suçun karşı tarafta olduğuna inanamayanlar, “keşke şunu da yapsaydım” diyenler, aşkı bitiremezler…

Aşkı bitirmiş gözükseler de, acıyı yok edemezler…

Aslında biten değil, bitmeyen aşklar acı verirler…

“Kalbin çok önemli gördüğü birini, sevme, arzulama ve içinde hissetme durumudur aşk…”

Dibine kadar yaşayıp tükettiğin değil, doymadan kalktığın, hala arzuladığın aşklar ızdırap verirler…

Artık ulaşamazsın… Oysa hala ulaşmak istersin…

Aşk ya direkten dönmüştür… Ya da bir nebze yaşanıp, yarım kalmıştır…

O durumda yarım kalan ya da direkten dönen sevgiliyi görmek istemez insan…

Umudu yoksa görmek istemez…

Umudu varsa, yarım kalan aşkı takip etmeye devam eder…

Kadın ve erkeğin yarım kalan aşkları değişiktir…

Kadın yarım kalan aşkının, bir başka kadınla mutlu olmasını hiç istemez…

Onu biriyle görmek istemez… Mutluluk haberini duymak istemez…

Hele hele evlendiğini hiç işitmek istemez…

Acı çeker…

Acı öfkeyi biriktirir…

İntikamı çağırır…

İntikam, nispet yapacak erkekleri buldurur…

Yarım kalan aşklar, ihtiras ve intikamlarla dolu egolarca yerlerde sürüklenir…

Çamura bulanır, balçıkla sıvanır…

***

Erkek de yarım kalan aşkının, bir başkasıyla olmasını arzulamaz…

O günlerde aşkın bittiğini söyleyen gururu ile aşkın bitmediğini söyleyen duygusu arasında hüzünlü ve öfkelidir…

Yeni hayattan zevk alamaz, kolay aşık olamaz…

Eski hayata gidemez, gururu izin vermez…

Bu zamanlar, erkeğin en tehlikeli olduğu zamanlardır…

Öfkelidir ve öfkesi şiddeti çağırır…

Kötülük etme iştahı kabarır…

Yarım kalan aşka, ya da bir başkasına…

Sevgili bir başka erkekle beraber olunca, erkek yıkılır, ama rahatlar…

Yenilmiştir…

Ama, başka erkeğe gittiği için de artık aşk bitmiştir…

Yenilgi, maçın devamından daha rahattır…

Hiç olmazsa önünü görecektir… Yeni bir hayata ve aşklara gidebilecektir…

Hasta olmayan erkeğin öfkesi, kadın hayatına bir başka erkeğin girmesiyle sonlanır…

Kadının öfkesi ise, çok daha iyisi bulunmadıkça her daim sürecektir… Bazen katlanarak ve acı intikamlar alarak…

Oysa aşkın bir zamanlar yarım kalmasının esas nedeni, suçun ve sorumluluğun kişinin kendisinde olduğuna inanmasındadır…

“Keşke”lerin çokluğundadır…

Zaman, yarım kalan aşka söylenen “keşke”leri, “kahpe”ye çevirir…

En acısı da budur!

Kıskanılan kadınlar…


Aslında her kadın arzusu “kıskanılan bir kadın” olmaktır…

Aslında her kadın arzusu “kıskanılan bir kadın” olmaktır…

Kadın kıskanıldıkça mutlu olur…

Erkeği kıskanırsa kadın daha da mutlu olur…

Erkeğin gerilimi, kadının keyfidir…

Kadın erkeğinin gerçekten sevdiğine, kıskandığı zaman inanır…

Kadın erkeğini kıskandırıyorsa işin bittiğine inanır…

Dikkatle bakar…

Bir zamanlar kıskanan adam, artık kıskanmıyorsa durum vahimdir…

Adam gitmiştir…

Kadın adamın gittiğini, adamın kuru sıkılarından değil, kıskanmasından anlar…

Hödük erkekler, kadınların ağzından çıkana inanırlar…

Kadınlar öyle dediğinden, kıskanmayı hödüklük zannederler…

“Ay bir de kıro gibi kıskanıyor…” lafından ürkerler…

“Larj davranmıyor… Hödük bu şekerim” yaftası yemek istemezler…

Kadın dalkavuğu larj hödükler, bu lafları gerçek zannederler…

Civilized (sivilayzd-medeni) takılırlar…

Kadını kıskanmayı hödüklük sayarlar…

Oysa kadından anlamayan kırolar esasen onlardır…

Çünkü kadının ağzından çıkana inanırlar…

Gönlünden çıkanı okuyamazlar…

Bir kadın, bir erkeği istiyorsa, o erkeğin onu sahiplenmesini ister…

İlk ve şaşmaz kural budur…

Kendisini bir şekilde sahiplenmeyen erkeğe, erkek bile demez…

Yalnız erkeği istediği dozda tutabilmek için, baştan önlemini alır…

Sahiplenilirken, kafasına kurşun sıkılmasın diye, ağır kıskanma durumlarını hanzoluk ve hödüklük olarak adlandırır…

Böylece istikbalini güvence altına alır…

***

Erkeği tarafından kıskanılmak kadın fantezilerinin en belli başlısıdır…

Kadına, kadın olduğunu hissetirir…

Kadına, arzulanılır olduğunu düşündürttürür…

Erkeği için önemli olduğunu yaşattırır…

Başka erkeklerin de kendisini beğenebileceğini gösterir…

Erkeğinin, ilgisinin başka kadınlardan kopartıp kendisine çevirtir…

Durum pek iyi gitmiyorsa, potansiyel yedekleme ihtimali verir… Erkeğin tarafından, başka bir erkekten hele ulu orta bir yerde kıskanılmak, kadın için asprin niyetinedir…

Tek bir hap her derde devadır…

Tek kötü tarafı şudur…

Kıskanan adam olay yaratırsa, “eve kavgalı” gidilirse ya da çıngar çıkarsa fantezi şiddetle sonlanır… Gerçi bu şiddet bile, en derinlerde kadına sahiplenildiği hissini verir…

O bile fiziksel etkisi geçtikten sonra, ruhsal etkisinde erkeğe çok derinlerde bir artı yazacaktır…

Ama konu bu değildir…

Kadın o sırada bunu istemez…

Tatlı fantezisinin, kavgayla sonuçlanmasını arzu etmez…

Kıskanılmanın keyfini yaşamak;

Kadınlığını sonsuz hissetmek ister…

Beğenilmenin, istenmenin, arzulanmanın ve sahiplenilmenin hazzını sonsuz kere yaşamak ister…

***

Bu rüya erkek kadından gitmeye başladığında biter…

Erkek kadını takmıyorsa kadın ürker…

Ne kadar mini giydiğine aldırmıyor, göğüs dekoltesi umursamıyorsa herifçioğlu gitmektedir… Yeni baştan dil dökülmeli, en cilveli şekilde seslenilmeli, erkeğe erkekliği hissetirilmeledir…

Aksi halde, durum çok tehlikelidir…

Çünkü erkek erkek gibi değildir…

Ya da erkek artık başkasına karşı erkek gibidir…

Kadın dalkavuğu olan larj hödükler, kadınların kıskanılmayı sevmediğini zannederler…

Kadınların ağzından çıkanı gerçek zannedip, gönlünden çıkanı okuyamazlar…

Hödük oldukları için, aşırı larj durumlarının kadınlar için biçilmiş kaftan olduğuna hükmederler…

Zavallıdırlar…

Kadınlar onları, genelde kendi erkeklerini harekete geçirmek için kullanır…

Onlara göz kırpıp, kendi erkeklerini ayartır…

Hödük ve zararsız olduklarını bildiklerinden, onları piyon olarak kullanır…

Kadın için, sevilecek erkekler kıskanıldıkları yerdedirler..

Son Aşk…


Geçen Pazar beyaz atlı prensle, beyaz elbiseli prensesin ilk büyük hayal kırıklıklarında kalmıştık…

Geçen Pazar beyaz atlı prensle, beyaz elbiseli prensesin ilk büyük hayal kırıklıklarında kalmıştık…

Aşkları bitmişti…

Hayal kırıklıkları birikmişti…

Yenilgi üzerlerine sinmişti…

Bir süre orda burda süründüler…

Birlikte yıllar yaşanan ilk büyük aşkın sonu, sadece aşkın değil, prens ve prensesin de sonu olduğundan üçlü bir yıkımdır…

Kalpteki erozyonu korkunçtur…

Aşk bitmiştir…

Prens gitmiştir…

Prenses yitmiştir…

Yaşam henüz tecrübesizdir…

İş hayatı mutlaka dikenli ve sorunludur…

Aşkta yıkım vardır, işte ise bir zirve imkanı yoktur…

Gençlik denilen şey aslında budur…

Güzelim gençlik heba olmaktadır…

***

O sırada karşına çıkan kadın ve erkekler eczane gibidirler…

Her biri birer ilaca tekabül ederler…

Bazıları ağrı giderici, bazıları sakinleştiricidir…

Çoğu yıkılan egoyu okşayıcıdır…

Izdırap verici bir hastalık sonrası nekahat dönemi geçirilecektir…

Karşına çıkan her kadın ve erkekle, geçmiş prens ya da prenses kıyas edilir…

Onunla başlamış ilk nahif günlerin kırıntıları aranır… En ufak bir hataya çok çabuk tepki verilir…

Biraz geçmişin hıncı çıkartılır…

Çokça da, geçmişe ihanet etmemek arzulanır…

“Ben o ilk aşkımda bile buna evet dememiştim…” yollu sözcükler içten geçirilir…

İkincisine, üçüncüsüne ya da dördüncüsüne tahammül, ilkinden kesinlikle daha düşüktür…

Samimiyet aynı ölçüde değildir…

Mesafe uzun süre korunur…

Mesafe korunduğundan karşı tarafa biraz daha anlayışlı davranılır…

Kendi yaşam alanı, kalın kırmızı çizgilerle çizilmiştir…

Ufak müdahalelere bile, tepki büyüktür…

Hayat bir kez boydan boya işgale uğradığından, ufak ihlaller bile ağır reaksiyon getirir…

***

Yıkık prens ve prenses uzun bir süre böyle gider…

Gençlik denen, o efsanevi dönem böyle sürer…

Kafada yıkımın izleri…

Dışarda kalbi tamir sesleri…

Yıkımın izlerinden mutlu değildir…

Tamirin şiddeti ruhu serinletir…

Ne yazık mutluluğun sihri olan beyin ve kalp özgür değildir…

Geçmişin prangasının esiridir…

Yine de o yıllar…

Sonraları güzel hatırlanırlar…

Sonsuz bir bohem, fazla ağırlık yapmayan bir sistem, kemoterapi niyetine bir düzen…

Bu genç erkekler ve kadınlar esasen aşkı aramazlar…

Aşk verecek kadar hazır olamazlar…

Daha çok almaya yani kemoterapiye muhtaçtırlar…

Kadınlar bu yılları hatırlamak istemezler…

Gelip geçici ilişkileri düşünüp, ucuzlamayı kendilerine yediremezler…

Bu dönem kadın için ilerde hatırlanmayacak nispeten karanlık bir dönemdir…

Bilinçlerden silinmiş, bilinçaltına itilmiştir…

Oysa erkek için sadece o günler gençlik günleridir…

Hafif yüzeysellikler, erkek gençliğini güzelleştirirler…

***

Sonunda, erkek ve kadının hayatına ikinci büyük aşk dalgası gelmektedir…

Yeni bir deneme kaçınılmazdır…

İçindeki aşk usul usul uyanır…

Kalp, değişik etkilere daha bir açık bırakılır…

Nasılsa zaman geçmiş, prens ve prensesin hikayesi küllenmiştir…

Şimdi hayattan yeni aşklar isteme zamanıdır…

Sanki bir zamanlar yıkılan kadın ya da erkek o değilmiş gibi, aşkın yıkımları değil, canlılıkları konuşulur olmuştur…

Hayata ve insana ne kadar iyi geldiğini söylenir olmuştur…

İlaç ve kemoterapi tedavisi gören insan gitmiş, yerine aşkın sağlığa iyi geldiğini söyleyen insan gelivermiştir…

Aşk, güzelliktir, mutluluktur, acıdır, üzüntüdür…

İronik olarak anlatmak gerekirse aşk bir beladır…

Ve bela yavaş yavaş gelmektedir…

İkinci aşk dalgası, birinciyle aynı değildir…

Birinci kadar masum değil, ama daha olgundur…

Hayaller daha büyük olduğundan, romantiklikle realistlik beraberdir…

Yine amaç, dünyaları fethetmektir…

Yine amaç, kişisel hayalleri gerçekleştirmektir…

Yine amaç o hayallere, o mucizevi kişinin üzerinden erişmektir…

O kişi ortaya çıkınca hayat değişir…

Yüzeysellikler silinir…

Yani hayallere yelken açılır…

Bu kez yenik düşmemek için dualar edilir…

Hatalar asgariye indirilir…

İkinci aşktaki davranış, birinci kadar verici midir bilinmez, ama kesin olan birinciden daha iyidir…

Bu aşk SON AŞK mıdır?..

Yoksa yaşanacak daha başka aşklar ve mutlaka bir SON AŞK var mıdır?..

Son zamanlarda bana okurlardan çok sık sorulan bir soru var:

“Kadınları nasıl bu kadar tanıyabiliyorsunuz?..”

Onları şöyle cevaplandırıyorum:

“Konu benim kadınları nasıl tanıdığım değil… Konu onların beni nasıl tanıdığı?..”

İkinci büyük aşkın sonsuzlaşması, ruh ikizinin bulunmasına bağlıdır…

İki tarafın birbirini tamamlayacak şekilde tanımasıdır…

Kadın ve erkek birbirini tamamlamıyorsa, fasit daire sürecektir…

İkinci aşk da hüsrana erecektir…

Kadının ayrıldıktan sonraki intikamı…

Kadının intikamını yazdığım yazıyı, ilişki esnasındaki kadın intikamını anlatarak bitirmiştim…

Oysa kadının bir de ayrıldıktan sonra aldığı intikamlar vardır…

O intikam, kadına göre “son altın vuruştur…”

Öyle bir intikam olmalıdır ki, “erkek hayatı boyunca o acıyı unutamasın…” Burada bir nokta çok önemli…

Kadının erkekle ilişkisinin bitmesi kendisine ne kadar koymuşsa, “intikam da o kadar acılı” olacaktır…

BAŞKA ERKEKLE İNTİKAM

Kadın intikamının en belli başlı yolu “yeni çıkılacak erkekle alınacak” intikamdır…

Yeni çıkılacak erkek öyle bir erkek olmalıdır ki, eskisi ifrit olsun, karnına ağrılar saplansın, midesi kaynasın, sürüm sürüm sürünsün, “ben ne yaptım, kızın kıymetini nasıl bilmedim” diye kafasını duvardan duvara vursun…

Kocalarından ya da sevgililerinden yeni ayrılan kadınlar, tehlikelidirler…

İlişkiyi başlatıp sürdürürken eski ilişkiden kopmazlar…

Sevgi ya da aşk bitmiş, ama nefret ve intikam bitmemiştir…

Kadın istemese de esasen hayatındaki yeni erkek eskisinden “alınacak intikamın vesilesidir…” Bu erkek, daha öncekinden daha özellikli olmalıdır…

Olmalıdır ki, dosta düşmana ve tabii ki eski kırığa, “nah sana, al işte böyle” denilebilsin…

En güzeli de “eski kırığı bir yerlerde görüp yeni sevgiliyle nispet yapmaktır…”

Yenisi eskisinden iyiyse, nispet müthiş keyiflidir…

Yenisi eskisi kadar iyi değilse, eskiye görünmemek için bin dereden su getirilir…

Eski daha iyiyse yeninin karşısında “kadını karalar bağlar…” Eskinin karşısında yenilmiştir işte…“Bir karşısındakine bakar… Bir de eskiyi düşünür…” durum iç açıcı değilse kadın kendini “berbat” hisseder…

ESKİSİ Mİ YENİSİ Mİ DAHA İYİ?

En kötüsü de gördüğü yerde “eskisinin yalnız olmamasıdır, yanında bir taze bulunmasıdır…” Bir kadın için bu durumun hiçbir telafisi yoktur…

Kendi yanındaki eskisi kadar iyi değilse…

Eskinin yanındaki de en az kendisi kadar iyiyse, yandı gülüm keten helva…

O saatten sonra, kadın yeniden başlar oyuna…

Eskiyi geri getirmek için yapılır her türlü manevra…

Erkek bir kadınla gerçekten ayrılmak istiyorsa, “hemen bir alternatifle ilişkiye girmemesi” kendi yararınadır…

Girerse kadından ayrılamayacaktır…

Çünkü kadın alternatifi görürse ayrılacağı varsa bile ayrılmayacaktır…

ERKEK İNTİKAM ALIR MI?..

Erkeğin “başka aşka yelken açanı” çok görülür…

Ama erkeğin biten bir ilişkide “hemen başkasıyla kadından intikam alanı” pek görülmez…

Ayrılık sonrası kadından bir başka kadınla hemen intikam alan erkeklere dikkat etmek gerekir…

Ya fazlaca fahişe ruha sahiptirler ya da direkt biseksüeldirler…

Fahişe ruhlu ya da biseksüel olmayan erkek, biten bir ilişkinin ardından hemen kadından intikam yolunu seçmez…

Bu erkekler ilişki için daha uzun süreli yas tutarlar, ya da kendilerini yeni hayata hazırlarlar…

İşte kadın intikamını esasen bu erkekler üzerinde alır…

Yeni bir ilişkiye bu erkeklerle ilişki bittikten sonra atılır…

EN FAZLA HANGİSİ İFRİT EDER?..

Kadının yeni bir erkekle eskisine altın vuruş yapacağı hamle çok önemlidir…

Ya her açıdan daha iyisi olacaktır…

Ya da…

Ya da eskisinin en fazla ifrit olacağı erkek seçilecektir…

Kadın erkekle ilişki esnasında eski sevgilisinin “ifrit olma noktalarını” hafızasına kaydeder…

Hangi erkeklerden haz etmez, hangilerini rakip görür, kimi kıskanır, kimi takmaz, kadın hafızasında her şey recorddadır…

Dolayısıyla ayrılma anında, o hafızaya başvurulur…

En fazla hangisinden gıcık olacaksa onunla olunur…

Olmazsa ikinci ya da üçüncü seçenek bulunur…

Kadın eski erkeğine altın vuruşunu yaparken müthiş bir haz alır… “İşte böyle” dercesine bulutlara uzanır…

SON SÖZ

Bu nokta bir erkeğin en hassas noktasıdır…

Erkek, erkek midir çocuk mudur burada belli olacaktır…

Bu altın vuruş karşısında sinirlenir patlarsa, yere yıkılacaktır…

Takmazsa kazanacaktır…

Takmamasını kadın hiç hazmedemeyecektir…

Takana kadar deneyecektir…

O takmadıkça kadın takacaktır…

İkili delilik kadın deliliğine dönüşecektir…

Ama hayat çoğu zaman böyle olmaz…

Çoğu erkek altın vuruş yedi mi yere serilir…

Yere serildi mi de kadın zevklenir, çünkü intikam nihayet gerçekleşmiştir…

Kadının kitlediği ve kitleyemediği erkek…

Aklı başında bir kadının hayatta mutlu olduğu en önemli şeylerden biri, “istediği, arzuladığı bir erkeği kendine kitlemektir…”

Kadın istediği ve gözüne kestirdiği erkeği kendine kitlemek ister…

Daha işin başından kitlenmeye hazır “budalalardan” hiç haz etmez…

Kadının istediği kendisinin gözüne kestirdiği erkeği “kitlemektir”…

Her kadın sonuçta bir erkeği şöyle veya böyle kendine kitler…

Burada mesele kitlediği erkeğin kitlemeye değip değmediğidir…

Gerçekte kadın tamamen kitlediği hiçbir erkeği, kitlenmeye en çok değen erkek olarak görmez…

Hep dışarlarda bir yerde kendisinin kitleyemediği daha büyük ve leziz bir parçanın olduğunu sanır…

***

Erkek kadının bir ilişkideki en büyük amacının “o erkeği kitlemek” olduğunu anlamaz…

Kitlemek demek, “erkeğin o kadınsız pek yapamayacağına inanması” demektir…

Kadınlar gizli gizli diğer kadınların, başka erkekleri nasıl kitlediklerini süzerler…

Kendinden daha iyi erkek kitleyen kadınlara uyuz olurlar…

Kendinden kötü kitleyenleri ise aptal bulurlar…

Her halukarda bir kadın hiçbir zaman başka bir kadını beğenmez ve takdir etmez…

Tek takdir etmiş göründüğü kendi kankasıdır…

O da rekabetin olmadığı durumlarda vardır…

Rekabetin olduğu anlarda kankalık yerini düşmanlığa bırakır…

***

Erkeği kitlemek öyle her kadının şipşak yapacağı kolay bir zanaat değildir…

Erkekler iki tiptirler…

Kitlenecek erkekler ve zor kitlenecek erkekler…

Kadınlar kitlenmeyecek bir erkek olduğuna inanmazlar…

“Kitlenmeyecek erkek yoktur, kitleyemeyecek kadın vardır…”

Mesele kolay kitlenecek erkeği değil, kitlenmesine değecek erkeği kitlemektir…

Daha doğrusu başka kadınların kitleyemediği erkeği kitlemektir…

Onun için kadın zor kitlenen erkeklere yönelir…

Zor kitlenen erkekler ise iki çeşittir…

İflah olmaz serseriler ve iflah olabilecek yarı yabani evciller…

Bir erkeğin serseriliği, kadını takmaması ve cool havası, kadını cezbeder…

Kadın bu erkeği ister…

Ama bu erkeğin içten içe, kendisine karşı duyarlı olmasını arzular…

Hem duyarlı olacaktır…

Hem de cool…

Hem serseri ve takmaz olacaktır…

Hem de sahiplenici…

Kadın tamamen duyarsız, tamamen serseri olanlardan uzak durur…

Onları fazla tehlikeli bulur…

***

Erkekler kadın kitlemesinin ne anlama geldiğini bilmezler…

Yaşarlar, ama farkına varmazlar…

Bir erkek bir kadına “gidiyorum” dediğinde, “gidemezsin” diye bağırıyorsa, kitlenmiş demektir…

“Sen bilirsin” havasında hiç oralı olmuyorsa, ortada kilitlenme yok demektir…

Kilit yoksa, kadın fitil oluyor demektir…

Kitleyene kadar uğraşacaktır…

Erkeğe “ben gidiyorum” diyecektir, onun fitil olmasına çalışacaktır…

Başkasıyla gezecek tozacak onu kudurtacaktır…

Tüm bunlara rağmen erkek sakinliğini bozmuyorsa, dönüp yeniden oynayacaktır…

O adam kilitlenene kadar oyun sürdürülecektir…

Onun için bazen kadınlar, eskiden kitleyemedikleri adamlara yeniden dönüş yaparlar…

Eski bir hesabı yeniden açarlar…

Daha doğrusu kapanmayan hesabı kapatmak için yeniden oyuna girerler…

Zamanında kitleyemedikleri erkeği, yeniden kitlemeye uğraşırlar…

Bazen başarırlar, bazense yine kitlemeyi başaramazlar…

Ne ki kadının kitleyemediği erkeği kitleme uğraşı son bulmaz…

Kitleyene kadar mücadele edecektir…

Bilgisayar oyunu gibi “Insert coin” yapılacak, “game over” olacak, yeniden para atılacaktır…

Kadın bilir ki, adam kitlenmezse yara kapanmadan sürecektir…

Bir ömür o yarayla yaşamı paralel gidecektir…

Üzücüdür, ama gerçek budur…

Erkeğin kadın karşısındaki zavallılığı

Erkeklerin hırbo statüsüne giren önemli bir kesimi, kadınları zavallı olarak görür…

Bir de kadınların ne olduğunu pek kafasına takmayan vasat erkekler vardır…

Sıradandırlar ve kadınlar karşısında zavallıdırlar…

Esas kötüsü zavallı olduklarının da farkına varmazlar…

Sıradan ve zavallı olarak doğar, yaşar ve ölürler…

Önce onları ilk kadınları olan anneleri yönetir…

Yönetip yetiştirdikten sonra, everir…

Uzun bir süre anneyle, karısı veya kadını arasında “bu adamın yularını kim tutacak” kavgası yaşanır…

Erkek zavallı ve vasatsa durumun farkına varmayacaktır…

Annesiyle, karısının “çok kıymetli olan kendisini” paylaşamadığını sanacaktır…

Oysa durum kıymetle ilgili olmadığı gibi esasen erkekle ilgili de değildir…

Tamamen kadınsı bir iktidar savaşıdır, ortadaki erkek sadece bir vesiledir…

***

Oğlanın annesi ağır bir vaka değilse, karısı pek ses çıkarmaz…

Bilir ki oğlanın “ilk yuları anasındadır…”

Fazla germeye gelmez…

Kopup gidiverir…

Fazla germezse de, arada bir durur durur söylenir…

Kocasına ses edemediği durumlarda konuya komşuya seslenir…

Her halükarda oğlanın anasını çekiştirir…

Esas oğlan ise, bu kurtlar sofrasında saf ve salaktır…

Bir o yana bir bu yana yalanır…

İktidar savaşının muzaffer komutanı olduğunu sanır…

Gerçekte savaşın komutanlarına da karargaha da uzaktır…

Daha çok ortada sıçanı andırır…

Erkeğin zavallı ve vasat olanı, esasen kadınları anlamadan yaşar, anlamadan ölür…

Fazla dert etmediği ve gönüllü kabullendiği için hayatı da pek zor geçmez…

İnsiyatifi olmadığından, sorumluluğu da yoktur…

En kötü huyları kendilerini ve dolayısıyla erkeğin bir bok olduğunu sanmalarıdır…

***

Erkeğin akıllı geçineni, kadınlara iltifat etmenin yararını görenidir…

Ne zaman bir yerde kadınlarla karşılaşsa “kadın erkekten üstündür” yollu iltifatlar eder…

Amacı kadınlara şirin gözüküp, yatağın yolunu bulmaktır…

Esasen kadın üstünlüğüne falan inanmaz…

Kadının hoşuna gideceğini bilir, sallar…

En güzel bu erkekler, rezil rüsva edilirler…

Çünkü aranırlar…

Arayan Mevla’sını da belasını da bulacaktır…

Kendini akıllı zanneden erkek,“birkaç güzel sözle kadını ininden çıkartacağı”nı düşünür…

Aptal olduğundan, ininden yavaş yavaş çıkan kadının ilerde nelere kadir olduğundan bihaberdir…

Güzel sözlerle kadını ininden çıkarttıkça çıkartır…

Ne zaman ki muşmulaya çevrilir, o zaman duruma ayılır…

Ancak bunlar erkeği esasen akıllı zanneden ümitsiz vakadırlar…

Ne kadar muşmulaya çevrilirlerse çevrilsinler, arlanmazlar…

Batıl itikatları vardır…

Kadının kendine karşı koyamadığını sanır…

***

Gerçek olan, kadınların zeka, uyanıklık, kurnazlık, duyarlılık, önsezi ve karmaşıklık konularında erkeklerden en az 50 misli fazla olduklarıdır…

Bu iyi midir kötü müdür bilinmez, ancak bilimsel bir veridir…

Salak gibi kompliman yapacağım diye edilecek laf değildir…

Bir erkek ancak kadının üstün olduğunu bilirse, nispeten, o da nispeten kadınlar karşısındaki zavallılıktan kurtulur…

Önlemini aldığı için bir parça daha belini doğrultur…

Esasen belin tamamen doğrulması imkansızdır…

Hani arzulanan, kamburlaşmadan, iki büklüm edilmeden ebediyete intikali sağlamaktır…

Yazması ve anlatması çok zor bir konudur…

Bu konuya devam edilmesi kadınlar izin verirse mümkündür…

Evlenecekler İçin 10 Altın Kural

1- Aşk ve evlilik farklıdır. “Bir imza neyi değiştirir?” demeyin çünkü her şeyi değiştirir. Sadece birbirinizle değil, ailelerinizle, arkadaşlarınızla ve devletle evleneceksiniz. İmzayı attıktan sonra atacağınız her adım devlet kontrolünde olacak. Bu sorumluluğu taşıyabilecekseniz evlilik riskine girin. Evet, evlilik bir ilişki için en büyük risktir.

2- Kafanızda soru işaretleri varsa evlilik kararını yeniden gözden geçirin. Beyninizle ve kalbinizle ikna olmadıysanız evlenmeye kalkmayın. “Acaba doğru karar verdim mi?”, “Acaba doğru insan mı?”, “Acaba mutlu olacak mıyım?” gibi sorular beyninizin içinde dönüyorsa en azından bir süre için evlilik kararınızı erteleyin. Evlenebilmeniz için en küçük bir soru işareti bile kalmamalı.

3- Aşk güzel şey. Ancak insanı yanıltır. Aşkın hormonların dorukta olduğu ilk dönemlerinde evlilik kararı almayın. Hele bir ayaklarınız yere bassın. Çünkü o dönemde beyniniz ‘dopamin’in etkisi altındadır. Dopamin beyninizdeki muhakeme merkezini bloke eder. Bir başka deyişle sevgilinizi objektif olarak göremez ve yargılayamazsınız. Hatalarının üstünü kaparsınız. Bu işin en doğrusu aşık olduğunuzla evlenmek ama aşıkken evlenmemektir.

4-
“Evet bazı kötü yanları var ama evlendikten sonra değişir” yargısı yanlıştır. Türkiye’de boşananların yüzde 61’i “Eşimin sorumsuz davranışlarını evlenmeden önce biliyordum ama evlendikten sonra değişeceğini sanmıştım” diyor. Demek ki, değişmemişler ve evlilikleri bitmiş.

5- Doğru eşi seçebilmek çok önemlidir. Sizin için ‘doğru sevgili’ olan kişi ‘doğru eş’ olmayabilir. Sevgiliyken yapılan bencilce hareketler, hoşgörüsüzlüğe varan kıskançlık gösterileri hoşunuza gidebilir. “Beni sahipleniyor, beni koruyup kolluyor” diye düşünebilirsiniz. Ancak evlilikte bu durum büyük sorun yaratabilir. Bencillik ve hoşgörüsüzlük boşanmanın en büyük nedenlerindendir. Eşlerden birinin diğerini ihmal ederek kendi başına ya da arkadaşlarıyla eğlenmesi, en çok şikayet konusu olan noktalardandır. Burada önemli nokta, kişinin karısını ya da kocasını sadece bir eş olarak değil, aynı zamanda bir sosyal varlık olarak da görebilmesidir.

6- Eğlenemediğiniz insanla sakın evlenmeyin. Birlikte vakit geçirmekten hoşlanmıyorsanız, ortak beğenileriniz yoksa, ortak ilgi alanlarınız yoksa o evlilik sizin için zulüm haline gelir. Unutmayın siz bir görevi yerine getirmek için değil, ruhsal açıdan tatmin olmak için de evleniyorsunuz. Eşi sadece ‘evin ekmeğini kazanan adam’ ya da ‘ev kadını ve çocukların annesi’ olarak görmek, sonunda evliliği bir çıkmaza sokar.

7- Üremek için de evlenmiyoruz. O yüzden daha baştan beyninizin ve kalbinizin kabul etmediği insanı çocuk yaparak eve bağlama fikrini aklınızdan bile geçirmeyin. Türkiye’de boşananların yüzde 64’ü çocuklu. Boşanma sebeplerinden biri de çocukla ilgili tartışmalar.

8- Evliliğin yarısı cinselliktir. Türkiye’de evlilik öncesi cinsel yaşam hoş görülmüyor. Birçok çiftin cinsel açıdan uyumlu olup olmadığını evlilik öncesi tespit etmesi mümkün değil. Ama en azından elini tuttuğunuzda, aklınıza geldiğinde, göz göze bakıştığınızda cinsel açıdan sizi uyarmayan biriyle evlenmeyin. Cinsel tatminsizlik en büyük boşanma sebeplerinden biri. Cinsel açıdan tatminsiz olan kişilerin hayatın her alanında başarısız oldukları biliniyor.

9- Evlilik belirli bir olgunluğa ulaşmış insanların yapması gereken bir eylemdir. Henüz kendi ailesinden kopamamış, ‘ana kuzusu’ diye tabir edilen kişiler evliliğe uygun değildir. Unutulmamalıdır ki; evlendikten sonra her insan kendi ailesini kurar. Ebeveynler, dara düşen, yolunu bulamayan çiftlere elbette yardım etmelidir. Ancak kendi hayatlarını yaşamalarına da izin vermelidir. Kendi eşi ve çocuğu yerine ebeveynleri ön plana koyabilecek kimselerle evlenilmez.

10- Kültür, eğitim, aile terbiyesi gibi kavramlar evlilikte büyük önem taşır. Bu noktalarda uygunluk şarttır. Eğitim açısından aralarında uçurum bulunan, hiç olmazsa birbirine yakın kültüre sahip olmayan ve terbiye açısından farklı noktalarda bulunan çiftlerin mutlu olması pek mümkün değildir.

KEY itiraz Dilekçesi

KEY ödemelerinin başlanmasından bu yana bir haftaya yakın süre geçti. Fakat gelen şikayetler KEY listelerinde ismi yer almayanların sayısın milyonu geçtiğini gösteriyor. Listede ismi olmayanlara ilişkin çalışmalar sürerken sendikalar da listede ismi yer almayanlarla toplu itiraz çalışmaları yapıyor. İtiraz için aşağıdaki dilekçe örneğinin kullanılabileceği belirtiliyor.

İŞTE İTİRAZ DİLEKÇESİ:

GÖREVİ : : Konut Edindirme Yardımı

ÜNVANI :

ADI VE SOYADI :

BABA ADI :

DOĞUM YERİ VE TARİHİ :

SİCİL NO :

EMEKLİ SİCİL NO :

T.C.KİMLİK NO :

ÖZÜ

……………………KURUMUNA

Kurumunuzda ……/……/…… tarihinden ……/……/…… tarihine kadar çalışmaktaydım. Mülga 3320 sayılı Memurlar ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanun uyarınca yukarıdaki tarihleri arasında adıma konut edindirme yardımı tahakkuk ettirilmiştir. Anılan tarihlerde adıma konut edindirme yardımı yatırılmasına rağmen 5664 sayılı kanun gereğince Resmi Gazetede kanalı ile ilan edilen hak sahiplerine ilişkin listede ismim yer almamaktadır.

5664 sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasında “ Bu süre içerisinde hak sahibine ilişkin listenin bildirilmemesi mükerrer veya yanlış bildirilmesi halinde hak sahiplerine karşı sorumluluk ilgi kurum ve kuruluşa aittir.” Hükmüne yer verilerek kurumların sorumluluğu düzenlenmiştir. 5. maddesi 2. fıkrasında ise; “Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketine iletilen listelerde isimleri yer almadığı halde, konut edindirme yardımına müstahak olduğunu ileri sürenlerin, ilanın yapıldığı tarihten itibaren 3 ay içerisinde mülga 3320 sayılı Kanuna göre konut edindirme yardımı hesaplarını tahakkuk ettirmek ve ilgili bankaya devretmekle yükümlü olan kurum ve kuruluşlara başvurmaları halinde, adlarına daha önce konut edindirme yardımı yapıldığı hususunun her zaman düzenlenmesi mümkün olmayan nitelikteki belgelerle kanıtlanması veya bu durumun ilgili kurumların kayıtları ile anlaşılması kaydıyla, konut edindirme yardımı tutarları ilgili kurum veya kuruluşlarca hesaplanarak ilgililerin başvurusunu izleyen 2 aylık süre içinde 3 üncü maddenin birinci fıkrasında belirtilen formatta ve şekilde Bankaya bildirilir. Bu fıkraya göre hak sahibi olduğu tespit edilenlere yapılacak ödemelerde 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine ilişkin hükümler uygulanır. Bu fıkrada belirtilen başvuru süresi geçirildikten sonra yapılan talepler ilgili kurum ve kuruluşlarca dikkate alınmaz.” hükümleri gereğince konut edindirme yardımı hesabını tahakkuk ettirerek ilgili bankaya bildirmekle yükümlü kurumunuzun gerekli düzeltmeyi yaparak ilgili ödemelerin yapılmasını sağlaması hususunda gereğini arz ederim.

…./…../……

İmza

Paraşüt

Bence Sen de Şimdi Herkes Gibisin !

Gözlerim gözünde aski seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence simdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçiyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktim da iyice
Anladim ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karisti simdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de simdi herkes gibisin..